Sayfalar

Seri Kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Seri Kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2016 Perşembe

Sissoylu#1 Son İmparatorluk, Brandon Sanderson [Kitap Yorumu]

Kitap okundu, bitti.
Bende ki kelimeler de tükendi.
Diyecek söz bulamıyorum. Belki sadece tek bir cümle: ''Olağanüstüydü.''
Ben bunca zaman nerelerdeydim?
Yazarla daha önceden tanışmışlığım var. Elantris'i okuyup, çok beğenmiş hemen elime Kralların Yolu'nu almıştım. Kralların Yolu favori serilerim arasında yerini anında almıştı. Fakat Sissoylu hepsinden de iyiydi.
Kurgu, karakterler, olaylar. Bir an durup nefes almaya vakit yok. Hep bir heyecan. Her an daha da artan bir merakla sayfaları çevirdim.
Sanırım eleştirebileceğim tek bir tarafı var o da kitabın okudukça -maalesef- bir sona yaklaşıyor olması. Ne olurdu hiç bitmese. 
Ben devam kitabına hemen başlayacağım, sanırım. Yoksa çatlarım.  :)


Konuya girmeden bir şeye daha değinmek istiyorum; çevirisi. Bu tür kitapları çevirmek çok zordur. Yazarın yarattığı bir dünya ve onun uydurduğu kelimeler; nasıl zor olmasın? Kitabın çevirmeni Can Sevinç'i hem takdir ediyorum hem de ona teşekkür ediyorum. Anlatımı, akıcılığoı bozan tek bir cümle bile yoktu. Ne de en ufak bir kelime hatası. Mükemmel bir kitapla başarılı bir çeviri, edisyon ve kaliteli bir baskı birleşince tadından yenmeyecek roman da böylece ortaya çıkmış oluyor. :)

Sıra gelir konuya :) Bu kadar 'dolu dolu' bir kitapta konuya kısaca değinmek zor olacak ama söz spoi vermeden yüzeysel olarak anlatacağım ki, kitabın okurken ki heyecanı kaçmasın. :)
Nerdeyse bin yıldır Dünya tek bir hükümdar tarafından yönetilmektedir: Lord Hükümdar. Halkı asiller ve skaa'lar yani köleler olarak ayırmış, çoğu kültürü, yüzlerce dini yani inancı yok etmiş. Tam bir güç sevdalısı. Ve gerçekten de çok çok güçlü bir hükümdar.
Tabi asillerin ve skaaların yanı sıra Sissoylu'lar ve Siskan'lar var. Bunlar kişinin metal ve alaşımları sindirerek her alaşım ya da metalin özelliklerini yansıtan kişiler oluyor. Yani gücü olan kişiler. İlk elli sayfa baya bir zorluyor. Fakat hemen pes edip bırakmayın. Elliden sonra bir açılıyor ki elinizden bırakmanız mümkün olmuyor. Her neyse, konuya döneyim :) Asillerin bu tür gücü varsa hükümdar adına çalışabiliyor. Ama bir skaa bu tür bir gücü sahipse direk öldürülüyor. Üstelik sadece güce ait kişi değil onun tüm ailesi. Onun kanından olan herkes. Hatta asillerin sırf bu yüzden skaa bir kadınla yattıklarında kadını sonradan öldürmeleri gereken bir kural bile var.

Tüm bunların yanı sıra umut da her daim varlığını hissettirir değil mi? Kitapta ki umut; bir adam. Hathsin Firarisi. Hükümdarın çukurlarından kaçabilen tek kişi; Kelsier.
Kelsier, Lord Hükümdarı öldürebilmek için bir isyan başlatıyor. Ve bu isyanda ki en büyük keşfi de bir skaa olacak. Bir genç kız. Skaa Sissoylusu.

Serinin ikinci kitabı Sissoylu Kuşatma'da bu kız; Vin üzeriden ilerleyecek.

Şuana kadar okumuş olduğunuz tüm kitaplardan farklı. :)
Severek okuyacaksınız.



14 Kasım 2015 Cumartesi

Kralların Yolu / Brandon Sanderson [Kitap Yorumu]


Bu yazarla bu kadar geç tanıştığıma inanamıyorum. Önce Elantris'i okuyup, yorumlamış ardından dayanamayıp Kralların Yolu'nu elime almıştım. İyi ki de öyle yapmışım. İki kitapta birbirinden o kadar farklı ki. Elantris'i de çok beğenmiştim ama bu bambaşka bir şey! Olağanüstü bir roman. Yazarda ki bu hayal gücü nereden geliyor böyle!? İnanılmaz! Nasıl bir kabiliyettir. :)

Epik fantastik kurgu da kült yazarlarımdan biri oldu çıktı...

Olay örgüsü, betimlemeler, anlatımı... Yazarın dili öyle gerçekçi ki! Bu kitap film olmalı. :) Ama ondan önce bu kitabın devamı bir an önce çıkmalı. Bu konuda Akılçelen Yayınları'na da buradan seslenmiş olayım.

Aynı zaman da kitap çok kalın ve ağır diye gözü korkanlar da; sakin olun. :) Kitabı elinizden bırakamayacaksınız ve bittiğinde keşke okuyacak bir kaç sayfa daha olsaydı diyeceksiniz.

Nasıl anlatsam:

Eski çağların büyülü dünyası sona erip, bazı büyüler unutulduğunda; eski düşmanı örten giz açığa çıkacak ve kaybolmuş büyüler de böylece hatırlanacak. Dünyanın koruyucusu elçiler ve parlayan şövalyeler kendi istekleri ile vazgeçtikleri korumaya dönecekler mi? Kitabın başından son noktasına kadar çözüm için heyecanla okuyacağınız bir başyapıt.

Roman birbirinden ihtişamlı karakterlerle harmanlanıp, ilerliyor.

Önce hekimlik eğitimi alıp asker, sonra ihanete uğrayıp köle olan Kaladin, yaşı ilerledikçe aklı bilgeliğe açılan ve bir kralın başyardımcısı olan savaşçı prens kardeşi Dalinar. Alim olmak için ülkesini terk edip, en bilge prenses Jasnah'ın eğitimine giren, hırsızlığa niyetli Shallan. Eski büyülerin parıltısını taşıyan, kiralık katil Vallano'nun oğlu Szeth...

Ağzınızı bir karış açık bırakacak karakterleri ve her defasında merakla bir sonra ki sayfaya geçeceğiniz bir roman; Kralların Yolu.

Kısa ve öz; Okuyun. Okuyun, okuyun, okuyun... 



31 Ekim 2015 Cumartesi

Tess'in Gözyaşları, Pepper Winters [Kitap Yorumu]


Spoi İçerir

"Nesin sen, Köle?"
"Ben seninimEfendim."


Yorum yazacağım ama ekranın başında kalakaldım. Kitabın hangi yönünü anlatayım bilemiyorum. İlk kırk sayfa da hayal kırıklığına uğradım. Kız ezik bir karakter; ''Allah bilir vıcık vıcık aşkın olduğu bir cinsellik kitabı dahadır,'' dedim.  Hatta iki gün elime bile almadım kitabı. Sonra başladım hadi devam ettireyim diye düşündüm. Allah'ım! Allah'ım! İyi ki de devam etmişim. Nasıl özgün bir konusu var. Soluksuz okudum! Devamını istiyorum! Devamı bir an önce çıksın, alayım, okuyayım istiyorum.

Fakat değinmeden de geçemem, bu kitap bdsm. Bunu da yazar çok iyi yansıtmış. Tecavüz var. Bıçakla, sadece fantazi olarak... Kırbaçlama, kan yemini, efendi - köle ilişkisi, bağlanma, uyuşturucu ve insan kaçakçığı ile fahişeliğe zorlanma... Ben bu kitaba yaş sınırı +22 derim... Yaşı küçük olan, bu tür de okumayı sevmeyen eline almasın çünkü beğenmez.

Ben belki de kitabın bu kadar uç nokta da olmasını sevdim. Bilindik aşk hikayelerinden, bdsm deyip tutkulu aşka dönen romanlardan öyle sıkılmıştım ki... Tess'in Gözyaşları yeni bir soluk getirdi. :)

Gelelim konusuna. :) Tess, erkek arkadaşı Brax ile Avustralya'dan kalkıp taa Meksika'ya tatile gidiyor. Brax çok şirin. Şirin olduğu kadar da sıkıcı. :) Üzgün olduğunda sarılabileceğin birisi. Tess yalnız kalmaktan o kadar korkuyor ki ona gerçek benliğini bile açamıyor: Kırbaç ve sert seksten hoşlandığını yani. :) Aslında kendine bile itiraf edemiyor diyebilirim. Fakat Meksika'da kaçırıldıktan ve efendisi olacak Q'ya satıldıktan sonra hem kendisini kabullenmeyi öğreniyor hemde olduğundan daha güçlü olduğunu fark ediyor.
Q'ya gelirsek... Q, Tess'in efendisi. Onu ehlileştirmeye, itaat etmesini sağlamaya çalışıyor. Zorbalıklar ediyor. Çünkü Tess onun malı; net. :) Fakat canavarca da olsa onu arzuluyor da. Tess'imiz de az değil. O da bu arzuya karşılık veriyor.

Benim beğenmediği tek bir yönü vardı; o da Tess'in başına gelen şeyleri çarpık arzularına bağlamasıydı. Kaldı ki başına gelen şeyler bu anlattıklarımla da sınırlı değil. Okumanız lazım. :)

Bu kitapta duygu değişimleri o kadar ani ve o kadar sert ki nefesinizi kesiyor.

Bu tarz okuyabiliyorsanız bu kitabı kaçırmayın derim.

Bir de Arkadya Bitter'e eleştirim olacak. :) Kapak görseli çok kötü. Pembe en nefret ettiğim renktir.. Bu yayın evinin kuruluş amacı belli. Ne türde kitaplar çıkaracaklarını duyurdular. Bence orijinal kapakları kullanmalılar ya da ona uygun görseller.


Alıntılar


                          "Sen benim  olmayabilirsin ama ben giderek daha çok senin oluyorum."


"Özgürlüğüm esaretindedir, Q. Sadece senin yanındayken uçabilirim."


Tess Snow.
Tess esclave.
Benim.
Her şeyiyle benim.




9 Haziran 2015 Salı

Bir Dilekle Başladı Herşey & Debbie Macomber



Debbie Macomber,klasiği olan bu seri kitap yine aynı şekilde insanı ümitlendirme,umut,insanları mutlu etme adına sıcacık,insanı sarıp sarmalayan bir hikaye ile karşımızda..Yazarımız yine aynı uslupla devam etmekte;tabii bunda çevirmenin payı büyük,çünkü bazı cümleler var ki günlük hayatta hep söylediğimiz cümleler.İçten ve samimi çevrilmiş

Bildiği gibi kitap Blossom sokağında geçiyor; yeni kahramanlar eklenerek hikayemiz devam etmekte.
Hikayemiz, dört dul kadının birlikte sevgililer gününü kutlamasıyla başlamaktadır.Bu dört dul bayan kendisi aralarında yirmi dilek listesi diye birşey ortaya atarlar.Hayatlarında gerçekleştirmek istedikleri şeyleri yazmak isterler. İsterseniz şimdi aramıza yeni katılan bu dört bayanı kısaca tanıyalım :)

~ Anne Marie : Eşini kalp krizinden kaybetmiş ve onun acısını atlatamamış, yalnız yaşayan ve bir kitap dükkanı işleten sıradan bir bayan.

Ellen:Anne Marie'nin ilk başta sadece yemek arkadaşıyken daha sonra Anne Marie'nin onu evlat edinmesiyle kızı olmuştur. 

Barbie:Eşini uçak kazasında kaybetmiş olup iki oğula sahip çok zengin ve güzel bir bayandır. 

Lillie:Barbie'nin annesi.Eşini Barbie'nin eşinin olduğu uçak kazasında kaybetmiştir.Hiç bizr zaman gerçek aşkı bulamamış olup eşi tarafından hep aldatılmıştır. 


Bu dört bayanın arasında bir çok tatsızlık,üzüntü,sevinç geçmiştir aralarında ama asla hiç biri dileklerini yazmamayı unutmamıştır.Aslında baktığımızda hepimizin yapması gereken birşeyi bizim için bu dört bayan yapıyor. Dileklerimizi yazmak.


Ben bu kitabı okuduktan sonra dileklerimi yazmaya başladım.Bir kitabın beni bu kadar etkileyici açıkçası hiç düşünmedim.Kendinizle ilgili ya da yaşantınızla ilgili fazlaca şey bulabileceğiniz bu kitabı eğer benim gibi okumadıysanız hemen okuyun derim. 

Ve dileklerinizi yazmaya başlayın.Kim bilir belki birgün sizinde fark etmeden dilekleriniz tutar. :)


3 Mayıs 2015 Pazar

Aşkın Ritmi, Kylie Scott [Kitap Yorumu]



Arka kapak yazısını okumak gibi bir alışkanlığım yoktur. Bu sebepten Aşkın Ritmi'ni, Aşkın Müziği'nin devam kitabı sanıyordum. Bir nevi o nitelikte tabi ama Stage Dive grubunun bateristi Mal'ın hikayesini anlatıyordu.

Günümüz aşk türünde çok fazla kitap okumam. Okuduklarımın da çok azının devam kitaplarını elime alırım. Fakat Aşkın Ritmi'ne başlarken beğeneceğime dair en ufak bir şüphem yoktu. Kylie Scott oldukça başarılı bir yazar.

Sürükleyici kurgusu, etkileyici karakterleri ve esprili bir dili var. Romantizmi saymıyorum bile. =)

Çevirisine gelirsek; ben beğendim. Fakat bir yazarın kitaplarını hele de seri ise aynı çevirmenin elinden çıkmasını tercih ederim.

Lafın özü: Bu kitap, bu yazar hayal kırıklığına uğratmıyor. Ateşli ve esprili kalemi ile eminim ki sizi de hayal kırıklığına uğratmayacak.  Baş döndürücü bir hikaye, baş döndürücü bir aşk ve baş döndürücü bir karakter; Mal. Eh daha ne ister insan? Tabi bir de kadın karakterimiz var; Anne. Ama onu düşünmeyelim şimdi. =) 
Mal, seninle her yere gelirim bebeğim. Turneye bile. Anne'de kimmiş? =)

Aşkın Ritmi Anne'nin ağzından anlatılıyor. Anne ve Mal ise Evelyn ile David'in verdiği bir parti de tanışıyorlar. Yani Aşkın Ritmi'nden önce Aşkın Müziği'ni okumanız şart. =) Tanışmalarının ardından yirmi dört saat geçmeden Anne evinde Mal'ı buluyor. Adam taşınmış, yerleş bir de koltuk takımı falan almış. Kırık ya... =)=)=) Anne'de az değil tabi buldu Mal gibi rockçıyı. O gün bir oyun oynamaya başlıyorlar. Görüntü de sevgili olacaklar. Lakin oyunun gerçeğe dönüşmesi çok sürmüyor. İkisinde de o arzu olduktan sonra. Biz en fazla evcilik, doktorculuk oynayalım daha, of of.! =)
Fakat hayat toz pembe değil. İkisininde konuşmaktan kaçındığı, onları üzen ailevi sorunları var. İkilimiz birbirine bağlandıkça açılıyorlar. Açıldıkça mutluluğa adım adım yaklaşıyorlar...
Sonrası mı; mutlu son. 
Bu yazarı okuyun millet. Pişman olmayacaksınız.


24 Mart 2015 Salı

Sessiz Kurban / Jane Casey [Kitap Yorumu]

  
  
Serinin üçüncü kitabından başlayan bir akıllı ben varımdır. Haliyle beklentimi de çok düşük tutmuştum. Cık cık cık. Kitabı çok beğeneceksiniiiz. :))


Polisiye - Gerilim türünde bir kitap olduğu için zaten serinin kaçıncı kitabından başlamışsınız fark etmiyor. İyiler aynı, kötüler farklı. Kurgu her kitapta bambaşka. Beklentinizi de düşük tutmayın çünkü Jane Casey'in kalemine bayılacaksınız.

Karakterleri çok iyi yansıtmış. Üstelik alışılmışın dışın da Meave Kerrigan dedektif veya komiser değil; bir memur. Polis memuru. Ayrıca Amerikalı bekliyordum İngiliz çıktılar. Kitap Londra ve çevresinde geçiyor. 

Lafın özü beni her konu da şaşırtan bir kitaptı. Kitabı da başından sonuna merakla ve heyecanla okudum. Kimi yer de sinir krizlerine girdim! Hep o Kennford yüzünden! Iııhhh gıcık herif, geber! :))

...Konuya girmeden önce ufacık bir şey daha söylemek istiyorum; kitabın baskı kalitesini çok beğendim. Böyle devam et Olimpos! Ayrıca kitap fiyatlarının oldukça arttığı şu günler de böyle sevilen ve takip edilen bir yazarın kitabının piyasa koşulları dikkate alınarak şişirilmemesi de ayrıca memnun etti. :)) ... Kitabın çevirisi ise güzeldi. Bir kaç yer gözüme takıldı [üvey yerine yarı kardeş yazılmış vb.] ama cümleler bütün ve anlaşılırdı o yüzden rahatsız etmedi açıkçası. Biz daha önce neler gördük. :))

Kitabın konusuna gelelim bakalım. :))

Kennford suçluları savunan, her şeyden önce paraya değer veren kadın düşkünü bir avukattır. [Kısaca adi herifin teki] Suç mahalli de onun evi. Karısı ve kızı kelimenin tam manasıyla vahşi bir şekilde katlediliyor. Ev de olan diğer kızının hiç bir şeyden haberi yok. Kennford ise sadece başına vurulmuş bir şekilde bulunuyor... Bir çok yer de kesin Kennford'un cinayetle bir alakası vardır ya da ölen o olsaymış diyecek noktaya geliyorsunuz. Sonra bir bakıyorsunuz herifin ilk evliliğinden bir kızı daha çıkıyor! 

Bizim Kerrigan bir yandan bu soruşturmaya bakarken bir yandan da çete suçları ile ilgili bir cinayeti daha araştırıyor. Üstelik komiseri çete şuçlarıyla da bir ilgisi var ki size spoi yok; okuyan öğrenir millet. :))

Fakat ben ikilem de kaldım. Kerrigan'ın sadece memur oluşunu diğer kitaplardan alıştığımız biçimde okumadığım için hem beğendim; farklıydı. Hem de bir kadın olarak her yönden daha güçlü olması beklentisi içindeydim. Komiser, dedektif mi olmalıydı acaba diye sordum kendime. Sanırım bu konuda ne düşündüğüme ben kendimde karar veremedim. Okuyan beni daha iyi anlayacak. :))

Tavsiye eder miyim? Eveeet! :)):)):)) 




23 Şubat 2015 Pazartesi

Tesadüfler, Melis Özün Uslu & Yusuf Özoğul [Kitap Yorumu]


Bilinmeyenler Serisinin ilk kitabıydı Tesadüfler. Benim de elime tesadüfen geçen bir kitap oldu diyebilirim. Aklımda okumak yoktu çünkü gene bir Türk yazardan bilindik bir aşk romanı sanıyordum. Hatta bunu düşünerek başladım kitaba. Kitap fantastik çıktı yahu! Fantastik!  Çok şaşırdım, çok sevindim. Yani şunu bilin ki Türk bir yazardan da (aslında bu kitapta iki yazardan oluyor) fantastik kurgu çıkabiliyormuş.


Başarılı bir romandı Tesadüfler. Akıcıydı. Ben elimden bırakmadan o gün içerisinde okuyup bitirdim.

Yazarlar kitapta aşka olduğu kadar dostluğa da değinmiş ve oldukça da önem vermişler.

Heyecanlar, ihanetler, gerçekler ve yalanlar ve tesadüfler... Güzel bir kitaptı. Seri ilerledikçe ve yazarlar yazdıkça daha da başarılı olabileceklerine inanıyorum. Belki çok çok iyi değildi; yabancı yazarlardan alıştığımız tarzlara benzemiyordu fakat kitabın belli bir çizgisi vardı. Benim yaşıma pek uygun bir kitap değildi; Tesadüfler gençlik serisinin başlangıcıydı. Ergenler için fakat ben sıkılmadım okurken. Yazar(lar)ı da bu türde yazmaya sadece cesaret ettiği için bile takdir ettim.

Kitap dönüşümlü olarak iki kişinin ağzından anlatılıyor; Alexander ve Christina. İkisi de özel güçlere sahip olduklarını keşfediyorlar. Fakat iki sevgili yerine çok iyi iki dostlar. :)) Özel güçleri olan ise dört genç var. Fakat bu asıl iki karakterin aşık oldukları kişiler özel değiller. Normal insanlar. Bizim gibi. :)) Çoğu zaman ben insanlara normal de demem ama olsun. :)):)):))

Bu özel güçleri olan dört genç; konuşan bir kitabın birer anahtarı. Kitap ise Merlin ile Su Perisinin eseri... Kitap, çocukların içindeki yetenekleri ortaya çıkaracak bir tür kapı görevi görüyor. Fakat eski grup beş kişiymiş ve en güçlüleri kendi grubunun üyesini seçtiğinde o, kötülerin tarafına geçmiş. Bu yüzden de en güçlünün gücü; Alex ile Cristy arasında paylaştırılmış.

Çocuklar güçlerini ortaya çıkarmayı başarıyorlar. Fakat o güçleri kullanmayı öğrendikçe tehlikeye de adım adım yaklaşıyorlar. Kitabı ele geçirmek isteyen bir grup ile kelimenin tam manasıyla savaştılar! Eee bu savaşta sonun başlangıcı oluyor bir yer de. :))

Devamın da mı? İkinci kitapta.

Okumak mı? Okuyun.



ALINTILAR











Baştan Çıkarıcı Atıştırmalıklar, Tara Sivec


Kitabın bitmesine son bir bölüm kala kahkaha atmaktan nefes alamayacak durumdayım. Kendimden geçmiş bir şekilde gülerken bir bölüm sonra kitabı bitirdiğimde duygusallığa düşmüş bir haldeyim... 
Bu kitap insanın kanını kaynatır.

Arka kapakta uyarı da var zaten; çok fazla cinsel içerik ve küfür içeriyor. Sürekli 'v' ve 'p' ile başlayan kelimeler de ömrümü yedi zaten. Doğruya doğru. Fakat kitabı güzelleştiren de sadece cinselliğe yönelik bir kitap olmamasıydı. 
Kitapta aşk vardı. Dostluk vardı... Annelik ile babalık vardı. Tüm bunlar çokta iyi yansıtılmıştı. Okuyucuyu ele geçirebilen bir romandı.


Ve kitapta dört yaşında ki Gavin'le ilgili her satırı okumak ayrı bir zevk veriyordu. Küçücük çocuk öyle sorular sorup öyle cevaplar veriyordu ki... çocuklar bu kadar zeki oluyor mu yaw? :)):)):)) Kahkahadan kırılıyorsun. Aslında çocuklardan da hoşlanmam ama.

Hahahayt Gavin'i sevdim. Kitabı da :))

Fakat kitap +18 değil; +21 hatta +22 ona göre. Cinsellikte çok, cinsel içerikli şakalar, diyaloglar da. Okuyup okumama kararı sizin. Tavsiye eder miyim? Yaşınız uygunsa; evet. 

Kitabın konusu ise; Claire ve Carter'ın çikolata tadında ki aşk hikayesi. Eee ne demişler ya sevdiğim beni baştan çıkarır ya da çikolata. Ama her daim çikolata. :))



Claire ve Carter üniversitedeyken bar da tanışıp bir gecelik ilişki yaşarlar. İkisi de sarhoştur... Claire, Carter uyanmadan kaçıp gider. Carter'sa uyandığın da pek bir şey hatırlamamaktadır. Bir tek onun kokusunu; çikolata kokusu aklından çıkmaz.

Beş yıl boyunca!

Onca zaman sonra tekrardan bir bar da karşılaştıkların da artık aralarında çocukları; Gavin vardır. İlişkileri biraz terten gidiyor ama aşkı da buluyorlar. :)) Aşkı buldukların da ise aile olma kararı alıyorlar. Kitap burada bitiyor fakat devamı var.


Ben devamını merak ediyorum. Gavin'i özlüyorum. Carter'da kimmiş? :)):))

Bakalım nasıl bulacaksınız kitabı? ;))








  


 



10 Şubat 2015 Salı

Gölgeler, Paula Weston [Kitap Yorumu]


Özetleyecek olursam eğer: Vay vay vay! :))

Refaim serisinin ilk kitabıydı Gölgeler. Kitap ilk çıktığı andan itibaren kitaplığımdaki yerini almıştı fakat elime alıp okumak bugüne nasipmiş. Aradan çıkartayım diye okumaya başladım beş saat dolmadan kitabı okuyup bitirmiştim.

Abartısız. Elimden bırakamadım. Bu romanı soluksuz okuyacaksınız.

Refaim serisi ile kendimi yeni bir altın madeni bulmuş gibi hissediyorum.

Serinin ikinci kitabında sadece olayların devamı değil başlangıcı da yer alacak bence. Ya da umarım ki yer alır diyeyim. Yoksa meraktan çatlayacağım, Gölgeler'in devam kitabını sabırsızlıkla bekliyorum.
Duy beni, ey Yabancı! :)) Allah'tan serinin devam kitaplarının arasını çok açmıyorlar da o konuda içim rahat.

*

Gölgeler'in yazarı Paula Weston ile ilk kez bu kitabıyla tanıştım. [Türkiye'de çıkan ilk kitabı zaten] Yazar romanında kurguyu çok iyi kurmuş. Sıkılıp bırakmak isteye bileceğin tek bir an bile yoktu. Hatta aynı zamanda ateşli bir romandı. ;)) Söz konusu olan yarı melekler yani... Heyecandan ateş basıyor. Cinsellik yok. Her yaşa uygun bir roman. Biz analı kızlı okuduk, size de tavsiye ederim. 

...Yabancı Yayınları'nın baskısının kaliteli olduğu da herkesçe bilinen bir gerçek. Tek bir yer de bile çeviri hatasına rastlamadım. Ya hiç yoktu ya da kendimi öyle bir kaptırmışım ki fark etmedim. :)) Ama eleştirisiz de olmaz; çıkardıkları fantastik kitaplarda kapak görsellerini bir türlü beğenemiyorum. Gölgeler'in kapağı hoşuma gitmediği için belki de elimde neredeyse bir ay beklettim. Ama ne demişler; önemli olan iç güzellik. :)):)):))

*
...
Bir kere en sinir olduğunuz karakteri bile, ileride sevme durumunuz olabilir. Öyle bir romandı Gölgeler. 

Elimizde ne mi var? Bir grup büyüleyici Nefilimler. Zaten büyülemeyeni görmedim. Ama onlar kendilerine Refaim diyorlar. Sebebi ise kitapta. Oku ve öğren canım, her şeyi yazmak olmaz. :))
Refaim'lerin babaları; düşmüş meleklerin -biri hariç- yeri bilinmiyor. Herkes onların dünya üzerinde ki sığındıkları yeri bulma peşinde. Yeri bilinen tek düşmüş melek Nathaniel ise manastır da bir nevi Refaim'lerin patronu olmuş.

Fakat zamanında anlaşmazlıklar çıkmış... Çok yalanlar dönmüş... Aralarından bir kısmı ayrılmış ve artık Nathaniel'ın emir erleri değiller. Bu ayrılan Refaim'ler kötü taraf gibi duruyor. Şimdilik. Aslında olayların bir nevi başlangıcı bu. Fakat biz bu başlangıcı yaratan olayları çözemiyoruz. Henüz. Benim merak ettiğim de bir bu. Bir de; Gaby ile Jude'un kayıp bir yılı.

Kitap Gaby'nin anlatımı ile ilerliyor. 

İkizlerden Jude trafik kazası sonucu Gaby'nin gözleri önünde ölmüş. Anne baba yok... Gaby sahil kasabalarından birinde yaşamına devam ediyor. Hayatında ki tek anormallik ise geceleri gördüğü kabuslar. Her gece o kabusta bir çocukla beraber iblislere, zebanilere karşı savaştığını görüyor. Sonra bir gün o çocuk karşısına dikiliyor; Rafa.

Bir de bakmışsın Gaby ve Jude aslında Refaim. Gaby'nin kendisini insan sanması için hafızası ile oynanmış. Ortada bir kaza yok. Fakat ortada Jude da yok. Kimse neler olduğunu bilmiyor. Ve bir sorun daha var Gaby ile Rafa iki ayrı gruptan. Gaby, Nathaniel'a sadıklardan... 

Ama işler çok çok karışacak. Kim bilir neler olacak. 

Bir merak aldı beni yürüyor içimi kemire kemire. :)):)):)) 

Serinin ikinci kitabını istiyorum! Size de Gölgeler'i tavsiye ediyorum!


3 Şubat 2015 Salı

Yeni Bir Başlangıç, Kim Karr [Kitap Yorumu]








Kitap Adı             : Yeni Bir Başlangıç

Özgün Adı           : Connected
Yayınevi              : Yabancı Yayınları
Yazar                   : Kim Karr
Seri Sıralaması   : #1 [6 kitaplık seri]
Goodreads Puanı: 4.16







Kapağından da anlaşılacağı üzere Yeni Bir Başlangıç, cinsellikte içeren bir aşk romanı. Fakat bir o kadar da dram romanıydı.

Kitap, babası sahne performansları merkezinin genel müdürü olan Dahlia ile Wilde Ones'in solisti River'ın aşkını anlatıyor. Rockcılarla aşk bir başka güzel. Romantik rockcılarla... Eh, büyü gibi. :)):)):))
Kitap yazarın her bölüm için dinlememizi tavsiye ettiği şarkı listesi ile başlyor. Bu kitapta müziğe doyuyorsun yani. :)) Müzik dinleyerek okuyamıyorsanız bile sonradan listeye göz atmanızı tavsiye ederim, çok güzel parçalar var.

Aşk ve müzik dolu bir roman. Kurgusu ise şaşırtıcıydı.

Dahlia genç yaşta ailesini kaybetmiştir ve beş yaşından beri onun yanında olan Ben'in ruh eşi olduğunu düşünmektedir. Fakat bir gece bar da River ile tanıştıklarında aralarında ki çekim çok kuvvetlidir. Bunu her ikisi de hisseder. Dalia bir nevi kaçar gibi çıkıp gider. Onun bu kaçışının River'ın hayatında büyük bir yankısı olur. Dahlia onun ilham kaynağı olmuştur. Fakat aynı zamanda da River onu aramak uğruna bir nevi birinin ölümüne de sebep olur...

Aradan beş yıl geçer...

Dahlia Ben'le nişanlanmıştır. Fakat -sıkı durun- Ben gözlerinin önünde öldürülür. On beş ay boyunca Dahlia'nın toparlanmaya çalışmasını okuyoruz. Onu kendine getiren ise onca seneden sonra tekrar karşılaşmalarıyla River oluyor tabi ki de. :))

Dallas gibi kitap mübarek. :)):)):))

Kısacası; Dahlia'nın River'a beş sene önce aşık olması sadece bir dakikasını almıştı. Onu tekrardan gördükten sonra arzulaması ise iki dakikasını alıyor. Ona karşı bir şeyler hissettiğini anlaması ise bir günden biraz fazla sürüyor.

Ve sonra ne mi oluyor?

Ben'in ölümü bir tezgahmış.

Asdfghjk... Daha bir çok yorumsuz olay için kitabı okumalısınız. Benim ağzım açık kaldı. Ama ne diyoruz; Forever River!!!

:)):)):))









4 Aralık 2014 Perşembe

Sonsuz Yemin / Caragh M. O'Brien (Yorum)

 


   Güzel bir seri. Güzel bir anlatım ve akıcı bir konu. Bu seriye bir merakla başlamıştım ve iyi ki başlamışım diyorum. Çünkü bir çırpıda kendini okutan kitapları severim. 3 kitapta da hiç sıkılmadan okudum. Hepsi ayrı bir güzeldi. Yayın evinin kapak seçimleri de çok güzel olmuş açıkçası. Seri kitapların birbirine uyum göstermesi daha cazip gelmiştir her zaman bana. Baskı kalitesi, imlalar felan gayet iyiydi. Zaten Martı Yayınları bu konuda seçici bir yayınevi ve bu konuda kesinlikle çokça artıyı hak ediyor.

   Konuya değinecek olursak ilk önce kaba taslak genel olarak biraz bahsetmek istiyorum. Çünkü belki aranızda hiç okumamış olup seri hakkında ön bilgi edinmek isteyen olabilir.

Serimiz distopya türü bir hikaye barındırıyor. Gaia baş karakter. Annesi bir ebe ve bütün bilgilerini kıza
aktarmıştır.. Hatta diyebilirim ki kız annesinden daha yetenekli. Ama onu diğer herkesten ayıran en birincil özellik bu değil. Yüzündeki doğum lekesi. Gaia bu doğuştan kendince kusurundan dolayı hep çekingen ve dışa kapalıdır. Bana göre bu iz ona bir armağandır ama o bunu ancak gelecekte anlayacak. Yaşadıkları yer ikiye ayrılmış durumda. Hani hep vardır ya zenginle ve fakirler... Bir nevi onun gibi. Ama burda durum biraz karışık. Çünkü zengin kesimin diğer kesimin çocuklarına ihtiyacı var. Zaten seri bu konu üzerinde dönüyor. Ama ben ilk iki kitabı detayına girmeyeceğim.

   3. kitapta her şey bir çözümleniyor. Nasıl mı Gaia sayesinde. Aslında Leon'un payı çok büyük. Ne de olsa o aşık bir erkek. Kim sevdiği kadın için ölümü göze almaz ki? Leoan'da tam böyle yapıyor ve yeni bir yaşam için babasına başkaldırıyor. Kitapta olaylar çok hızlı gelişiyor ve bir anda kendinizi hızlı bir serüvenin içine buluyorsunuz. Ama bir sonraki sayfaya geçmek için sabırsızlandığınız bir serüven. Ölümler, yıkımlar ve bir sürü olaylar. Ama bu kitabın en can alıcı yeri ise Gaia'nın başına gelen ve kitabın sonun doğru okuduğumuz olay. Tabii ben size bunu da anlatmayacağım yoksa ne anlamı kalır ama dimi :D

   Son olarak bu seri için şunu demeliyim ki eğer distopya seviyorsanız tam sizlik bir seri. Aslında her kesime hitap ediyor bence. Okuyun pişman olmazsınız ;)

                              ALINTILAR


''Söyleyeceğin hiçbir şey, aklından geçirip de bana söylemediğin bir şeyden daha kötü olamaz.'' (S/169)






16 Kasım 2014 Pazar

Tatlı Sır / Jamie McGuire [Kitap Yorumu]



Tatlı Sır'ı şuan okumayı bitirdim. Ve kelimenin tam manasıyla şok yaşıyorum. Ufak çaplı bir şaşırma anı falan değil; şok. Şok! Şok!

...
Bu kitabı okumaya başlamadan önce, iki defa düşünmedim bile. Maddox kardeşler dendi mi bir durur; 'ah' çekerim zaten. :)) Üstelik bu kitap Maddox ismini duymadan önce kapağı ile beni kendine aşık etmişti bile. Daha önce de yazarın kaleminden çıkmış altı kitap okumuşum, memnun kalmışım; Tatlı Sır'ı da okumam mı hiç? :))

Gelelim kitabın konusuna. Ama uyarmadı demeyin; bol spoili bir yorum bu.
Tatlı Sır; Cami ile Trenton Maddox'un hikayesini anlatıyor. Zaman dilimi ise Travis'in Abby ile tanışmasından biraz öncesi ile evlendikleri vakte kadar olan zaman dilimi.

''Bir gün gelecek seninle evleneceğim.''
Gülümsedim. ''Domuzlar uçabildiğinde.''
Omuzunu silkti. ''Pekala, bir domuzu uçağa bindirebilirim.''
''Peki. Tanga giyip babanın önünde bir Britnay Spears şarkısı eşliğinde dans ettiğin gün. İşte o zaman seninle evleneceğim.''
Uzun, derin bir nefes aldı ve içine çekti. ''Meydan okuman kabul edilmiştir.''

Cami, barda çalışan bir üniversite öğrencisi. California'da işini her şeyin üstünde gören T.J isminde bir de sevgili var. Üstelik onu gerçekten seviyor. Cami karakter bakımında da güçlü bir kız. Hatta bildiğin erkek fatma. :)) Abby'den o kadar farklı bir karakter yaratmış ki yazar inanamadım. Tabi Cami bir yer de bencilin teki aslında... [Nedeni aşağıda, yorumumu okumaya devam]
Trenton ise... Hahaha; tek cümle yeter onu anlatmaya. O bir Maddox erkeği. Her Maddox erkeği gibi o bir kral. Tüm kadınlar onun peşinde. Ama bilirsiniz; 'bir Maddox erkeğii, aşık olduğunda bu sonsuza dek sürerdi; aşık olduğu kız, alt üst olmuş dünyasını tamamen yıkabilecek biri olsa bile.'

Ve Trenton'un hayatı bir kaza sonucu alt üst olmuştu zaten. Kaza da yanındaki kız arkadaşı ölüyor. Herkes bundan Trenton'unu suçluyor. Kendisi de dahil. Okulu bırakıp, babasının yaşında yaşamaya başlıyor, bir dövmeci dükkanında çalışıyor. Ve aylar sonra bir bar da Cami ile karşılaşıyor.

Dört tane erkek kardeşe sahip Cami, Trenton'la başlayan arkadaşlığını idare edebileceğini düşünüyor...

Ah, ama çok yanıldın bebeğim. O bir Maddox! Maddox! :))

Arkadaşlıkları kısa sürede aşka dönüşüyor... Dönüşüyor dönüşmesine de... Trenton ona aşkını ilan ettikten sonra kendini T.J'nin yatağında buluyor. Salak!
Üstelik T.J.'nin kim olduğunu da biliyormuş. Bunu T.J'nin de isteği ile Trenton'dan saklıyor... Biz bunu en sonunda öğreniyoruz...

O kim mi? T.J; Thomas James Maddox!!!

•ŞOK ŞOK ŞOK•

[Biz bir Maddox bulamazken, o ikisi ile beraber oluyor ya! Ayar oldum Cami'ye. Ayar! Allam Allam... ]

Ya sonra gel de bu kitabı beğenmemek gibi bir lüksünün olmasını bekle. Kitap müthişti yahu... :)):))

Canı gönülden tavsiye ederim.




LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...