Sayfalar

Yabancı Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yabancı Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mayıs 2015 Pazar

Aşkın Ritmi, Kylie Scott [Kitap Yorumu]



Arka kapak yazısını okumak gibi bir alışkanlığım yoktur. Bu sebepten Aşkın Ritmi'ni, Aşkın Müziği'nin devam kitabı sanıyordum. Bir nevi o nitelikte tabi ama Stage Dive grubunun bateristi Mal'ın hikayesini anlatıyordu.

Günümüz aşk türünde çok fazla kitap okumam. Okuduklarımın da çok azının devam kitaplarını elime alırım. Fakat Aşkın Ritmi'ne başlarken beğeneceğime dair en ufak bir şüphem yoktu. Kylie Scott oldukça başarılı bir yazar.

Sürükleyici kurgusu, etkileyici karakterleri ve esprili bir dili var. Romantizmi saymıyorum bile. =)

Çevirisine gelirsek; ben beğendim. Fakat bir yazarın kitaplarını hele de seri ise aynı çevirmenin elinden çıkmasını tercih ederim.

Lafın özü: Bu kitap, bu yazar hayal kırıklığına uğratmıyor. Ateşli ve esprili kalemi ile eminim ki sizi de hayal kırıklığına uğratmayacak.  Baş döndürücü bir hikaye, baş döndürücü bir aşk ve baş döndürücü bir karakter; Mal. Eh daha ne ister insan? Tabi bir de kadın karakterimiz var; Anne. Ama onu düşünmeyelim şimdi. =) 
Mal, seninle her yere gelirim bebeğim. Turneye bile. Anne'de kimmiş? =)

Aşkın Ritmi Anne'nin ağzından anlatılıyor. Anne ve Mal ise Evelyn ile David'in verdiği bir parti de tanışıyorlar. Yani Aşkın Ritmi'nden önce Aşkın Müziği'ni okumanız şart. =) Tanışmalarının ardından yirmi dört saat geçmeden Anne evinde Mal'ı buluyor. Adam taşınmış, yerleş bir de koltuk takımı falan almış. Kırık ya... =)=)=) Anne'de az değil tabi buldu Mal gibi rockçıyı. O gün bir oyun oynamaya başlıyorlar. Görüntü de sevgili olacaklar. Lakin oyunun gerçeğe dönüşmesi çok sürmüyor. İkisinde de o arzu olduktan sonra. Biz en fazla evcilik, doktorculuk oynayalım daha, of of.! =)
Fakat hayat toz pembe değil. İkisininde konuşmaktan kaçındığı, onları üzen ailevi sorunları var. İkilimiz birbirine bağlandıkça açılıyorlar. Açıldıkça mutluluğa adım adım yaklaşıyorlar...
Sonrası mı; mutlu son. 
Bu yazarı okuyun millet. Pişman olmayacaksınız.


18 Nisan 2015 Cumartesi

Paris Mimarı / Charles Belfoure (Yorum)



   Yabancı Yayınları son dönemlerde en çok dikkatimi çeken yayınevi. Kitaplarının baskı kalitesi, çevirileri, tek bir türe bağlı kalmadan çeşitli kitapları çıkarmaları ve çok dikkat çekici ayraçları ile favorim oldular. Nerede kitaplarını görsem almadan edemiyorum. En son okuduğum Paris Mimarı da bunlara dahil oldu.

   Kitabın kapağı çok dikkatimi çekmişti. Belki aranızda Schindler's List filmini izleyeniniz vardır. O filmde sokakta kırmızı paltolu bir kız vardı. Bu kitabın kapağını görür görmez onu hatırladım. Tesadüf konu da soykırımmış. Severim tarihi ele alan anlatımları. Hele ki konu soykırım ise. Bu kitapta da çok etkilendiğim yerler oldu. Almanların zamanında insanlara nasıl işkenceler yaptığını bir çok kitapta okumuş ve nerde bu tarz kitaplar varsa edinmeye çalışmışımdır. İyi ki bu kitabı da okumuşum.
   Çoğu yerde sinirlerime hakim olamadım dersem yeridir. İnsanların bir hiç uğruna keyfi öldürülmesi, açlıkları, yaşamları uğruna verdikleri mücadele vs. çok detaylı olmasa da hikayenin çerçevesinde güzel anlatılmış.

   Lucien bir mimardır. Ama savaşın getirdikleri onu işini yapmasından alıkoyuyor ve her gün biraz daha sefalete sürüklüyor. Günün birinde çook zengin bir adamdan bir teklif alır. Tabii bu teklifin maddi olarak getirisi çok yüksektir. Ama çok da tehlikeli. Bu teklifte Almanların deli gibi aradığı bir adamı saklanması için biye yer yapması istenir. Lucien her ne kadar istemese de teklifi kabul eder.
Zaten olayların büyük bölümü de bundan sonra başlar. İlk başta yaptığı şeye kendisi bile karşı çıkan Lucien sonraları kendide bu mücadelenin içinde yer alır.

   Açlık, savunmasızlık, hayatta kalma mücadelesi yani kısaca her yönden çoklu bir savaş. İnsan yaptığı tercihler için ne kadar ve nasıl fedakarlık yapabilir, biraz da bunu sorguluyor hikaye de.

   Eğer siz de geçmişte yaşanan olayları merak ediyorsanız, soykırım tarihi biraz ilginizi çekiyor ise bu kitabı okumalısınız. Aslında herkesin okuması gereken kitaplardan olduğunu düşünüyorum.
Hem sade anlatımıyla sıkılmadan okuyabileceğiniz, hem de beğeneceğiniz bir kitap olacaktır.

   Şimdiden keyifli okumalar dilerim :)

Bu arada bana bu tarz da kitap tavsiye ederseniz de mutlu olurum...

3 Nisan 2015 Cuma

Kötü Prensesler, Linda Rodriguez McRobbie [Kitap Yorumu]

Kötü Prensesler ilginç olarak nitelendirebileceğim bir kitaptı ve yine o kategori de liste başı oldu. 

Kitabı beğendim fakat ne düşüneceğimi de bilmiyorum daha doğrusu neler hissettiğimi nasıl ifade edebileceğimi şaşırdım. 

Kitapta, tarih boyunca yaşamış prenseslerin kısa kısa hikayeleri yer alıyordu. Yazarın bu konu da bir çok araştırma yaptığı belli... Anlatılanların yarısı doğru ise yarısı da yanlıştır. Ya da nasıl desem; yanlıştan ziyade yazarın inandığı veya araştırmalarını yaptığı kişilerin inançlarıdır. Çünkü 20. yüz yıl, 18. yüz yılı bırak 5. yüz yıl hatta M.Ö yaşamış prenseslerin yaşamları bile konu edilmiş. Gerçekler günümüze kadar ulaşırken ne kadarı korunmuş olabilir? Kim bilir ne kadarı değiştirilmiştir... Ayrıca kitapta ismi geçen bu prenseslerin ortak noktaları da kötü olmaları değil, hikayelerinin kötü sonla bitmeleriydi. [Bence]


''Bir saray da doğmak çok büyük şans olarak görülebilir, ama bu özgür bir hayat yaşayacağınız anlama gelmez.''

Yazarımız 'Kötü Prensesler' tabirini kullanmış ama bence, kötü kelimesi bir 'kadına' hitap ettiği için konulmuş. Arada gerçekten kişiliğinde kötülük bulunan prensesler de vardı belki de ama daha çok prensesler yaşadıkları zamanın kurallarını göz ardı edip, özgürlük arayışında dik durabildikleri bunun için çabaladıklarından dolayı kötü olarak sıfatlandırılmışlar. Anlayacağınız geçmiş yüz yıllardan günümüze kadar ve hala daha kadınların işi zor olmuş. Kadın olduklarından dolayı çoğu zaman kabul görmemişler. Bu durum prensesler için bile geçerliymiş. 

Prenseslik birinin kendisine nasıl davranması gerektiği ve kadınların hayatlarında ne isteyip, neleri başardığı konularında büyük beklentiler yaratan bir unvandır. Günümüz de ise prenseslik giyinip süslenmekten, pembe simli eşyalardan ibarettir. Güzelliği kısıtlayıp, gerçekçi olmayan beklentiler yaratmıştır. Yazar da bunun farkında. Bu yüzden gerçek prenseslerin yaşamlarını anlatırken bize prenseslik kavramını öğretmeye çalışmış. Bu prensesler kendi kaderlerinin kontrollerini eline alan ve alamayan prensesler... Korkunç şeylerin yanı sıra büyük işler de başarmış prensesler... Fakat yazar bir nokta da demiş ki: ''Bu hikayeler söz konusu bir kadın olunca da her şeyin doğruluğunu iki kere sorgulamak gerekir.''

Bu kitabı okumaya başlayın ama her bir hikayeye gözü kapalı inanmayın. 


31 Mart 2015 Salı

Sonsuza Kadar / Natasha Boyd [Kitap Yorumu]



Sonsuza Kadar, Eversea serisinin ikinci ve son kitabıydı.

Jack ve Keri Ann'ı unutmuş ve unutacak olmamız mümkün değil, değil mi? =)) Jack'i hele (Elbette ki Jack'i, başka kimi olacak Keri Ann'ı mı?) öyle çok özlemişim ki!.. Jack'i, onların arasında ki nefes kesici aşkı ve kaplumbağaları da özlemişim. =))

Bu kitabı, kıskanarak okuyacaksınız. 

Yazarın kalemi de özlediğim bir diğer şeydi. Bir kez daha kurguyu biz okuyucusuna en başarılı şekilde yansıtmayı başarmış. Karakterler olağanüstü; hem de her biri. Dili akıcı. Elinden düşürmeden okuyup bitiriyorsun... Kitabın çevirisi, edisyonu ve baskısı da başarılı. Eee daha ne istiyorsun? =))

Sonsuza Kadar'da benim ilgimi çeken ilk şey kapağı olmuştu. Onun bile bir anlamı var; okuyacaksınız. Jack'in annesi onu ''Şişedeki Mektup''un insan versiyonuna benzetiyor. Yani demek istiyor ki; bir aşk hikayesi onu ancak doğru insanla karşılaştığında ve kim olduğunu kabul edip kendisini kucaklarsa bulurmuş. Kaldı ki öyle de oluyor. Jack'in kendisi ve bir anlamda babası ile yüzleşmesi, bazı şeyleri kabullenmesi gerekiyor.
Jack bir korkak olmaktan vazgeçip, Keri Ann için daha sert savaşmaya başlamalı. Reddedilmekle yüzleşmek istemediği için çabalamaktan kaçmamalı. 

Keri Ann ise... Jack'le olan ilişkisinin onu tanımlamasından korkuyor. (Anlayacağınız elimizde iki korkak var) Keri Ann kim olduğunu, neler yapabileceğini ve ne istediğini bu kitapta keşfetmeye başlıyor. Bir anlam da Keri Ann bu kitapta gerçek bir kadın gibi hissetmeye başlıyor. Sadece Jack'in sevgili olarak anılmak istemiyor. Onun hayatının gelgitleri arasında kaybolmaktan korkuyor belki de. Haklı da. Batsa da çıksa da bir kadın kendi adıyla anılmak ister. Kendisinin başarısı veya başarısızlığı olsun ister. 

Ama... Ama ama ama Jack'ten de vazgeçemiyor hatun. Akıllı kız. =))

Kitap iniş ve çıkışlarla sona yaklaşıyor. Bu arada sinir krizi geçirmenize ramak kalıyor çünkü Jack bir türlü evlenme teklifi etmiyor! Uyuz! Uyuz oldum! Kitap bitecek, okuyacak bir tutam sayfa kaldı; yok!... Sonra ne mi oluyor?

Okuyun öğrenin =))=))=)) 


2 Mart 2015 Pazartesi

Gözlerindeki Canavar, J.M.Darhower [Kitap Yorumu]



Gözlerindeki Canavar... Masallarda ki gibi yakışıklı fakat ruhunda saflıkla alakalı tek iyi bir şey olmayan Ignazio'nun, ona aşık olduğu kadar ondan nefret de eden Karissa'nın hikayesi...

Bu kitap ne kadar aşk hikayesiyse bir o kadar da intikam romanıydı.

Aşk kitapları okurken çoğu zaman sıkılıyorum fakat bu kitabı soluksuz okudum. Bir sonra ki sayfayı çevirmeme neden olan merakım sağ olsun. :))
Kitabın sonu hele! Neye uğradığımı, ne düşüneceğimi, kitabın nasıl devam etmesinin isteyebileceğimi şaşırdım. Karissa gibi. Üstelik ben böyle bitemez derken devamı olduğunu bile bilmiyordum. Neyse ki varmış.

Yazarın kalemini de beğendim. Kitabın çevirisini de. Akıcıydı... 

Kurgu da en beğendiğim yan; Naz'ın değişmeyen karakteri oldu. Kitabın başında nasıl bir adamsa kitabın sonunda da aynen öyleydi. Kızı görüp aşık oluyor, evet. Fakat aşk ile bir an da temiz, saf birine de dönüşmüyor. İyi ki de dönüşmüyor. Klasik kurgulara benzememiş.

Eleştirilerim de yok değil: Mesela yaş farkı. Bu tür kitaplar da (özellikle de historicallar da, o tür okuyanlar iyi bilir) on/on beş yaş farkı oluyor. Bunda ise yirmi yaş fark vardı. Tam tamına yirmi! Çok fazla... Kız hele on sekizinde. Benim gözümde bir çocuk. Adam otuz sekizinde. Bu normal değil... Doğru değil.
Sonra, bir de adam kıza çok kötü davranıyordu. Canavarca. Yaptığı şeylerden çoğu kadına şiddet olarak tanımlanabilir. Karissa ise hem bunun farkındaydı hemde eğer durmasını isterse onun duracağının bilincindeydi. Fakat o durmasını istemiyor. Çoğu yer de Karissa bunu diyor. Bir nokta da aslında yazar bunu bize, okuyucusuna belirtiyor. Hani bir söz vardır; alan razı veren razı. Ben ne edem. Bu yanlışlıklar beni rahatsız etmedi. Çünkü bu bir fantazi kitabı. Bu demek değildir ki ben bundan hoşlanıyorum ya da hoşlanmıyorum... Ben sadece okuyorum.
Yazar kafasında bir kurgu yaratmış, yazmış. Ben kurgunun gidişatına yorum yaparım. Kurgunun içeriğine yorum yapamam. Kimse yapamaz

Tavsiye eder miyim? BU KADAR YAŞ FARKININ VE KADINA ŞİDDETİN DOĞRU OLMADIĞININ BİLİNCİNDE OLAN KİŞİ BU KİTABI OKUSUN DERİM.

Serinin ikinci ve son kitabını okuyacak mısın derseniz; evet. Merak ediyorum, kızın seçimi ne olacak. Nefret ettiği aşkı ile devam edecek mi? Adam canavarının zincirlerini çözebilecek mi? 
Bir çok soru vardı yarım kalan.

Ben bu soruların cevaplarını merak ediyorum. İkinci kitabı bekliyorum... 



•ALINTILAR•







19 Şubat 2015 Perşembe

Kızıl Tepe, Jamie McGuire [Kitap Yorumu]

Kızıl Tepe'ye eğer ağır bir spoi yemeseydim dram kitabı olduğunu sanarak okumaya başlardım. Halbuki fantastikmiş. Üstelikte zombi konulu! Duyduğumda şok oldum. Fakat o kadar çok beğenildi ve tavsiye edildi ki bu kitap, ben de heyecanla ve büyük bir beklentiyle başlangıcı yaptım.

Kitabı bitirdiğim de 'vay anasını' demişim. :)) Fakaaat ilk iki yüz sayfa çok sıkıcıydı! Durağandı. The Walking Dead'in ilk sezonunun çakması gibiydi resmen. Ben mi gözümde büyütmüşüm bile dedim. Ama... Karakterler kitabın ikinci yarısında Kızıl Tepe Çiftliğine varıyor ve kitap bir an da açılıyor. Kitapla birlikte sen de coşuyorsun. :)) Öyle çok olay oluyor ki! Neye uğradığıma şaşırdım. Hiç tahmin edemeyeceğin bir an da, hiç aklına gelmeyecek karakterler ölüyor. Zombilerin pişmemiş fast foodu oluyorlar. [Evet, iğrenç bir espri yapma yeteneğim var. Kabul. :))] Ve The Walking Dead ile bir benzerliği daha vardı. Zombilere zombi demiyorlar. Ne öyle fantastik hikayelerde ki gibi değil mi? :)) Sarsaklar diyorlar. TWD'de de aylak diyorlardı ya. Ama sonradan Ted demeye başlıyorlar.

''Peki ya Ted nasıl? Kafiyeli de; sesleri bet. 'Yo, hayır! İşte Ted! Saklan! Koş Cooper! Ted'e ateş et Scarlet!''
                                                                                                                                                   
Dünya'nın sonu gelmiş, onlar delirmiş gibi dalgasını geçtikçe ben de delirmiş gibi gülüyorum. 
Gülüyorum, ağlıyorum, şaşırıyorum... Duygu fırtınası yaşattı bana.
Tabi tüm bunlar karakterlerimiz Kızıl Tepe'deyken yaşanıyor.

Kitabın anlatımı üç kişinin ağzından;

Miranda: Üniversite öğrencisi. Kız kardeşi ve sevgilileri ile birlikte. Kızıl Tepe babasının çiftliği.
Scarlet: Belki de en güçlüleri. Çünkü kızları yanında değil. Kızıl Tepe'de onların yolunu gözlüyor. Ve Ted'leri öldürerek onların yolunu açmak istiyor. Size şu kadarını söyleyeyim; bir anne çocukları için her şeyi yapar.
Nathan:  Kızı ile bir başına. Sığınacak yer arıyor.

Bu üçünün de farklı yollardan belki ama vardıkları yer Kızıl Tepe. Dünya'nın çöküşünde birbirinden farklı kişilikte ki bu kişiler Kızıl Tepe'de aile oluyorlar.
Sadece onlarda değil üstelik. Aralarına kimi tesadüfen kimisi değil; iyisi de giriyor kötüsü de. 

Bir gün eve dışarıdan gelen bir adamla, küçük kızını kabul ediyorlar. Adam pedofil çıkıyor! Dışarıda zombi istilası var ve yazar bu nokta da bile kanımı dondurmayı başardı. Scarlet öyle bir şey yapıyor ki... Anne işte.

Ve çok, çok kişi ölüyor... ''Biri'' vardı ki, o öldüğünde gözyaşlarıma engel olamadım. Onun acısını gerçekmiş gibi hissettim. Çünkü yazar karakterleri o kadar gerçekçi yansıtmış ki... Kitapta en sevdiğim kısımlardan biri; her karakterin apayrı kişilikleri oldu. Ve her birine de o kişilik cuk oturmuş. 



Nefesinizi kesecek bir kitap, Kızıl Tepe.

Alın okuyun millet. 



             

12 Şubat 2015 Perşembe

Gölgeler / Paula Weston (Yorum)

   Fantastik okumayı seviyor musunuz? Melekler, düşmüş melekler, iblisler, zebaniler, Refaim... ne ararsanız bu kitapta. Hatta daha fazlası bile var. Bir kere olaylar ilk sayfalardan başlıyor. Daha siz 'Hopp ne oluyor!' demeden bakmışsınız ki sayfalar ardı ardını kovalıyor. Bir ara kendimi 'yavaş yaşayın biraz' derken bulmuş olabilirim :D

  Kapaktan bahsedelim biraz. Ben kapağı sevdim. Hatta diğer kapaklara da bakındım. Ama yok bizim kapak bence daha güzel. Buradan tasarımcıya 'teşekkürler, güzel kapaktı' notumu ileteyim. Bakı kalitesi de gayet başarılı buldum bir yayın evi ne yalan söyleyeyim. Sayfa düzeni, punto felan insana okurken hiç zorluk yaşatmıyor, aksine kolaylık sağlıyor. Bir de ayraç var tabii. Ülkemizde bazı yayınevlerini bu konuda çok başarılı buluyorum. Yabancı Yayınları da bunlardan birisidir. Hem kitapla çok uyumlu hemde dikkat çekici. Hele benim gibi ayraç takıntınız varsa :D

   Az bira konuya değinelim ne dersiniz? Abartırsam dur yeter deyin veya gerisini okumayın.Tabii kitabı okumadıysanız...
   Gabe ikiz kardeşini bir kaza esnasında kaybeder ve onun yasıyla yaşamaya alışmaya başlar. Ehh artık ne kadar alışabilirse. Ama bir gün Rafa çıkagelir ve her şey çok farklı olmaya başlar. Gabe'in bütün anılarının hepsi -ki büyük ihtimal hepsi- aslında var olmayan bir hayatının ürünüdür. Artık başlarına her ne geldiyse biri gerçekte yaşadığı bütün hayatını hafızasından silmiş ve yerini sahte anılarla doldurmuştur. Rafa'in Gabe bulmasıyla bazı taşlar yerine oturmaya başlayacak ama bu tabii ki hem zaman alacak hem de baya bir karmaşık olaylar yaşamasına sebep olacaktır. Mesela Gabe hem kendinin kim olduğunu bilmiyor, hem de sürekli etrafında her an yeni biri buluyor ve kimseyi hatırlamıyor.

   Kitapta herkes her an size hem çekici hem de çok itici gelebilir Yani iki dakika önce kötü diye okuyup gıcık olduğunuz kişi iki dakika sonra gözünüzde farklı şekillenecektir. Ben bunu sürekli yaşadım mesela.Hele ki Malachi. Onu nasıl bir kefeye koyacağımı çok şaşırdım. Az önce pislik dediğim adamı az sonra sevmeye başlamam sanırım bende bir sorun olduğunu gösteriyor. Değil mi :) Ya da yazar işini iyi biliyor.

   Ahh yine çok konuştum sanırım. Ama şunu da eklemeden yorumu bitirmeyeyim. Kitabımız seridir ve yazar öyle bir yerde son vermiş ki kitabın sonuna yazılan teşekkür notunu ben hikaye devam ediyor sanaraktan okumaya başladım bir an. Tabii jeton sonradan düştü. Hepsi yazarın ve yayın evinin suçu. Biri yazıp diğeri basmasaydı bende bu hale düşmezdim. :))

   Son olarak; okuyun efenim, bu seri kaçmaz :D



10 Şubat 2015 Salı

Gölgeler, Paula Weston [Kitap Yorumu]


Özetleyecek olursam eğer: Vay vay vay! :))

Refaim serisinin ilk kitabıydı Gölgeler. Kitap ilk çıktığı andan itibaren kitaplığımdaki yerini almıştı fakat elime alıp okumak bugüne nasipmiş. Aradan çıkartayım diye okumaya başladım beş saat dolmadan kitabı okuyup bitirmiştim.

Abartısız. Elimden bırakamadım. Bu romanı soluksuz okuyacaksınız.

Refaim serisi ile kendimi yeni bir altın madeni bulmuş gibi hissediyorum.

Serinin ikinci kitabında sadece olayların devamı değil başlangıcı da yer alacak bence. Ya da umarım ki yer alır diyeyim. Yoksa meraktan çatlayacağım, Gölgeler'in devam kitabını sabırsızlıkla bekliyorum.
Duy beni, ey Yabancı! :)) Allah'tan serinin devam kitaplarının arasını çok açmıyorlar da o konuda içim rahat.

*

Gölgeler'in yazarı Paula Weston ile ilk kez bu kitabıyla tanıştım. [Türkiye'de çıkan ilk kitabı zaten] Yazar romanında kurguyu çok iyi kurmuş. Sıkılıp bırakmak isteye bileceğin tek bir an bile yoktu. Hatta aynı zamanda ateşli bir romandı. ;)) Söz konusu olan yarı melekler yani... Heyecandan ateş basıyor. Cinsellik yok. Her yaşa uygun bir roman. Biz analı kızlı okuduk, size de tavsiye ederim. 

...Yabancı Yayınları'nın baskısının kaliteli olduğu da herkesçe bilinen bir gerçek. Tek bir yer de bile çeviri hatasına rastlamadım. Ya hiç yoktu ya da kendimi öyle bir kaptırmışım ki fark etmedim. :)) Ama eleştirisiz de olmaz; çıkardıkları fantastik kitaplarda kapak görsellerini bir türlü beğenemiyorum. Gölgeler'in kapağı hoşuma gitmediği için belki de elimde neredeyse bir ay beklettim. Ama ne demişler; önemli olan iç güzellik. :)):)):))

*
...
Bir kere en sinir olduğunuz karakteri bile, ileride sevme durumunuz olabilir. Öyle bir romandı Gölgeler. 

Elimizde ne mi var? Bir grup büyüleyici Nefilimler. Zaten büyülemeyeni görmedim. Ama onlar kendilerine Refaim diyorlar. Sebebi ise kitapta. Oku ve öğren canım, her şeyi yazmak olmaz. :))
Refaim'lerin babaları; düşmüş meleklerin -biri hariç- yeri bilinmiyor. Herkes onların dünya üzerinde ki sığındıkları yeri bulma peşinde. Yeri bilinen tek düşmüş melek Nathaniel ise manastır da bir nevi Refaim'lerin patronu olmuş.

Fakat zamanında anlaşmazlıklar çıkmış... Çok yalanlar dönmüş... Aralarından bir kısmı ayrılmış ve artık Nathaniel'ın emir erleri değiller. Bu ayrılan Refaim'ler kötü taraf gibi duruyor. Şimdilik. Aslında olayların bir nevi başlangıcı bu. Fakat biz bu başlangıcı yaratan olayları çözemiyoruz. Henüz. Benim merak ettiğim de bir bu. Bir de; Gaby ile Jude'un kayıp bir yılı.

Kitap Gaby'nin anlatımı ile ilerliyor. 

İkizlerden Jude trafik kazası sonucu Gaby'nin gözleri önünde ölmüş. Anne baba yok... Gaby sahil kasabalarından birinde yaşamına devam ediyor. Hayatında ki tek anormallik ise geceleri gördüğü kabuslar. Her gece o kabusta bir çocukla beraber iblislere, zebanilere karşı savaştığını görüyor. Sonra bir gün o çocuk karşısına dikiliyor; Rafa.

Bir de bakmışsın Gaby ve Jude aslında Refaim. Gaby'nin kendisini insan sanması için hafızası ile oynanmış. Ortada bir kaza yok. Fakat ortada Jude da yok. Kimse neler olduğunu bilmiyor. Ve bir sorun daha var Gaby ile Rafa iki ayrı gruptan. Gaby, Nathaniel'a sadıklardan... 

Ama işler çok çok karışacak. Kim bilir neler olacak. 

Bir merak aldı beni yürüyor içimi kemire kemire. :)):)):)) 

Serinin ikinci kitabını istiyorum! Size de Gölgeler'i tavsiye ediyorum!


3 Şubat 2015 Salı

Yeni Bir Başlangıç, Kim Karr [Kitap Yorumu]








Kitap Adı             : Yeni Bir Başlangıç

Özgün Adı           : Connected
Yayınevi              : Yabancı Yayınları
Yazar                   : Kim Karr
Seri Sıralaması   : #1 [6 kitaplık seri]
Goodreads Puanı: 4.16







Kapağından da anlaşılacağı üzere Yeni Bir Başlangıç, cinsellikte içeren bir aşk romanı. Fakat bir o kadar da dram romanıydı.

Kitap, babası sahne performansları merkezinin genel müdürü olan Dahlia ile Wilde Ones'in solisti River'ın aşkını anlatıyor. Rockcılarla aşk bir başka güzel. Romantik rockcılarla... Eh, büyü gibi. :)):)):))
Kitap yazarın her bölüm için dinlememizi tavsiye ettiği şarkı listesi ile başlyor. Bu kitapta müziğe doyuyorsun yani. :)) Müzik dinleyerek okuyamıyorsanız bile sonradan listeye göz atmanızı tavsiye ederim, çok güzel parçalar var.

Aşk ve müzik dolu bir roman. Kurgusu ise şaşırtıcıydı.

Dahlia genç yaşta ailesini kaybetmiştir ve beş yaşından beri onun yanında olan Ben'in ruh eşi olduğunu düşünmektedir. Fakat bir gece bar da River ile tanıştıklarında aralarında ki çekim çok kuvvetlidir. Bunu her ikisi de hisseder. Dalia bir nevi kaçar gibi çıkıp gider. Onun bu kaçışının River'ın hayatında büyük bir yankısı olur. Dahlia onun ilham kaynağı olmuştur. Fakat aynı zamanda da River onu aramak uğruna bir nevi birinin ölümüne de sebep olur...

Aradan beş yıl geçer...

Dahlia Ben'le nişanlanmıştır. Fakat -sıkı durun- Ben gözlerinin önünde öldürülür. On beş ay boyunca Dahlia'nın toparlanmaya çalışmasını okuyoruz. Onu kendine getiren ise onca seneden sonra tekrar karşılaşmalarıyla River oluyor tabi ki de. :))

Dallas gibi kitap mübarek. :)):)):))

Kısacası; Dahlia'nın River'a beş sene önce aşık olması sadece bir dakikasını almıştı. Onu tekrardan gördükten sonra arzulaması ise iki dakikasını alıyor. Ona karşı bir şeyler hissettiğini anlaması ise bir günden biraz fazla sürüyor.

Ve sonra ne mi oluyor?

Ben'in ölümü bir tezgahmış.

Asdfghjk... Daha bir çok yorumsuz olay için kitabı okumalısınız. Benim ağzım açık kaldı. Ama ne diyoruz; Forever River!!!

:)):)):))









28 Ocak 2015 Çarşamba

Kördüğüm, Calia Read [Kitap Yorumu]

Kördüğüm'ü elime almamla bitirmem arasında dört saat var. O dört saat boyunca bin bir türlü duygu fırtınası yaşattı bana. 

Kitaba başlamadan önce methini çok duymuştum. Fakat konusuna dair hiç bir fikrim yoktu. Heyecan ve merakla kitaba başladım. Önce bir ne oluyoruz falan dedim: anlatım kızın ağzından ve kitap direk Naomi'nin akıl hastanesinde olması ile başlıyor. Bir Max diyor, bir Lachlan. Fallik! O, iki erkek arasında gidip geldikçe ben kıza gıcık oluyorum ama bir yandan da ben hangisine aşık olacağıma karar vermeye çalışıyorum. :)):))
Bu kitabı başlarda, okuduğum yorumlarda abartmışlar diye düşündüm. Fakat ilk golü hiç beklemediğim bir anda yedim. Onjdan sonra kitap ilerledikçe bende türlü türlü düşünceler oluşmaya başladı. Kitapla ilgili fikirler üretip duruyorum. Ben kesin şu şekildedir diyorum, sağdan bir gol yiyorum. Ben bu şekildedir diyorum; şaşırıp kalıyorum aynı yeri iki defa okuyorum. 

Yazar olağanüstü bir kurgu oluşturmuş. Kelimelerle çok iyi oynamış. Yazarın kağıda aktardığı her duyguyu yakalıyorsun.

Kördüğüm tam anlamıyla bir gizem yuvası. Acayip etkileyici bir romandı. Bu kitap seri değil ama umarım ki bu yazardan başka kitaplar okuruz.

Kitabın konusunaysa pek değinmek istemiyorum. Çünkü konu öyle bir şekilleniyor ki... Mesela ilk başlarda Naomi, Max ile beraber... Gibi ;-) Zaman zaman çocukluğuna dönüşler var ve orada da Lachlan ile beraber fakat onların ilişkisinin bir sonu yok. Lachlan her zaman onun yanında olan kişi. Max ise bambaşka bir konu. Yazar bu konu da adamı ters köşe ediyor. 

Naaomi ise aslında kitap boyunca tımarhane de ve doktora başından geçenleri anlatırken bir nokta da kendini tamamiyle bambaşka bir... Kurgu. Evet kurgu da buluyorsun.

Çok karışık oldu. :)):)) Kısacası Naomi'nin hepimizi inandırmak istediği bir hikayesi var. Kendide bu hikayeye inandığı için akıl hastanesinde yatıyor. Fakat şöyle de bir gerçek var ki o deli değil.
Aklınız karıştı değil mi? :)):)) Daha çok karışacak. Çok şaşıracaksınız.

Bu kitap tam bir kördüğüm.

Ve gerçekten ama gerçekten sıkılmadan okuyacağınız bir roman. Kitap çok iyiydi. Uzun zamandır bu kadar şaşırtıcı bir kurgu okumamıştım.

Biraz daha farklı bir roman arıyorsanız; Kördüğüm can-ı gönülden tavsiyemdir. 


21 Ocak 2015 Çarşamba

Kördüğüm / Calia Read (Yorum)

   Tam dedim ki yok arkadaş sıradan basit bir konu ile bitecek.. Bence hiçbir şey için bu kadar erken konuşmamak gerekir. Helen ki konu kitap ise...

   Nasılda şaşırttı beni. Bir kitapta en çok sevdiğim özellik, okurken beni hayrete düşürmesidir. Ters köşe yapması. Tam da bu dediklerim oldu. Öyle bir sonla bitti ki sanki okuduklarımı ben hayal etmiştim de biri beni sonradan uyandırdı.

   Çok kuvvetli bir kalemle karşılaşmak sanırım insanı bu derece değişik duygularla sarmalıyor. Aklımda hem yazar için hem de konu için binlerce övgü sözü var ama hepsini burada sıralayamıyorum. o yüzden az biraz konudan bahsedelim :)

   Hikayemiz; Naomi bir akıl hastanesine yatması ve asıl hikayesini doktoruna anlatmasıyla başlıyor. İlk başlarda kimseye güvenmediğinden doktoruna da çekingen yaklaşıyor. Ama sonra doktoruyla arasında sessiz bir güven duygusu oluyor ve anlatmaya başlıyor. Tabii kendince. Lachlan, Max, Lana, Lana'nın babası, annesi ve hikayeye dahil olan diğer kişiler. Daha sonra o kişilerle olan bağlılıkları. Mesela Lana ile ne kadar iyi birer dost olduklarını, Lachlan'a çocukluğundan beri olan aşkını, Max'e duyduğu karşı konulmaz arzuyu ve dahasını... Dahası derken asıl olay da orada aslında. İşte tam o 'dahası' demekle yetindiğim yerde öyle tüyler ürpertici bir olay yatıyor ki okurken kitaba sizi kenetleyecek.

   Naomi anlattıkça hikaye kafanızda şekilleniyor. Şekillendikçe taşlar yerine oturuyor. Ama sonra... Yani
kitabın sonunda, yazar bize öyle bir son yazmış ki bütün o yerine oturttuğunuz taşlar bir anda yerle bir oluyor.

   Benden size bir tavsiye; bu kitabı okurken okuduklarınızı iyi düşünün. Tartın, biçin, ne yaparsanız yapın ama güvenmeyin, inanmayın... :D

   Bana böyle kitaplar lazım. Beni deli edecek. Okuduğuma değecek. Ve beni şoke edecek. Bana bunlarla gelin. Bu kitabı da mutlaka okuyun, kesinlikle okuyun, OKUYUN işte!!!

ALINTILAR


''Unutma ki en temiz ruhların içinde bile bir parça karanlık vardır.''
''Dünyada yaralanmamış hiç kimse yoktur.''
''Mutsuzluğu hissediyorum ama mutluluğu asla.'' 
''Hayal alemi yaşanacak en güzel yerdir.''
''Tanrı her akla hakikat ile huzur arasında bir seçim yapmayı sunar. Hangisini istiyorsan onu seç, asla ikisine birden sahip olamazsın.''
 ''Aşkın bir örümcek ağına benzediğini biliyordum. Bir kere yakalandınız mı, kaçış yoktur.''

18 Aralık 2014 Perşembe

Tersyüz, Amy Harmon [Kitap Yorumu]



Tersyüz; solmayan ve aşınmayan asıl güzelliği keşfetmenin romanıydı. Bu keşif her zaman sıkıntılı bir süreci kapsar. Karakterlerimiz de bu zaman sürecinde bir çok acıya katlandı.

Tersyüz; umudun kitabıydı; acının, güzelliğin, masumluğun ve asıl önemli olan her şeyin kitabıydı.

Tersyüz, ikinci bir şansın var oluşunu en iyi şekilde anlatan, gerçek aşk ve gerçek dostluğun yer aldığı bir romandı. Sıcacıktı, içtendi...

Ben büyülendim.

Bu kitabı gözümde yaşlarla, dudaklarımda ise ufak bir tebessümle bitirdim. Yazarın kalemin de ki doğallığı sevdim. Karakterlerin hissettiklerini biz okuyucuya çok çok iyi yansıtmış ve çok duygusal, anlamlı cümleler kurmuş. Ben sadece kitabın başlarında, yazarın kalemine alışırken bir nokta da takıldım: Kitap bir Fern'in bir de Ambrose'un ağzından. Ara sıra da geçmişe dönüşler vardı. O geçişler de ilk başlarda sıkıntıya düştüm. Fakat okudukça hem yazarın dilini kavradım hem de karakterlerle kaynaştım. :)):)):))

...

Hikayemiz ufak bir kasabada geçiyor. Ambrose okulun en yakışıklı çocuğu, kasabanın ise yıldız güreşçisi. Fern ise gözünde gözlük, kısacık saçları, dişlerinde diş telleri ile cılız bir şey. Eh söylememe bile gerek yok ama; Fern'in saplantılı bir şekilde Ambrose'ya aşık olduğunu o kabul etmişken biz reddetsek olmazdı. :)):)) Fern'in dış güzelliği yoksa da iç güzelliği bolca. Üstelik zeki ve aşk romanları okumayı seviyor. Hatta aşk romanları yazıyor! Erkek karakterlerin hayalini her kadın okuyucu gibi o da kuruyor; Ambrose olarak. :)):)):))

Bir de Bailey'imiz var. Fern'in kuzeni, en yakın arkadaşı. Fakat kaslarını güçsüzleştiren bir hastalığı var ve ölümün Bailey'e yakın olduğu bilenen bir gerçek. Bailey öyle güzel bir insan ki! O ikilinin dostluğu şu hayatta bir çok şeye bedel...

Bir geçmiş bir günümüzü okurken tarih 11 Eylül 2001; İkiz Kuleler'in yıkıldığı günü gösterir. Amerika'da bir çok şey kökünden değişir. Ordu, Ambrose ve arkadaşları gibi başarılı güreşçileri savaşa davet eder. Ambrose kabul eder, arkadaşlarını da ikna eden o olur. Kendilerini Irak'ta bulmaları uzun sürmez.

Savaşa giden bir insan ölü olarak dönüyorsa şanslıdır. Ambrose'nin arkadaşları şanslıydı. Fakat o yüzünün yarısını kaybetmiş bir şekilde kasabaya geri döner. Bir gözü kör, bir kulağı da sağırdır artık. Fakat bir şeyleri kaybetmeden asıl önemli olanı, güzel olanı da görmek çoğu zaman mümkün olmuyor. Fern'i ise kaybettiklerinden sonra kazanıyor.

Modern bir Güzel Çirkin masalı...

Soluksuz okuyacaksınız.


17 Aralık 2014 Çarşamba

İki Hayat Arasında, Jessica Shirvington [Kitap Yorumu]



Bu kitabı elimde uzun süre bekletmiştim aslında... Fakat arkadaşım Yabancı Yayınları'ndan çıkan okuduğum en iyi kitap dediğinde başlangıcı yaptım. Aşk romanı sandığım kitap fantastik çıkmasıyla ilk şoku yaşadım. [Fantastikden ziyade distopya da diyebilirim... :))] Hadi dedim bir iki sayfa okuyayım. Derken kitap bitti. Ve bende gerçekten çok beğendim.

Bir çok kitap okudum ama İki Hayat Arasında'nın kurgusuyla benzerini başka hiç bir kitapta karşılaşmadım. Yazarın kalemi de güzelse farklı romanları soluksuz okuyorum. Beğenmemek elimde değil. :))

Ben isterdim ki İki Hayat Arasında seri olsun...

***

Sabine, iki farklı hayata sahip olan ana karakterimiz. Her yirmi dört saatte bir Değişim geçiriyor ve her günü iki defa yaşıyor. Düşünsenize size karışıp duran iki aile, bir sürü kardeş ve en kötüsü de okulu iki defa bitirmek... Iyyk. :)):)) Ya aşık olduğunda ne olacak? üstelik Değişim geçirdiğinin ve iki hayatının da bilincinde! Bir nevi ölmeden reankarnosyonculuk. :)):))

Wellesley'de, Sabine'nin sahip olduğu şey tam manasıyla mükemmellik. Zenginlik, başarı, herkesin kıskandığı bir ilişki ve göz kamaştırıcı bir gelecek.
Roxbury'de ise Sabine'in hayatı bambaşka. Tam manasıyla! Maddi zorluklar, ailesi tarafından onaylanmayan arkadaşlar... İçki içen bir baba. Dışarıya nasıl göründüklerine fazlaca önem veren bir aile. Tek iyi tarafı ise sevimli, küçük kız kardeşi.

Sabine, zaman geçtikçe ve on sekiz yaşına yaklaştıkça Değişimde bir şeylerin ters gittiğini fark etmeye başlar. Eskiden hasta olursa iki hayatta da bunu hisseden Sabine, bir gün metro da kolunu kırdığında öbür hayatında sağlam kolla uyandığını fark eder. Böylece hayalini kurduğu tek bir yaşam için kendince deneylere başlar. Ki bu da kendini öldürdüğünde öbür hayatına yaşayıp yaşamayacağının deneyi...   Roxbury'daki ailesinin işlettiği eczaneden ilaç çalar, vücuduna kesikler atar... Her defasında Wellesley'de sapa sağlam bir şekilde uyanır. Tabi Roxbury'da ki ailesinin bu deneyleri fark etmesiyle, Sabine onlara gerçekleri anlatsa da sonu tımarhane olur. Ve orada Ethan'la tanışır. Mükemmel aşkı onda bulur. 

Mükemmel hayat mı? Mükemmel aşk mı?

Ben bu soruya mükemmel hayat demiştim en başında fakat Ethan'ı tanıdıktan sonra fikrim değişti. Nasıl değişmesin ki? Hatta ne hayat ne aşk sadece Ethan... Ah, Ethan :'( Onun da bir sırrı var... Onun sırrını öğrenmemle de kitapta ki ikinci büyük şokumu yaşadım. kırk yıl düşünsem öyle bir şey aklıma gelmezdi. [Fakat size spoi yok; okuyun öğrenin.]

Ve kitap kızın iki hayatı yaşamayı kabullenmesi ile bitiyor. Üstelik hem kabul ediyor hem de bunu yürekten istemeye başlıyor. Bunda tabi Ethan'ın etkisi de büyük. Belki tek bir hayatı seçip onu yaşamaya başlasaydı bu kitabı bu kadar çok beğenmezdim. Yazar kitabı bu şekilde bitirerek romana bir çok şey katmış... Kızın duygularını, kabullenişini okurken çok düşündüm. Çok da duygulandım.

İki Hayat Arasında'yı beğenerek okudum. Çokça da sevdim... Tavsiye ederim.



27 Kasım 2014 Perşembe

İki Hayat Arasında / Jessica Shirvington (Yorum)

   Şunu kesinlikle belirtmeliyim ki bu kitap çok iyi. Yani gerçekten iyi. İlk başlarda kızın kendine yaptıklarından kendi kendime 'tamam bu kız psikopatın önde gideni'. Tamam benim için sıkıntı yoktu çünkü gerilim kitaplarını severim. Ama okudukça insan farklı duygular yaşıyor. Sanki o, sen oluyorsun ve bir yerden sonra ona hak veriyorsun. Deli gözüyle baktığım kıza nasıl mı hak veriyorum? Emin olun siz de olsanız fazlasını düşünürdünüz.

   Ana karakterimiz Sabine. Ve onu iki yaşamı. Her gece tam on iki de diğer hayatına geçiyor. Bir ritüel gibi hiç değişmiyor. Sabine bu geçişe 'Değişim' adını vermiş. Bir hayatında zengin, başarılı bir ailenin kızı. Kendide okulunda başarılı, arkadaşları arasında popüler ve herkesin imrenerek baktığı bir sevgili var Dex. (bu ismi hiç sevemedim nedense).Diğer hayatında ise bambaşka. Aslında o öyle olmayı seçiyor. Madem iki hayatı var yaşamı da farklı olmalı. Bu iki yaşamda fiziki bazı şeylerin kendini diğer yaşamda etkilediğini öğrenmek için bazı testler yapıyor. Kendini kesip biçmek gibi. Hatta ileri bile gidecek dereceye geliyor ama ailesinin onu erken fark etmesiyle her şey değişiyor. (zengin olmayan ailesi) Tam da bu noktada belki onu anlarlar diye her şeyi ailesine anlatıyor ve babası hemen onu hastaneye kaldırtıyor.

   Diğer taraftaki yaşamında ise yaptığı planlar çok farklı. Mezuniyeti yaklaşıyor ve mezuniyet günü verilmiş bir
sözü var. Dex ile yatmak! Bu onun ilki. Dex onu uzun zamandır bekledi ve Sabine ne kadar Dex'e olan duygularının aşk olmadığını bilse de onun kendine uygun olduğundan emin.

   İki hayat arasında belirli çıkmazlara girdiği anda Ethan onun hayatına giriyor. Hemde yatırıldığı klinikte. Ethan onunla ilgilenecek olan hemşire. Sabine, Ethan'a ilgisi olduğunu anladığında tek çaresi vardı Ethan'ı inandırmak. Tabii bunu Ethan'ın yöntemiyle yapacaktı. Zamanla birbirlerine olan bağları gittikçe güçleniyordu ama Sabin'in bilmediği ve bilmesi gerektiği bir şey vardı. Kitabın en iç sızlatan hikayesi de burası aslında ama bunu yazmak istemiyorum. Yoksa ne anlamı kalır dimi ama...

   Yalnız şunu söyleyeyim kitapta bir çok can alıcı yerleri anlatmadım. Lakin sonu hem canınızı yakıyor, hem sizi gülümsetiyor. Bence bu kitap kesinlikle film olmalı...

      ALINTILAR


''Her şeyden çok bunu düşünmemeye çalışsam da hangi hayatı tercih ettiğimi biliyordum. Ve her gece Külkedisi gibi, bir hayattan diğerine geçtiğimde, çok küçük ama belirli bir parçam ölüyor.''


''Başka bir dil bilmenin çok büyük bir avantaj olduğunu söyledi. İnsanın bu yeteneğe sahip olduktan sonra bunu istediği her yere götürebileceğini.' Uzağa doğru baktım.. Garson haklıydı. Diller her yere gidebilirdi.'' (S/116)

''Ama sadece ilerleyip hayata devam etmek korkutucu olduğu için bir şeylere tutunmanın hiç bir anlamı yok. Sanırım insanlar ilerlediklerinde nadiren geriye bakıyorlar. Sadece doğru zamanı bilmek gerek.'' (S/117)


''Sana güveniyorum.'' Eğer kelimeler can yakabilseydi... Bunlar canımı yaktılar. (S/211)


''Sadece başkaları bizi gördüğü için varız. Varlığımın bir parçası...'' yutkundu, ''... önemli bir parçası, sadece sen burada onu gördüğün için var.'' (S/255)


''Bazı şeyler o kadar gerçek ki onları iliklerine kadar hissedersin. Nereye gittiğinin bir önemi yoktur, Seninle gelirler. Her yere.'' (S/255)



16 Kasım 2014 Pazar

Tatlı Sır / Jamie McGuire [Kitap Yorumu]



Tatlı Sır'ı şuan okumayı bitirdim. Ve kelimenin tam manasıyla şok yaşıyorum. Ufak çaplı bir şaşırma anı falan değil; şok. Şok! Şok!

...
Bu kitabı okumaya başlamadan önce, iki defa düşünmedim bile. Maddox kardeşler dendi mi bir durur; 'ah' çekerim zaten. :)) Üstelik bu kitap Maddox ismini duymadan önce kapağı ile beni kendine aşık etmişti bile. Daha önce de yazarın kaleminden çıkmış altı kitap okumuşum, memnun kalmışım; Tatlı Sır'ı da okumam mı hiç? :))

Gelelim kitabın konusuna. Ama uyarmadı demeyin; bol spoili bir yorum bu.
Tatlı Sır; Cami ile Trenton Maddox'un hikayesini anlatıyor. Zaman dilimi ise Travis'in Abby ile tanışmasından biraz öncesi ile evlendikleri vakte kadar olan zaman dilimi.

''Bir gün gelecek seninle evleneceğim.''
Gülümsedim. ''Domuzlar uçabildiğinde.''
Omuzunu silkti. ''Pekala, bir domuzu uçağa bindirebilirim.''
''Peki. Tanga giyip babanın önünde bir Britnay Spears şarkısı eşliğinde dans ettiğin gün. İşte o zaman seninle evleneceğim.''
Uzun, derin bir nefes aldı ve içine çekti. ''Meydan okuman kabul edilmiştir.''

Cami, barda çalışan bir üniversite öğrencisi. California'da işini her şeyin üstünde gören T.J isminde bir de sevgili var. Üstelik onu gerçekten seviyor. Cami karakter bakımında da güçlü bir kız. Hatta bildiğin erkek fatma. :)) Abby'den o kadar farklı bir karakter yaratmış ki yazar inanamadım. Tabi Cami bir yer de bencilin teki aslında... [Nedeni aşağıda, yorumumu okumaya devam]
Trenton ise... Hahaha; tek cümle yeter onu anlatmaya. O bir Maddox erkeği. Her Maddox erkeği gibi o bir kral. Tüm kadınlar onun peşinde. Ama bilirsiniz; 'bir Maddox erkeğii, aşık olduğunda bu sonsuza dek sürerdi; aşık olduğu kız, alt üst olmuş dünyasını tamamen yıkabilecek biri olsa bile.'

Ve Trenton'un hayatı bir kaza sonucu alt üst olmuştu zaten. Kaza da yanındaki kız arkadaşı ölüyor. Herkes bundan Trenton'unu suçluyor. Kendisi de dahil. Okulu bırakıp, babasının yaşında yaşamaya başlıyor, bir dövmeci dükkanında çalışıyor. Ve aylar sonra bir bar da Cami ile karşılaşıyor.

Dört tane erkek kardeşe sahip Cami, Trenton'la başlayan arkadaşlığını idare edebileceğini düşünüyor...

Ah, ama çok yanıldın bebeğim. O bir Maddox! Maddox! :))

Arkadaşlıkları kısa sürede aşka dönüşüyor... Dönüşüyor dönüşmesine de... Trenton ona aşkını ilan ettikten sonra kendini T.J'nin yatağında buluyor. Salak!
Üstelik T.J.'nin kim olduğunu da biliyormuş. Bunu T.J'nin de isteği ile Trenton'dan saklıyor... Biz bunu en sonunda öğreniyoruz...

O kim mi? T.J; Thomas James Maddox!!!

•ŞOK ŞOK ŞOK•

[Biz bir Maddox bulamazken, o ikisi ile beraber oluyor ya! Ayar oldum Cami'ye. Ayar! Allam Allam... ]

Ya sonra gel de bu kitabı beğenmemek gibi bir lüksünün olmasını bekle. Kitap müthişti yahu... :)):))

Canı gönülden tavsiye ederim.




9 Kasım 2014 Pazar

Canım Köpeğim / W. Bruce Cameron



Gerilim romanına başlamayı düşünüp kitaplığımın başına gidiyorum, 'Canım Köpeğim' kitabını alıp okumaya başlıyorum.
Ne tezat ama...
Ama...




Kitabı öyle çok beğendim ki! Sıcacık bir romandı. Okurken kitabı kapatıp kapatıp kapağına baktım. Kapaktaki köpek çoook şeker. Agucuk gugucuk diye garip garip seslerde çıkarmışım sanırım, eşim benle iki gündür dalga geçiyor. [Aman, hıh!] :)):))
Bir köpek annesi olarak hayvanları seviyorum. Onlarla ilgili kitapları okumayı da seviyorum. Elimde değil.
Canım Köpeğim bu yazarın kaleminden okuduğum üçüncü kitap. Gene elimden düşürmeden okudum. Yazarın kalemi akıcı. sevgi dolu... :)) İçten. Fakat bu roman okuduğum diğer iki kitabından daha farklıydı. Bir kere anlatım köpeğin değil, insanın (Josh) ağzından. Ve bir köpeğin varlığını bulma serüvenini değil, daha önce hiç köpek sahibi olmamış birinin yaşam amacını bulma serüvenini anlatıyor.

Kitap Josh ve mucizevi eseri sahip olmak zorunda kaldığı köpekleri çerçevesinde dönüyor. Josh sevgilisi tarafından başka biri için terk edilmiş olsa da onun fotoğraflarından şöminenin rafında resmen bir mabet kurmuş, ezik ezik yaşayan biri. [Salak :-X] Bir gün içerken dertleştiği biri kapısına bir köpekle geliyor... Lucy. Bir kaç günlüğüne bakmasını rica ediyor. Tabi bırak köpeğin dişi olduğunu hamile olduğunu bile söylemiyor... Böylece hiç köpek sahibi olmamış Josh'ımız, hamile bir köpekle baş başa kalıyor... Ah Lucy doğuruyor... Olaylar olaylar -size spoi yok... Ama ne olaylar. ;-)
Bir evde Josh, Lucy ve beş yavru! Beş!!! Üstelik biri doğuştan kör!!!
Ayyyyy muhteşem bir şey! Muh-te-şem!!! Kendi biricik köpeğime sadece sarılmak bile sıcacık bir duyguyken altı köpeğe sarılmak nasıl olur hayal dahi edemiyorum. Çok kıskandım seni Josh. :)):))

Josh çok zorluk çekiyor. Fakat zaman geçtikçe onlara bağlanıyor da. Bırakmak istemiyor... Hangi ''İNSAN'' bir hayvanın sevgisini kabul etmez, onu sevmez ki zaten?
İş yavruları yuvalandırmaya gelince ve Lucy'nin gerçek sahibi ortaya çıkınca hüzünlü bir hal alsa da... Kitabın öğütleyici bir yanı da vardı. Sonuçta kitap herkes için mutlu bir sonla bitiyor.

Bu sıcacık kitabı okumalısınız millet. Tavsiye ederim.


27 Ekim 2014 Pazartesi

Aşkın Müziği / Kylie Scott [Kitap Yorumu]




318 sayfa...
Eline aldığın gibi bitebilecek bir kitap.

* Yazarın kalemi sürükleyici. 50. sayfadan 150. sayfaya nasıl geçtim anlamadım bile.
* Konu ise müthiş! Elinden bırakamıyorsun. 




Yazar daha ilk sayfada -abartmıyorum- bombayı pat-lat-mış. O kadar çok yer de, öyle çok şaşırtıyor ki yanlış anlamadığımdan emin olmak için kimi yeri iki defa okudum. :))

Bu kitaptan olağanüstü film oluyor ya... ((Öyle bir duyum alan var mı?))

Aşkın Müziği'ni çok sevdim. Keşke seri olsaymış dedim. Bu kadar çabuk, bu kitap ile vedalaşmaya hazır değilim... Kendimi tutabilseydim de daha yavaş okusaydım... Hatta kitaptaki karakterleden Mal ile Lauren'in de ayrı ayrı kitaplarını istiyorum ben! ((Banana banane... İstiyorum!))

Kitap, Evelyn'nin kendini uyandığı zaman David'in yanında bulması ile başlıyor. Tabi bir önceki güne ait hiç birşey hatırlamıyor. Ne olduğunu David'ten öğreniyor; Evlenmiş. :)) :)) :))
Evlendiğini öğrendiği zamansa adamın üstüne kusuyor yahu! 

Bir rock tanrısının üstüne kustu! Bende istiyorum; bende rock tanrısı istiyorum! Ay yani üstüne kusmak. Onun. Rock Tanrımın. Yaniii rock tanrısının işte. :-P

Hayırrr... Evelyn bu kadarlada kalmıyor. Adamın ismini poposuna yaptırdığı dövmeden öğreniyor. Ve kendi evliliğine; ''bu acayip sarhoşluk gerizekalılığı'' diyor! ... Ben orada bi koptum zaten. Karnıma ağrılar girdi gülmekten. 

Evelyn sarhoş olduğu zaman yaptıklarından utandığı için hatırlamak bile istemezken, David'i tanıdıkça hem aralarında neler geçtiğini merak etmeye başlıyor hemde kör kütük aşık oluyor... Eh David'in de sinir olmadığım yanları olmadı değil ama hangi erkek kusursudur ki... ((Hiç :-P)) Anlayacağınız ilişkileri tersten yürüyor. Önce evleniyorlar sonra birbirlerine aşık oluyorlar, eh bir ara da birbirlerini tanıyorlar. 

Çok çok çok müthiş bir kurguydu! 
okuyun millet bu kitabı, pişman olmazsınız. 
Kitapta cinsellikte vardı fakat rahatsız edecek boyutlarda değildi... İki aşığın romantik anları diyebiliriz...

Okuyun. Zaten okuduktan sonra yanınızdakine de okutursunuz muhakkak. :))


LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...