Sayfalar

Fantastik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fantastik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2016 Perşembe

Sissoylu#1 Son İmparatorluk, Brandon Sanderson [Kitap Yorumu]

Kitap okundu, bitti.
Bende ki kelimeler de tükendi.
Diyecek söz bulamıyorum. Belki sadece tek bir cümle: ''Olağanüstüydü.''
Ben bunca zaman nerelerdeydim?
Yazarla daha önceden tanışmışlığım var. Elantris'i okuyup, çok beğenmiş hemen elime Kralların Yolu'nu almıştım. Kralların Yolu favori serilerim arasında yerini anında almıştı. Fakat Sissoylu hepsinden de iyiydi.
Kurgu, karakterler, olaylar. Bir an durup nefes almaya vakit yok. Hep bir heyecan. Her an daha da artan bir merakla sayfaları çevirdim.
Sanırım eleştirebileceğim tek bir tarafı var o da kitabın okudukça -maalesef- bir sona yaklaşıyor olması. Ne olurdu hiç bitmese. 
Ben devam kitabına hemen başlayacağım, sanırım. Yoksa çatlarım.  :)


Konuya girmeden bir şeye daha değinmek istiyorum; çevirisi. Bu tür kitapları çevirmek çok zordur. Yazarın yarattığı bir dünya ve onun uydurduğu kelimeler; nasıl zor olmasın? Kitabın çevirmeni Can Sevinç'i hem takdir ediyorum hem de ona teşekkür ediyorum. Anlatımı, akıcılığoı bozan tek bir cümle bile yoktu. Ne de en ufak bir kelime hatası. Mükemmel bir kitapla başarılı bir çeviri, edisyon ve kaliteli bir baskı birleşince tadından yenmeyecek roman da böylece ortaya çıkmış oluyor. :)

Sıra gelir konuya :) Bu kadar 'dolu dolu' bir kitapta konuya kısaca değinmek zor olacak ama söz spoi vermeden yüzeysel olarak anlatacağım ki, kitabın okurken ki heyecanı kaçmasın. :)
Nerdeyse bin yıldır Dünya tek bir hükümdar tarafından yönetilmektedir: Lord Hükümdar. Halkı asiller ve skaa'lar yani köleler olarak ayırmış, çoğu kültürü, yüzlerce dini yani inancı yok etmiş. Tam bir güç sevdalısı. Ve gerçekten de çok çok güçlü bir hükümdar.
Tabi asillerin ve skaaların yanı sıra Sissoylu'lar ve Siskan'lar var. Bunlar kişinin metal ve alaşımları sindirerek her alaşım ya da metalin özelliklerini yansıtan kişiler oluyor. Yani gücü olan kişiler. İlk elli sayfa baya bir zorluyor. Fakat hemen pes edip bırakmayın. Elliden sonra bir açılıyor ki elinizden bırakmanız mümkün olmuyor. Her neyse, konuya döneyim :) Asillerin bu tür gücü varsa hükümdar adına çalışabiliyor. Ama bir skaa bu tür bir gücü sahipse direk öldürülüyor. Üstelik sadece güce ait kişi değil onun tüm ailesi. Onun kanından olan herkes. Hatta asillerin sırf bu yüzden skaa bir kadınla yattıklarında kadını sonradan öldürmeleri gereken bir kural bile var.

Tüm bunların yanı sıra umut da her daim varlığını hissettirir değil mi? Kitapta ki umut; bir adam. Hathsin Firarisi. Hükümdarın çukurlarından kaçabilen tek kişi; Kelsier.
Kelsier, Lord Hükümdarı öldürebilmek için bir isyan başlatıyor. Ve bu isyanda ki en büyük keşfi de bir skaa olacak. Bir genç kız. Skaa Sissoylusu.

Serinin ikinci kitabı Sissoylu Kuşatma'da bu kız; Vin üzeriden ilerleyecek.

Şuana kadar okumuş olduğunuz tüm kitaplardan farklı. :)
Severek okuyacaksınız.



5 Aralık 2015 Cumartesi

The 100 Eve Dönüş, Kass Morgan [Kitap Yorumu]


The 100 Seri Sıralaması:

1. The 100
2. 21. Gün
    3. Eve Dönüş


Yazar Adı: Kass Morgan
Yayınevi: Go! Kitap
Seri Sıralaması: 3/3
Türü: Fantastik, Distopya, Genç-Yetişkin
Konusu: İnsanoğlu Eve Dönüyor
100 ekibi Dünya'ya inişlerinden haftalar sonra nihayet bir düzen kurmayı başarmıştır ama Kolonicileri taşıyan yeni iniş gemilerinin Dünya'ya gelmesiyle birlikte, hassas dengeler yavaş yavaş bozulmaya başlayacaktır.

Dünya'ya acil iniş yapan Koloniciler arasındaki GLASS yeni bir başlangıç umuduyla geldiği bu gezegende, hayallerindekinden çok farklı gerçeklerle karşı karşıya kalacaktır. Yaralı Koloniciler için canla başla çalışan CLARKE'ın aklında tek bir şey vardır: Dünya'da bir yerde yaşama ihtimali olan anne ve babasını bulmak. Wells, Yardımcı Şansölye ve muhafızlarının gelişiyle sarsılan otoritesini korumaya çalışırken Bellamy geride bıraktığını sandığı suçuyla yüzleşmekle kaçıp gitmek arasında bir seçim yapmak zorunda kalacaktır. 100 ekibi ya Dünya'da buldukları özgürlükleri için mücadele edecek ya da sahip oldukları her şeyi ve sevdikleri herkesi kaybedecektir.

Üzücü anıların yerine mutlu anıları koyamazdınız. Kalp acısı böyle bir şeydi. Hiç bir zaman silemezdiniz. Hep beraberinizde taşırdınız.

Bu seriye önce dizisini izleyerek başladım. Dizinin üçüncü sezonuna (21 Ocak) az kalmışken serinin üçüncü kitabını da elime alayım dedim. :) Aslında dizi ile kitap arasında da baya bir farklılıklar var. Fakat özlemişim... Clarke'ı, Bellamy'i... O Dünya'yı. İkinci kitabı aklımda bir çok soru işareti ile bitirmiştim. Eve Dönüş'ü okurken aklımda ki soruların hepsine de bir cevap edinmiş oldum. Ayrıca serinin en beğendiğim kitabı da bu oldu.

Sizi sıkmayacak bir kurgusu var. Yazarın kalemi de hafif. Bir günde okuyabilirsiniz. Üstelik her yaşa uygun. Aslında daha çok gençlere yönelik bir seri fakat kafa dağıtmaya birebir, hafif bir kitap. Çerezlik dediklerimizden hani. :)

Eve Dönüş'de ilk iki kitap gibi 4 karakterin ağzından anlatılıyor. Wells, Bellamy, Clarke ve Glass. Glass dizi de yok bir kere onu belirteyim. :) Kitapta ise uzaydaki kısımlar daha çok onun üzerinde dönüyor fakat bu son kitapta, en sonunda dördü de Dünya üzerinde yan yana geliyor. Tabi bazı olaylar yüzünden yine birbirlerinden kopuyorlar... Nalet olası Rhodes diyorum ve spoi vermeden susuyorum. :) Dizi de Rhodes'ı tam da sevmeye başlamışken tekrardan ondan nefret etmek biraz canımı acıttı. Hahahayt... Kitapları seviyorum. 

Her neyse... Bu kitapta şaşıracağınız bir çok yer olacak. Hatta üzülüp neredeyse ağlayacağınız. (Yoksa ben mi çok sulu gözlüyüm) :)

Kurgusu çok iyi bir roman.

Fantastik severlere, kafasını dağıtmak isteyenlere bu seriyi öneririm.  Üstelik fiyatları da uygun olan bir yayınevi: Go Kitap.





14 Kasım 2015 Cumartesi

Kralların Yolu / Brandon Sanderson [Kitap Yorumu]


Bu yazarla bu kadar geç tanıştığıma inanamıyorum. Önce Elantris'i okuyup, yorumlamış ardından dayanamayıp Kralların Yolu'nu elime almıştım. İyi ki de öyle yapmışım. İki kitapta birbirinden o kadar farklı ki. Elantris'i de çok beğenmiştim ama bu bambaşka bir şey! Olağanüstü bir roman. Yazarda ki bu hayal gücü nereden geliyor böyle!? İnanılmaz! Nasıl bir kabiliyettir. :)

Epik fantastik kurgu da kült yazarlarımdan biri oldu çıktı...

Olay örgüsü, betimlemeler, anlatımı... Yazarın dili öyle gerçekçi ki! Bu kitap film olmalı. :) Ama ondan önce bu kitabın devamı bir an önce çıkmalı. Bu konuda Akılçelen Yayınları'na da buradan seslenmiş olayım.

Aynı zaman da kitap çok kalın ve ağır diye gözü korkanlar da; sakin olun. :) Kitabı elinizden bırakamayacaksınız ve bittiğinde keşke okuyacak bir kaç sayfa daha olsaydı diyeceksiniz.

Nasıl anlatsam:

Eski çağların büyülü dünyası sona erip, bazı büyüler unutulduğunda; eski düşmanı örten giz açığa çıkacak ve kaybolmuş büyüler de böylece hatırlanacak. Dünyanın koruyucusu elçiler ve parlayan şövalyeler kendi istekleri ile vazgeçtikleri korumaya dönecekler mi? Kitabın başından son noktasına kadar çözüm için heyecanla okuyacağınız bir başyapıt.

Roman birbirinden ihtişamlı karakterlerle harmanlanıp, ilerliyor.

Önce hekimlik eğitimi alıp asker, sonra ihanete uğrayıp köle olan Kaladin, yaşı ilerledikçe aklı bilgeliğe açılan ve bir kralın başyardımcısı olan savaşçı prens kardeşi Dalinar. Alim olmak için ülkesini terk edip, en bilge prenses Jasnah'ın eğitimine giren, hırsızlığa niyetli Shallan. Eski büyülerin parıltısını taşıyan, kiralık katil Vallano'nun oğlu Szeth...

Ağzınızı bir karış açık bırakacak karakterleri ve her defasında merakla bir sonra ki sayfaya geçeceğiniz bir roman; Kralların Yolu.

Kısa ve öz; Okuyun. Okuyun, okuyun, okuyun... 



23 Ekim 2015 Cuma

Elantris / Brandon Sanderson [Kitap Yorumu]


 Bir kitap daha okunmuşlar listeme girdi; yeni yorum geldi. Yorumum biraz spoi içerebilir, şimdiden uyarayım. :) Çünkü bu kitap hakkında ki düşüncelerimi nasıl aktarayım bilemiyorum.

Bu yazarın kalemini çok merak ediyordum. Çok fazla ismini duydum ve kötü yorum da okumamıştım. Elantris'de seri olmayan tek kitabı, bu yüzden ilk bu kitabıyla yazarla tanışmaya karar verdim. :) Yazarın diğer kitaplarını okuyacak mısın? Derseniz eğer: Evet, okuyacağım. Sadece bu cümleden bile Elantris'i sevdiğimi anlayabilirsiniz. :)

Elantris'i okumak biraz zor. Çok özgün bir konuya sahip. Yazarın kalemi akıcı fakat nasıl desem kitabın bir ağırlığı var. Kalın olmasından dolayı değil. Diyaloglar da çok fazlaydı; bir sonra ki sayfayı merakla çeviriyorsun. Yazarın anlatmak istediği, biz okuyucuya vermeye çalıştığı şeyleri sindirirken, düşünüp tartarken biraz zorlanıyorsun.

Elantris, fantastik bir roman olarak geçiyor ama bana göre fantastik kısmı hafif kaldı. Ya da fantastik yönünü kafamda büyütmüşüm. Bu kitap sadece fantastik değil edebiyat sevenlerin de okuması gereken bir roman. Beklentimin de üzerindeydi: Siyaset, ayak oyunları ve din konularının fantastik bir eserde çok başarılı bir kurguyla birleşimiydi.

Konusu mu? :)

Elantris bir şehir... Ve bir zamanlar o kadar parlak ve güzeldi ki tanrıların şehri olarak anılıyordu.
Güç, ışık ve büyünün şehri.
Muhteşem şehrin, muhteşem sakinleri vardı. Saçları parlak beyaz, derileri madeni gümüş renginde. Şehrin kendisi gibi parlayan sakinleri. Şehrin kendisi gibi ölümsüz. Elantrianlar tanrıydı. Ve her hangi biri tanrı olabilirdi; dilenci, soylu veya asker... Her kim bir Elatrianli olursa sıradan hayatı geride kalırdı. Ne de olsa Elantris; mutluluk içinde yaşayıp, bilgece yöneteceği ve edebiyen tapınılacağı yerdi.
Fakat...
Edebiyet on yıl önce sona erdi.

Kitap 3 kısımdan oluşuyor; Elantris'in Gölgesi, Elantris'in Çağrısı ve Elantris'in Ruhu...

Büyü ile ilgili fazla bir beklentiniz olmasın çünkü kitapta kaybolan büyü gücünü tekrar bulmaya odaklanmış. Büyü, büyücülük olayları yok. :)

Elantris üç bölüme ayrıldığı gibi üç ana karakter üzerinden konuyu anlatıyor; Raoden, Sarane ve Hrathan.

Raoen; Arelon ülkesinin kralının oğludur fakat kendini bir sabah lanetlenmiş olarak bulur. O artık bir Elantris'li bir Elantrian'dır. Yani yaşayan bir ölüdür. Fakat diğer Elantrian'lıların aksine durumunu kabullenmez. Bunun yerine Elantris'i yaşanabilecek bir yer yapmaya karar verir. Elantris'in eski büyüsü Aon'ları bulmaya ve onları geri getirmeye uğraşır.

Sarane; Teod ülkesinin prensesidir ve Raoen ile hiç karşılaşmamış olmalarına rağmen onun nişanlısıdır. [Ah şu eski zamanlar ve politika için evlenenler] Sarane kitapta daha çok ülkenin çöküşünü kurtarmaya çalışan prenses rolünde yer alıyor.

Hrathan ise Arelon'u shu-dereth dinine geçirip Fjor ülkesinin eyaleti yapmaya çalışmaktadır. Sarane'nin asıl savaştığı şey de bu işte. Fakat Hrathan oldukça zeki biri...

Kitabın görünürde ki kurgusu bu... Bu üç kişinin din ve politika için zaman zaman kendileri ile savaştığı bile oluyor. Tüm bunları yazar başarılı bir şekilde tasvir etmiş. Çok güzel cümlelerle bize aktarmış, anlamlı aforizmalara yer vermiş. Yavaş başlayıp sonradan hız kazanan bir roman haline getirmeyi başarmış.

Benim beğenmediğim tek bir yer vardı. O da savaşın neden başladığı? Sebebi neydi? İki mezhep var. Fakat bunların arasında ki bu derece artan sürtüşmeyi tetikleyen şey neydi? Yazar belki buna da biraz daha yer verebilirdi.

Fakat lafın özü şu ki; kurgu dahice, kalemi sürükleyici. Karakterler desen başarılı bir şekilde kurgulanmış. Daha ne?

Kitaplığınız da en az bir Brandon Sanderson kitabı olsun. Elantris'i okuyun. :) Zaten sonra diğer kitaplarını da muhakkak okursunuz. :)





11 Ekim 2015 Pazar

Erospa, Meltem Arıkan [Kitap Yorumu]


Vay canına!

Kitap bitti ama bende bittim. =) Anlamaya çalışıyorum, anlamlandırmaya. Bir kitaba yorum yazmak hiç bu kadar zor olmamıştı. Bazı kitaplar anlatılmaz, okunur ya işte Erospa'da o kitaplardan biriydi. Nasıl anlatsam bilemiyorum. Kitabın türünü bile söyleyemiyorum. Kitap hayatı ve ölümü anlatmaya yönelik. Kitap kendimizi ve başkalarını anlamaya yönelik. Siyaset kitabı. Fantastik roman. Bu kitapta çok şey var...

Meltem Arıkan'ın çok merak ediyordum. Düşünce ve İfade ödüllü yazar sonuçta fakat hiç bu kadar beğeneceğimi düşünmemişti. Kabul herkes sevmez bu romanı. 150 sayfalık kitap ama öyle oturup 1 saatte okuyabileceğin bir roman değil. İnce ama göründüğünden ağır. Dolu dolu... Etkileyici.

***

Kitap farklı zamanlarda geçiyor. Bir de günlük bölümleri var.

Farklı zamanlarda dört isim var; dört karakter. Üçü zaten aynı kişi; Erospa. Erospa'nın geçmişi, bugününü ve geleceği... Bir de Redmind var ki ona birazdan değineceğim. =)

Günlük bölümleri ise üçüncü kişinin ağzından. Benim için o üçüncü kişi yazarın kendisiydi.

''Romanımı yazarken ilk defa, bu romanda roman kahramanlarını bile kimin belirlediğine artık emin olamıyorum. Ben mi? Yazar mı? Yazarla ben aynı kişi miyim?''

Gelelim Redmind'e... Bundan sonrası spoi içeriyor şimdiden uyarayım. =)

Redmind'e ajan diyebiliriz. =) Teşkilat sibergerillarla yani hacker'larla ilgini bir birim oluşturuyor. Redmind'de hackerların operasyonlar düzenledikleri geniş bir organizasyonun peşinde. Hackerların hackerı avatarı Erospa olanı yakalamaya çalışıyorlar. Fakat Erospa tam bir dahi ve hayalet gibi. Yakalaması imkansız. Redmind onu yakalayabilmek için hackerlar hakkında bir araştırma kitabı hazırlayan gazeteci olarak HelloKitty adlı bir kadın ile görüşmeye gidiyor. Bu nokta da işe fantastik öğeler karışıyor. Burası çok ilginç; onların konuşmasına üçüncü bir kişi katılıyor. Wikka. Konuşan bir kobra yılanı. Aslına ben kitaba fantastik öğeler karışmasın isterdim çünkü kitapta o kadar güzel aforizmalar var ki... Her neyse; Redmind kendisine uyuşturucu verildiğini sanıyor. Ben delirdiğimi falan sanırdım. =)

Wikka, Erospa'ya daha genç bir kızken onu koruyup kollaması, yola göstermesi için Ana Server tarafından yanına gönderiliyor. Ana Server tanrının annesi tanrıça olarak adlandırılmış kitapta. o hem gerçek hem de değil. Hem var hem yok gibi... Anlatamıyorum ki =) Benim için bir nevi yapay zekaydı. Tabi yılanı kanlı canlı bizim dünyamıza yollayana, dowland edene kadar.

Kitabın bir kısmı böyle işte... Sonu ilginç yerlere bağlanıyor. Okuyup görmelisiniz. İnsanlık yok mu olacak? Varlığına devam mı edecek? Merak etmez misiniz?

Okuyun =)




15 Mayıs 2015 Cuma

Hilekar, R. Gaye Önel [Kitap Yorumu]



Postiga Yayınları'nın kitap baskısı kaliteli oluyor. Bir çoğunun kapağı da ilgi çekici. Nitekim Hilekar'ın da baskısı kaliteliydi fakat bu defa kapak görseli ilgimi çeken ilk şey değildi. Hatta dürüst olmak gerekirse kapağını pek beğenmedim. =) Hilekar'ı duyduğum ilk an okumaya karar verdim çünkü bir Türk'ün kaleminden çıkma fantastik bir romandı. Biliyorsunuz Türk yazardan çıkma fantastik roman sayısı bir elin parmakları kadardır. Merak ettim. Nasıl etmeyeyim? Başarılı olmuş mudur?... Elime aldım, aldığım gibi de bir an olsun sıkılmadan okuyup bitirdim. 

Hilekar akıcıydı. Karakterler ilgi çekiciydi. Ve en önemlisi de çoğu Türk yazarın yaptığı hataya düşmemişti: Konu bir noktadan sonra saçmalamamıştı. =)

Gaye: Benden üç yaz küçük bir kız. Türk. Yazar. Hayal gücü benimkini üçe katlar. Kalemi iyi. Ara ara çocuksu bulduğum noktalar da oldu kitapta. Fakat yazdıkça çok daha iyi olacak bu belli. Zaten fantastik yazmak çok çok zordur ki Gaye bunu başarmış. Hele de kitaba öyle bir son yazmış ki! Ağzım açık kaldı. Kitaba başladıktan sonra beğendim deyip, sıkılmadığım için de devam ettim... Okumaya devam ettikçe serinin ikinci kitabını düşünmeye başladım. Ama kitabın sonu, o son sağ olsun! İkinci kitabı deli gibi istiyorum şuan. 
=)=)=) Gaye! Spoi ver bize Gaye! =)=)=)

Kitabın konusuna gelecek olursak... 

Hilekar; iblis avcısı Cassandra ile şeytanın oğlu, kara kanatlı, yakışıklı bir yüksek seviye iblisi olan Aidenhell'in aşk hikayesiydi. Fantastik romanda da aşka takılan bir ben varımdır yahu. =) Yani bir de tabi fantastik yönü vardı: Aidenhell'in Cassie'yi esir alması, meydan da olan bir kehanet vs. vs. var ki... Boş verin. Hayatlarında bir çok tehlike varsa ne olmuş. Aşka kim / ne engel olabilirmiş? ... Kendilerinden başka. Of! O noktaya değinmeyeceğim. Merak edin. =)

Yahu ne de güzel konusunu anlatıyorum. Aşka takılıp kaldım... Ya da benim durumumda Aidenhell'e.

Her neyse. Kitap Aidenhell'in Cassie'yi ölümden kurtarması ile başlıyor. Cassie ise ölüme, kendi iblis avcısı grubunun ihaneti üzerine yakalanıyor. Aidenhell'in onu ölüm meleğinin elinden kurtarmasının sebebi ise istediği şeyin elde etmenin tek yolunun Cassie'nin yardımından geçmesidir. Bu şekilde olaylar başlar. 

Başından sonuna tek bir an da olaysız geçmez. 

Sıkılmadan okuyabileceğiniz değişik bir fantastikti. Hem dolu dolu hem de bir o kadar yalındı. Tavsiye ederim okuyun. Seveceksiniz. Fakat unutmayın Hilekar'ın yazarı Türk. Yabancı fantastiklerle kıyaslama yapmayın.


8 Nisan 2015 Çarşamba

Bir Deniz Kızı Hikayesi, Canan A. Düzgan [Kitap Yorumu]



Bir kitabı aşk romanı sanıp hatta historical olduğunu bile düşünüp de alıp, okumaya başlayan bir ben varımdır. =)) Kitap fantastik çıktı, iyi ki de öyleymiş.
Yazarı ile ilk defa bu kitabında tanıştım. Beğeneceğimi düşündüğüm için elbette okumaya başlamıştım fakat beğenmek ne kelime ben bu kitaba bayıldım..!

Bir Deniz Kızı Hikayesi; kahkahalarla... zaman zaman gözünüzden akan bir iki damla yaşla ama her an yüreğinizde hissettirdiği 'gerçek aşk kavramı' ile okuyacağınız bir roman.

Yedi yüz küsur sayfa kitabın her bir satırını gözlerinizle yeyip içeceksiniz. Bir an bile sıkılıp bırakmayacaksınız. 
Ayrıca kitabın baskısı özellikle dikkatimi çekti; kalitesi çok iyi. Çok çok iyi! kapkalın bir kabartma, elimde silinmeyen altın yaldız ve kalınlığıyla dağılmayan bir cilt. Postiga Yayınları takdir ettiklerim arasına girdi. =))

Gelelim kitaba... Aslında kitap sadece iki karakterin hikayesi değil. Bu kitap üç adam ve bir deniz erkeği ile üç deniz perisi ve bir kadının masalıydı. =))
Yazar, Walt ve Elka'nın hikayesinin için de diğerlerini de anlatmış. Konu da bir an bile kopukluk yaşamadım. Üstelik her bir karakter öyle gerçekçi ve sevilesi ki... Bununla da bitmiyor. =)) Bir de Walt'ın gündüz düşleri var. Okuması çok zevkliydi.
İşte tüm bunların birleşimiyle olağanüstü bir kurgu ortaya çıkmış. Yazarının kaleminin başarılı olması da kitabı tam okunalısı kıvama getirmiş. =))

Bir Deniz Kızı Hikayesi'nde ki kurgu Karayipler de geçiyor ve asıl adamın asıl kızı bir mağara da bulması ile hız kazanıyor. Walt önce, Elka'nın [iki ayağı var, kuyruğu değil] insan görünüşünde olduğundan bir deniz perisi olduğunu anlamıyor. İnsan inanmayacağı bir şeyi aklına bile getirmez ne de olsa. Fakat Elka saf ve masum olmasının yanı sıra kelimenin tam manasıyla hiç bir şeyi de bilmiyor. Walt onun hafızasını kaybettiğini hatta deli olduğunu düşünüyor. Elka'nın vücudunda ki solungaç izlerini gördükten sonra da kötü muameleye uğradığını falan sanıyor. Tabi bir yandan da kendini Elka'ya ve aşka kaptırmaya başlıyor. [Kamyona çarpmış bir araba gibi karşında =))] Onu koruyor, sahipleniyor ve bir şeyler öğretmeye çabalıyor. Tabi işine gelmeyen şeyler oldu mu da yalanları sıralıyor: UV ışınları öldürür; üstsüz güneşlenemezsin. Dondurma öldürür; yalama. Korkunca sarılıp öpersin geçer... =)) Hahahytt aşık adam işte dokunmaya kıyamıyor ama yine de az değildi. =))

Zaman geçiyor... Solungaç izleri kaybolmaya başladıkça içlerini de bir korku kaplıyor. İzlerin tamamı yok olduktan sonra insan mı olacak? Ölecek mi?... Bu sorunun cevabı ne biliyor musunuz? Ölüm... Amaaa ne demişler ölüm bile aşıkları ayıramaz. Aşk öyle kuvvetli bir histir ki asla yok olmaz. 

Meraklandınız değil mi? Ne mi yapıyorsunuz; alın ve okuyun bu kitabı. Canı gönülden tavsiye ederim. Soluksuz okuyup, elinize aldığınız gibi bitireceksiniz. Sonra da neden bitti diye ağlarsınız. =))

Okuyun, okuyun, okuyun...


9 Mart 2015 Pazartesi

Hayat Dolu Kızlar, Lauren Beukes [Kitap Yorumu]



Söyleyebileceğim ilk şey; ilginç bir kitap olduğuydu. Farklı kitaplar okumayı seviyorum. Tekrara girmiyor. :))

Yazarın kalemi; kurgusu sebebiyle başlarda zorlayıcı olsa da kitap ilerledikçe diline alışıyorsun. Daha doğrusu olayı yavaş yavaş anlıyorsun.

Hayat Dolu Kızlar'ın hem polisiye-gerilim hem de fantastik yönü vardı. Zaman yolculuğu ile fantastik bir yön kazanan kitap, bu sayede daha da ilginç hale gelmiş. Kitapta ki betimlemeleri de başarılı buldum. Yazar karakterlerin duygularını biz okuyuculara yansıtabilmiş. Fakat kitap karakterlerin ağzından değil; üçüncü kişinin ağzından anlatımlı. bu da kitabın akıcılığını biraz zorluyordu...

Uzun zamandır da Feniks Yayınları'ndan kitap okumamıştım; kendilerini geliştirmişler. :)) Kitabın baskını çok beğendim. Kaliteli. Bu konuda aynen devam etmelerini dilerim; bir kaç yayınevi var, onlar gibi bozmasınlar. Ne de olsa bir okuyucuyu arka kapağını dahi okumaya çeken ilk şey; kapak görseli ve kalitesi... :))

***

Bu kitapta bir çok karakterin bölümü var. 1931'den, 1993'e kadar uzanıyor. Olaylar Harper ve Kirby'nin etrafında dönüyor. Diğer karakterler Harper'in cinayetlerine kurban giden kızlar. (Relax; spoi değil, merak etmeyin) Bir de Dan var; Kirby'e cinayetleri çözmesinde yardımcı olan kişi. Kirby mi kim? HArper'ın elinden kurtulabilen tek kız.

Harper, ucuz oteller de büyümüş, yetişkin hayatı boyunca barakalar da yaşamış bir adam. Tam bir cani. Yedisinde neyse yetmişinde de öyle biri; katil katil katil...
1931'de bir eve yerleşiyor. Evin kapısı ise çeşitli mekan ve zamana açılıyor. Evin tek isteği ise; yaşam enerjisi. Harper'ın cinayetlerinde ki kurbanların tek ortak noktası ise; kızların hayat dolu olması... İlginç değil mi? :))

Harper'ın Kirby ile ilk tanışması, Kirby; 6.5 yaşındayken oluyor. Daha sonra Kirby büyüdüğünde karşısına bir kez daha çıkıyor. Kirby bu karşılaşmadan boğazında bir çentik, bağırsakları karnından çıkmış, kucağında köpeği ile ayrılıyor... Harper onun öldüğünü sanıyor. Nefes alıp vermek yaşıyor demek için yeterli mi sizce?

Benim tüylerim diken diken oldu okurken.

Kirby, Harper'ın peşine düşüyor düşmesine de Harper onun yaşadığını öğrendikten sonra pek de aramasına gerek kalmayacak...

Soluksuz takip edeceğiniz bir roman; Hayat Dolu Kızlar. Psikopat katilleri okuyup, dehşete düşmeyi seven herkese tavsiye ederim; okusun.






•ALINTILAR•





23 Şubat 2015 Pazartesi

Tesadüfler, Melis Özün Uslu & Yusuf Özoğul [Kitap Yorumu]


Bilinmeyenler Serisinin ilk kitabıydı Tesadüfler. Benim de elime tesadüfen geçen bir kitap oldu diyebilirim. Aklımda okumak yoktu çünkü gene bir Türk yazardan bilindik bir aşk romanı sanıyordum. Hatta bunu düşünerek başladım kitaba. Kitap fantastik çıktı yahu! Fantastik!  Çok şaşırdım, çok sevindim. Yani şunu bilin ki Türk bir yazardan da (aslında bu kitapta iki yazardan oluyor) fantastik kurgu çıkabiliyormuş.


Başarılı bir romandı Tesadüfler. Akıcıydı. Ben elimden bırakmadan o gün içerisinde okuyup bitirdim.

Yazarlar kitapta aşka olduğu kadar dostluğa da değinmiş ve oldukça da önem vermişler.

Heyecanlar, ihanetler, gerçekler ve yalanlar ve tesadüfler... Güzel bir kitaptı. Seri ilerledikçe ve yazarlar yazdıkça daha da başarılı olabileceklerine inanıyorum. Belki çok çok iyi değildi; yabancı yazarlardan alıştığımız tarzlara benzemiyordu fakat kitabın belli bir çizgisi vardı. Benim yaşıma pek uygun bir kitap değildi; Tesadüfler gençlik serisinin başlangıcıydı. Ergenler için fakat ben sıkılmadım okurken. Yazar(lar)ı da bu türde yazmaya sadece cesaret ettiği için bile takdir ettim.

Kitap dönüşümlü olarak iki kişinin ağzından anlatılıyor; Alexander ve Christina. İkisi de özel güçlere sahip olduklarını keşfediyorlar. Fakat iki sevgili yerine çok iyi iki dostlar. :)) Özel güçleri olan ise dört genç var. Fakat bu asıl iki karakterin aşık oldukları kişiler özel değiller. Normal insanlar. Bizim gibi. :)) Çoğu zaman ben insanlara normal de demem ama olsun. :)):)):))

Bu özel güçleri olan dört genç; konuşan bir kitabın birer anahtarı. Kitap ise Merlin ile Su Perisinin eseri... Kitap, çocukların içindeki yetenekleri ortaya çıkaracak bir tür kapı görevi görüyor. Fakat eski grup beş kişiymiş ve en güçlüleri kendi grubunun üyesini seçtiğinde o, kötülerin tarafına geçmiş. Bu yüzden de en güçlünün gücü; Alex ile Cristy arasında paylaştırılmış.

Çocuklar güçlerini ortaya çıkarmayı başarıyorlar. Fakat o güçleri kullanmayı öğrendikçe tehlikeye de adım adım yaklaşıyorlar. Kitabı ele geçirmek isteyen bir grup ile kelimenin tam manasıyla savaştılar! Eee bu savaşta sonun başlangıcı oluyor bir yer de. :))

Devamın da mı? İkinci kitapta.

Okumak mı? Okuyun.



ALINTILAR











19 Şubat 2015 Perşembe

Kızıl Tepe, Jamie McGuire [Kitap Yorumu]

Kızıl Tepe'ye eğer ağır bir spoi yemeseydim dram kitabı olduğunu sanarak okumaya başlardım. Halbuki fantastikmiş. Üstelikte zombi konulu! Duyduğumda şok oldum. Fakat o kadar çok beğenildi ve tavsiye edildi ki bu kitap, ben de heyecanla ve büyük bir beklentiyle başlangıcı yaptım.

Kitabı bitirdiğim de 'vay anasını' demişim. :)) Fakaaat ilk iki yüz sayfa çok sıkıcıydı! Durağandı. The Walking Dead'in ilk sezonunun çakması gibiydi resmen. Ben mi gözümde büyütmüşüm bile dedim. Ama... Karakterler kitabın ikinci yarısında Kızıl Tepe Çiftliğine varıyor ve kitap bir an da açılıyor. Kitapla birlikte sen de coşuyorsun. :)) Öyle çok olay oluyor ki! Neye uğradığıma şaşırdım. Hiç tahmin edemeyeceğin bir an da, hiç aklına gelmeyecek karakterler ölüyor. Zombilerin pişmemiş fast foodu oluyorlar. [Evet, iğrenç bir espri yapma yeteneğim var. Kabul. :))] Ve The Walking Dead ile bir benzerliği daha vardı. Zombilere zombi demiyorlar. Ne öyle fantastik hikayelerde ki gibi değil mi? :)) Sarsaklar diyorlar. TWD'de de aylak diyorlardı ya. Ama sonradan Ted demeye başlıyorlar.

''Peki ya Ted nasıl? Kafiyeli de; sesleri bet. 'Yo, hayır! İşte Ted! Saklan! Koş Cooper! Ted'e ateş et Scarlet!''
                                                                                                                                                   
Dünya'nın sonu gelmiş, onlar delirmiş gibi dalgasını geçtikçe ben de delirmiş gibi gülüyorum. 
Gülüyorum, ağlıyorum, şaşırıyorum... Duygu fırtınası yaşattı bana.
Tabi tüm bunlar karakterlerimiz Kızıl Tepe'deyken yaşanıyor.

Kitabın anlatımı üç kişinin ağzından;

Miranda: Üniversite öğrencisi. Kız kardeşi ve sevgilileri ile birlikte. Kızıl Tepe babasının çiftliği.
Scarlet: Belki de en güçlüleri. Çünkü kızları yanında değil. Kızıl Tepe'de onların yolunu gözlüyor. Ve Ted'leri öldürerek onların yolunu açmak istiyor. Size şu kadarını söyleyeyim; bir anne çocukları için her şeyi yapar.
Nathan:  Kızı ile bir başına. Sığınacak yer arıyor.

Bu üçünün de farklı yollardan belki ama vardıkları yer Kızıl Tepe. Dünya'nın çöküşünde birbirinden farklı kişilikte ki bu kişiler Kızıl Tepe'de aile oluyorlar.
Sadece onlarda değil üstelik. Aralarına kimi tesadüfen kimisi değil; iyisi de giriyor kötüsü de. 

Bir gün eve dışarıdan gelen bir adamla, küçük kızını kabul ediyorlar. Adam pedofil çıkıyor! Dışarıda zombi istilası var ve yazar bu nokta da bile kanımı dondurmayı başardı. Scarlet öyle bir şey yapıyor ki... Anne işte.

Ve çok, çok kişi ölüyor... ''Biri'' vardı ki, o öldüğünde gözyaşlarıma engel olamadım. Onun acısını gerçekmiş gibi hissettim. Çünkü yazar karakterleri o kadar gerçekçi yansıtmış ki... Kitapta en sevdiğim kısımlardan biri; her karakterin apayrı kişilikleri oldu. Ve her birine de o kişilik cuk oturmuş. 



Nefesinizi kesecek bir kitap, Kızıl Tepe.

Alın okuyun millet. 



             

10 Şubat 2015 Salı

Gölgeler, Paula Weston [Kitap Yorumu]


Özetleyecek olursam eğer: Vay vay vay! :))

Refaim serisinin ilk kitabıydı Gölgeler. Kitap ilk çıktığı andan itibaren kitaplığımdaki yerini almıştı fakat elime alıp okumak bugüne nasipmiş. Aradan çıkartayım diye okumaya başladım beş saat dolmadan kitabı okuyup bitirmiştim.

Abartısız. Elimden bırakamadım. Bu romanı soluksuz okuyacaksınız.

Refaim serisi ile kendimi yeni bir altın madeni bulmuş gibi hissediyorum.

Serinin ikinci kitabında sadece olayların devamı değil başlangıcı da yer alacak bence. Ya da umarım ki yer alır diyeyim. Yoksa meraktan çatlayacağım, Gölgeler'in devam kitabını sabırsızlıkla bekliyorum.
Duy beni, ey Yabancı! :)) Allah'tan serinin devam kitaplarının arasını çok açmıyorlar da o konuda içim rahat.

*

Gölgeler'in yazarı Paula Weston ile ilk kez bu kitabıyla tanıştım. [Türkiye'de çıkan ilk kitabı zaten] Yazar romanında kurguyu çok iyi kurmuş. Sıkılıp bırakmak isteye bileceğin tek bir an bile yoktu. Hatta aynı zamanda ateşli bir romandı. ;)) Söz konusu olan yarı melekler yani... Heyecandan ateş basıyor. Cinsellik yok. Her yaşa uygun bir roman. Biz analı kızlı okuduk, size de tavsiye ederim. 

...Yabancı Yayınları'nın baskısının kaliteli olduğu da herkesçe bilinen bir gerçek. Tek bir yer de bile çeviri hatasına rastlamadım. Ya hiç yoktu ya da kendimi öyle bir kaptırmışım ki fark etmedim. :)) Ama eleştirisiz de olmaz; çıkardıkları fantastik kitaplarda kapak görsellerini bir türlü beğenemiyorum. Gölgeler'in kapağı hoşuma gitmediği için belki de elimde neredeyse bir ay beklettim. Ama ne demişler; önemli olan iç güzellik. :)):)):))

*
...
Bir kere en sinir olduğunuz karakteri bile, ileride sevme durumunuz olabilir. Öyle bir romandı Gölgeler. 

Elimizde ne mi var? Bir grup büyüleyici Nefilimler. Zaten büyülemeyeni görmedim. Ama onlar kendilerine Refaim diyorlar. Sebebi ise kitapta. Oku ve öğren canım, her şeyi yazmak olmaz. :))
Refaim'lerin babaları; düşmüş meleklerin -biri hariç- yeri bilinmiyor. Herkes onların dünya üzerinde ki sığındıkları yeri bulma peşinde. Yeri bilinen tek düşmüş melek Nathaniel ise manastır da bir nevi Refaim'lerin patronu olmuş.

Fakat zamanında anlaşmazlıklar çıkmış... Çok yalanlar dönmüş... Aralarından bir kısmı ayrılmış ve artık Nathaniel'ın emir erleri değiller. Bu ayrılan Refaim'ler kötü taraf gibi duruyor. Şimdilik. Aslında olayların bir nevi başlangıcı bu. Fakat biz bu başlangıcı yaratan olayları çözemiyoruz. Henüz. Benim merak ettiğim de bir bu. Bir de; Gaby ile Jude'un kayıp bir yılı.

Kitap Gaby'nin anlatımı ile ilerliyor. 

İkizlerden Jude trafik kazası sonucu Gaby'nin gözleri önünde ölmüş. Anne baba yok... Gaby sahil kasabalarından birinde yaşamına devam ediyor. Hayatında ki tek anormallik ise geceleri gördüğü kabuslar. Her gece o kabusta bir çocukla beraber iblislere, zebanilere karşı savaştığını görüyor. Sonra bir gün o çocuk karşısına dikiliyor; Rafa.

Bir de bakmışsın Gaby ve Jude aslında Refaim. Gaby'nin kendisini insan sanması için hafızası ile oynanmış. Ortada bir kaza yok. Fakat ortada Jude da yok. Kimse neler olduğunu bilmiyor. Ve bir sorun daha var Gaby ile Rafa iki ayrı gruptan. Gaby, Nathaniel'a sadıklardan... 

Ama işler çok çok karışacak. Kim bilir neler olacak. 

Bir merak aldı beni yürüyor içimi kemire kemire. :)):)):)) 

Serinin ikinci kitabını istiyorum! Size de Gölgeler'i tavsiye ediyorum!


17 Aralık 2014 Çarşamba

İki Hayat Arasında, Jessica Shirvington [Kitap Yorumu]



Bu kitabı elimde uzun süre bekletmiştim aslında... Fakat arkadaşım Yabancı Yayınları'ndan çıkan okuduğum en iyi kitap dediğinde başlangıcı yaptım. Aşk romanı sandığım kitap fantastik çıkmasıyla ilk şoku yaşadım. [Fantastikden ziyade distopya da diyebilirim... :))] Hadi dedim bir iki sayfa okuyayım. Derken kitap bitti. Ve bende gerçekten çok beğendim.

Bir çok kitap okudum ama İki Hayat Arasında'nın kurgusuyla benzerini başka hiç bir kitapta karşılaşmadım. Yazarın kalemi de güzelse farklı romanları soluksuz okuyorum. Beğenmemek elimde değil. :))

Ben isterdim ki İki Hayat Arasında seri olsun...

***

Sabine, iki farklı hayata sahip olan ana karakterimiz. Her yirmi dört saatte bir Değişim geçiriyor ve her günü iki defa yaşıyor. Düşünsenize size karışıp duran iki aile, bir sürü kardeş ve en kötüsü de okulu iki defa bitirmek... Iyyk. :)):)) Ya aşık olduğunda ne olacak? üstelik Değişim geçirdiğinin ve iki hayatının da bilincinde! Bir nevi ölmeden reankarnosyonculuk. :)):))

Wellesley'de, Sabine'nin sahip olduğu şey tam manasıyla mükemmellik. Zenginlik, başarı, herkesin kıskandığı bir ilişki ve göz kamaştırıcı bir gelecek.
Roxbury'de ise Sabine'in hayatı bambaşka. Tam manasıyla! Maddi zorluklar, ailesi tarafından onaylanmayan arkadaşlar... İçki içen bir baba. Dışarıya nasıl göründüklerine fazlaca önem veren bir aile. Tek iyi tarafı ise sevimli, küçük kız kardeşi.

Sabine, zaman geçtikçe ve on sekiz yaşına yaklaştıkça Değişimde bir şeylerin ters gittiğini fark etmeye başlar. Eskiden hasta olursa iki hayatta da bunu hisseden Sabine, bir gün metro da kolunu kırdığında öbür hayatında sağlam kolla uyandığını fark eder. Böylece hayalini kurduğu tek bir yaşam için kendince deneylere başlar. Ki bu da kendini öldürdüğünde öbür hayatına yaşayıp yaşamayacağının deneyi...   Roxbury'daki ailesinin işlettiği eczaneden ilaç çalar, vücuduna kesikler atar... Her defasında Wellesley'de sapa sağlam bir şekilde uyanır. Tabi Roxbury'da ki ailesinin bu deneyleri fark etmesiyle, Sabine onlara gerçekleri anlatsa da sonu tımarhane olur. Ve orada Ethan'la tanışır. Mükemmel aşkı onda bulur. 

Mükemmel hayat mı? Mükemmel aşk mı?

Ben bu soruya mükemmel hayat demiştim en başında fakat Ethan'ı tanıdıktan sonra fikrim değişti. Nasıl değişmesin ki? Hatta ne hayat ne aşk sadece Ethan... Ah, Ethan :'( Onun da bir sırrı var... Onun sırrını öğrenmemle de kitapta ki ikinci büyük şokumu yaşadım. kırk yıl düşünsem öyle bir şey aklıma gelmezdi. [Fakat size spoi yok; okuyun öğrenin.]

Ve kitap kızın iki hayatı yaşamayı kabullenmesi ile bitiyor. Üstelik hem kabul ediyor hem de bunu yürekten istemeye başlıyor. Bunda tabi Ethan'ın etkisi de büyük. Belki tek bir hayatı seçip onu yaşamaya başlasaydı bu kitabı bu kadar çok beğenmezdim. Yazar kitabı bu şekilde bitirerek romana bir çok şey katmış... Kızın duygularını, kabullenişini okurken çok düşündüm. Çok da duygulandım.

İki Hayat Arasında'yı beğenerek okudum. Çokça da sevdim... Tavsiye ederim.



LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...