Sayfalar

Dram etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dram etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ocak 2016 Salı

Cradock Evi Hizmetçinin Kızı, Barbara Mutch [Kitap Yorumu]


1930'lar; tensel farklılıklar, zengin ile fakirin birbiriyle çatışan dünyası, zamanın doğal afetleri; kuraklık ve sel... Güney Afrika'da Beyazların ve Siyahilerin olmak üzere iki ayrı dünya.

Kitabın ana karakteri Ada. Cradock Evi'nde doğup büyüyor ve o ev üzerinden hayatı anlamlandırmaya çalışıyor. Fakat zamanın siyasi ve doğal olayları Cradock Evi'nin kapısını da çaldığında tüm ev halkı gibi Ada'da kendi payına düşeni yaşayacak.

Anlayacağınız konu bakımından dolu dolu bir kitap. Yer yer can acıtıcı, başından sonuna kadar da düşündürücü bir roman.

Yazarın kalemi biraz ağırdı okurken o yönden sıkıntı yaşadım; yavaş ilerledim fakat hep bir merak içerisinde sayfaları çevirmeye devam ettim.

Seveceğiniz bir roman.
Herkese tavsiye ederim.


21 Aralık 2015 Pazartesi

Senden Sonra, Emily Hope [Kitap Yorumu]



''Eğer değer verirsen incinirsin, insanlar incitir."


Kapağına vurulduğum...


Yılbaşı akşamından önce okumalıyım dedim ve aldım elime, başladım okumaya. Saatler içinde de bitirdim. Sıcacık bir hikayeyi barındırıyor Senden Sonra.
Soluksuz okuyacağınız akıcı bir roman. Kah şaşırtacak kah ağlatacak ama sonunda hep bir tebessüm bırakacak...

Alzhmeir hastalığı ile pençeleşen bir anne, hayattan darbe üzerine darbe yemiş genç bir kadın...

Umudunu yitirmişlerle, ikinci şanslara inanların romanıydı, Senden Sonra. Bir o kadar da yeni yıl ruhunu yansıtan...

''İnsanın yaşamında umut edeceği, tutunacağı bir şeyler olmalıydı, yoksa eğer bir bitkiden farklı kalmıyordu insanın.''

Ana karakterimiz Debbie. Kitap onun yaşadıklarını anlatıyor. Kitap ince bir de bu klasik aşk hikayesidir dedim beklentimi yüksek tutmadım ama okudukça yanıldığımı anladım. Karakterlerin hislerini öyle güzel yansıtmış ki yazar, hiç aceleye getirmeden; etkilenmemek elde değildi.
Debbie'nin üst üste yaşadıklarının teki benim başıma gelse yıkılırdım herhalde.

Spoi vermek istemiyorum. Kitabın konusu zaten arka kapak yazısında yer aldığı için yorumuma yazmayı sevmiyorum, biliyorsunuz. :) Fakat öyle yerler vardı ki, yürek burkan. Can acıtıcı... İncinmenize sebep olabilir. Başta da dedim ya, kah ağlayacaksınız kah gülümseyeceksiniz.
Fakat merak etmeyin kitabın sonunda mutlu sona kavuşacaksınız.

''Senden sonra hep çirkindim, bir daha güzel olamadım.''


Konusu


"Eğer değer verirsen incinirsin, insanlar incitir." Bir Noel günü savaşma ruhumu kaybettim ben, karanlığa hapsoldum. Senden sonra umut hep bir uhdeydi. Debbie'nin bir Noel günü verdiği karardan sonra bütün yaşamı hiç tahmin edemeyeceği bir biçimde değişmiştir; o günden sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Bizi gerçekten biz yapan nedir? Yaşamayı tercih ettiklerimiz mi, ardımızda bıraktıklarımız mı? Yaşadığımız anlar mı, yoksa geride bırakmaya çalıştıklarımızın acısı mı? Senden Sonra pişmanlıkların, acının, hayal kırıklıklarının nasıl da insanın yaşamını gölgelediğinin hikâyesi…


20 Aralık 2015 Pazar

Kızgın Kum Bahçesi, Corban Addison [KİTAP YORUMU]


Kitaba bayıldım!
İnsanı düşünmeye zorlayan bir kitap.
Yazar, usta bir anlatıcı. Konu ağır fakat akıcı. Bu tür kitapların çevirisi de zordur. Arzu Altinanıt'ın çevirisini ise her zaman beğenmişimdir fakat bu kitapta; 'işte çeviri budur,' dedim. Akıcılığı bozmamış. Yazarın da, çevirmenin de eline, emeğine sağlık.
Soluksuz okudum!
Bu hikayeden etkilenmeyecek kişi yoktur...

... '' Afrika aşkımın başlangıcını sana hiç anlatmadım. 'Karanlık Kıta' hakkında kendimize anlattığımız hikayelerin son derece yanlış olduğuna beni ikna eden Kenyalı bir şairdi. Wesley Afrika için daha güzel bir isim kullanıyordu. 'Kızgın Kum Bahçesi' diyordu; ihtişam ve sadelik ülkesi; hem veren hem de alan ülke...''

Kapağında da dendiği gibi; acıyı şarkı ile karşılayan çocukların hikayesiydi bu kitap.
Olağanüstü. Etkileyici. Can acıtıcı.
İnsani sorunlar, modern kölelik ve cinsiyete dayalı şiddete yönelik verilen büyük mücadele.
Bu kitap yüreğinizi dağlayacak.

Kızgın Kum Bahçesi; Afrika, Zambiya'da geçen olayları anlatıyor. Orada çocuk istismarı ve cinsel suçlara karşı mücadele biriminde çalışan Zoe'nin hikayesine yer veriyor. Down Sendromlu bir çocuğu darp ve tecavüz edilmiş bulduktan sonra ise onun mücadelesi sadece hukuk düzenine olmaktan çıkıp, çürümüş toplumsal yapıya karşı da savaş vermeye başlıyor. Fakat öyle bir şey ki, Afrika'da erkeklerin kadınları taciz etmeleri bir hak, hatta olmazsa olmaz bir davranış olarak algılandığı kültür anlayışı var. Anlayacağınız Zoe'nin işi zor. Çok zor... Hal böyle olunca da soruşturma tüm toplumu deprem gibi sarsıyor. Tabi biz okuyucusunu da etkisi altında bırakıyor.

Tüylerinizi diken diken edecek bir roman; Kızgın Kum Bahçesi. Ciddi konuları barındıran bir öykü.

Bu kitap size çok şey katacak. Ben size sadece bu romanı değil, bu yazarı tavsiye ediyorum. Corban Addison okunur da okutulur da. :)

... '' Yaşam paramparça bir şeydir.  Kim olduğumuzu belirleyen o parçaları nasıl değerlendirdiğimizdir. ''



31 Ekim 2015 Cumartesi

Tess'in Gözyaşları, Pepper Winters [Kitap Yorumu]


Spoi İçerir

"Nesin sen, Köle?"
"Ben seninimEfendim."


Yorum yazacağım ama ekranın başında kalakaldım. Kitabın hangi yönünü anlatayım bilemiyorum. İlk kırk sayfa da hayal kırıklığına uğradım. Kız ezik bir karakter; ''Allah bilir vıcık vıcık aşkın olduğu bir cinsellik kitabı dahadır,'' dedim.  Hatta iki gün elime bile almadım kitabı. Sonra başladım hadi devam ettireyim diye düşündüm. Allah'ım! Allah'ım! İyi ki de devam etmişim. Nasıl özgün bir konusu var. Soluksuz okudum! Devamını istiyorum! Devamı bir an önce çıksın, alayım, okuyayım istiyorum.

Fakat değinmeden de geçemem, bu kitap bdsm. Bunu da yazar çok iyi yansıtmış. Tecavüz var. Bıçakla, sadece fantazi olarak... Kırbaçlama, kan yemini, efendi - köle ilişkisi, bağlanma, uyuşturucu ve insan kaçakçığı ile fahişeliğe zorlanma... Ben bu kitaba yaş sınırı +22 derim... Yaşı küçük olan, bu tür de okumayı sevmeyen eline almasın çünkü beğenmez.

Ben belki de kitabın bu kadar uç nokta da olmasını sevdim. Bilindik aşk hikayelerinden, bdsm deyip tutkulu aşka dönen romanlardan öyle sıkılmıştım ki... Tess'in Gözyaşları yeni bir soluk getirdi. :)

Gelelim konusuna. :) Tess, erkek arkadaşı Brax ile Avustralya'dan kalkıp taa Meksika'ya tatile gidiyor. Brax çok şirin. Şirin olduğu kadar da sıkıcı. :) Üzgün olduğunda sarılabileceğin birisi. Tess yalnız kalmaktan o kadar korkuyor ki ona gerçek benliğini bile açamıyor: Kırbaç ve sert seksten hoşlandığını yani. :) Aslında kendine bile itiraf edemiyor diyebilirim. Fakat Meksika'da kaçırıldıktan ve efendisi olacak Q'ya satıldıktan sonra hem kendisini kabullenmeyi öğreniyor hemde olduğundan daha güçlü olduğunu fark ediyor.
Q'ya gelirsek... Q, Tess'in efendisi. Onu ehlileştirmeye, itaat etmesini sağlamaya çalışıyor. Zorbalıklar ediyor. Çünkü Tess onun malı; net. :) Fakat canavarca da olsa onu arzuluyor da. Tess'imiz de az değil. O da bu arzuya karşılık veriyor.

Benim beğenmediği tek bir yönü vardı; o da Tess'in başına gelen şeyleri çarpık arzularına bağlamasıydı. Kaldı ki başına gelen şeyler bu anlattıklarımla da sınırlı değil. Okumanız lazım. :)

Bu kitapta duygu değişimleri o kadar ani ve o kadar sert ki nefesinizi kesiyor.

Bu tarz okuyabiliyorsanız bu kitabı kaçırmayın derim.

Bir de Arkadya Bitter'e eleştirim olacak. :) Kapak görseli çok kötü. Pembe en nefret ettiğim renktir.. Bu yayın evinin kuruluş amacı belli. Ne türde kitaplar çıkaracaklarını duyurdular. Bence orijinal kapakları kullanmalılar ya da ona uygun görseller.


Alıntılar


                          "Sen benim  olmayabilirsin ama ben giderek daha çok senin oluyorum."


"Özgürlüğüm esaretindedir, Q. Sadece senin yanındayken uçabilirim."


Tess Snow.
Tess esclave.
Benim.
Her şeyiyle benim.




19 Mayıs 2015 Salı

Beyaza Tutsak, Ecem Altınok [Kitap Yorumu]



Yine gencecik birinin kaleminden, onun ilk kitabını okudum. Beyaza Tutsak: Beni etkileyen ilk şey kitabın ismi olmuştu.

Ecem'in sıkılmadan okuyacağınız, akıcı bir dili vardı. Sanki biraz şiirseldi ya da cümlelerin yoğunluğundan dolayı bana öyle geldi. Kitapta ki duygusallığı neredeyse elle tutulur bir biçimde hissetmek mümkündü. Fakat kitapta beğenmediğim bir yönde vardı: Kurgu dolayısıyla, biraz uyuşturucuya özendirme vardı sanki. Özendirme demeyeyim de, tam belirgin olmasa da doğru olmayan yönü vardı. Kız, uyuşturucu satıcısına aşık oluyor. Bir kadın, bu tür bir erkeğe gerçekten aşık olur mu? Ya da nasıl bir kadın bu tür bir erkeğe aşık olur? En sonunda doğru yolu bulmuş ya da onun arayışına girmiş fark etmez. En baştan nasıl bu yola girer?... Emin değilim. 

Her neyse... Doğru veya yanlış ilk kitap için Ecem'in kalemini oldukça başarılı buldum. Yazmaya devam ettikçe de çok daha iyi olacağını düşünüyorum. Yolu açık olsun inşallah. =) 

Beyaza Tutsak, Hazan ile Aral'ın hikayesiydi. Kitap Hazan'ın ağzından anlatılıyordu. Onun hikayesi, onun yaşadıkları ve yine onun hisleri. Hazan için söyleyebileceğim ilk şey ise onun fedakarlığının haddi hesabı olmadığı. 

''Karanlık oyunları, karanlık duygular, karanlık anlaşmalar, Beyaza Tutsak üç kişi...'' 

Konusuna da değinmeden olmaz; Hazan trafik kazasında anne babasını kaybettikten sonra yetimhanede büyümüş. Geride kalan tek kardeşi Hakan ise onun değer verdiği yegane şeydir. Ancak Hakan uyuşturucuya alışmıştır. Yoksunluk çırpınışları Hazan'a tehlikeli kapıları, özellikle de Cehennem'de tanıdığı Aral'a giden kapıyı açacaktır. 
Aral kayıtsız kalamayacağı Hazan için kendi işini baltalasa da gücünü en önemlisi de yüreğini Hazan'a serecek. 

Pembe roman tadında bir son mu bekliyor bizi dersiniz? Eh, öğrenmek için Beyaza Tutsak'ı elinize alıp okumanız gerekecek.


3 Mayıs 2015 Pazar

Senli, Merve Akıncı [Kitap Yorumu]


''Bu bir günlük değil, bu senli bir anılar geçidi olacak.''

Gerçekten de öyle. Bu kitap günlük gibi ama bir günlük değil. Nasıl bir yorum yapabilirim bilmiyorum. hiç bu tarz bir kitap okumamıştım. Ve bazı kitaplar anlatılmaz denir ya Senli öyle bir kitap işte. Bambaşka...

Bu anılar geçidi beni derinden etkiledi. Kalbimin okurken ve hala tir tir titrediğini hissediyorum. Üzüldüm, korktum, sevdim, sevildim. Ve çok ama çok şaşırdım. Kitabın sonu beni tam manasıyla ters köşe etti! Yemin ediyorum ki kitap bittiğinde; Senli elimde hala açık vaziyette ağzım o şeklini almış haldeydi! Kırk yıl düşünsem, düşünseniz aklınıza asla gelmeyecek bir sonu vardı. Öyle bir yere bağlamış ki... Of of of!

Merve Akıncı'dan okuduğum ilk kitap bu. İyi ki de okumuşum. Ne yalan söyleyeyim kalemi beklentimin çok üstünde çıktı. Öyle hisli yazmış ki... Wattpad yazarlarına karşı bir ön yargım var ve Merve Akıncı o ön yargıyı kırdı geçti. Merve'yi gönül rahatlığı ile yazar olarak nitelendiririm. 

Senli'yi düşündükçe nefesim kesiliyor arkadaş! Yok böyle bir şey ya... 


Senli bir kitaptı. Bir romandı. Bir şiirdi. Bir günlük, bir defterdi. Ve aslında hiç biri değildi. Senli bambaşka bir şeydi. Senli kesinlikle duygular geçidiydi. Beni benden aldı...
Senli bir insanın başka birini kendinden bile daha çok sevmenin hikayesiydi. 
Karan ve Bahar'dan çok Bahar'ın Karan'a duyduğu aşkın hikayesiydi aslında. 



Aklınız da ve yüreğiniz de yer edecek, soluksuz okuyacağınız bir avuç sayfa...

Kesinlikle ama kesinlikle bu kitabı okuyun... 






9 Şubat 2015 Pazartesi

Ah Be Sevgilim / Seda Özay (Yorum)

   Kimi insan kağıda sadece mürekkebin yettiğince yazar. Ama kimisi ise yüreği yettiğince... Seda Özay o yürek yetenlerden. Kendi yüreğinin yetti yerleri yazanlardan. Ama bilmesi gerek ki o yazdıkça ben bir 'Ahh' diyorum. Onun mürekkebi yüreğinden damlıyor kaleme.
   Hani Temelkuran'ın bir sözü var ya 'İnsan yarası yarasına denk geleni seviyor demek ki.' işte tam da böyle sevmeleri hissettiriyor bana. En çok da dokunduğu yerler acıyor okurken. Ama olsun diyorsun sonra.. Acısın... Acısın ki, kıymeti olsun çekilen acının ve okunan satırların.

   Farklı kadınlar, farklı olduğu kadar da birbirine bağlı hayatların hikayesini anlatmış Seda Özay. Her kadının aşkta ne kadar benzediğini, aşkı istemese de ona sırt çeviremeyeceğini göstermiş. Verda , Julide Hanım, Gaye... Bir de mektuplarda ki Dora. Ah o mektuplar.. Okurken bana yazılmalı böylesi ve ben sevilmeliyim öylesi diyorsunuz. Ama nerede satırlardaki aşklar. Hissedilmesi zor duygular. Ancak kitaplar da kaldı..
   Julide hanım'ın sırları, Verda'nın yüreğine vurduğu kilit ve Adamın Teki... Ah o Adam... Tam da öylesi adamlara ihtiyaç duyarız işte bizler.

   Seda Özay'ın okuduğum ikinci kitabı ve bir yazar ne kadar size yazdıklarıyla yakın olabiliyorsa o kadar içinize dokunuyor demektir. İşte o da bunu fazlasıyla yapıyor.

   Biliyorum sen şimdi bir kitap daha yazma aşamasındasın ve ben sana bir 'Ahh' daha diyeceğim, biliyorum...


ALINTILAR

''Ben bize hala inanıyorum sevdiğim kadın.(Sen artık bana bir şey yazmasan da)... Adamın Teki!
''Madem ki kader güçlü kimseyi yere çalıyor, herkes benimle birlikte ağlasın.''
''Hep aşk... Hep aşktan böyle oluyor insanlar. Kalbe ağır geliyor aşk...''
''Ne varsa hepsinin hatırına bak.. yine beraberiz...Böyle de olsa kavuşmak güzel değil mi?...Seni seviyorum Adamın Teki...'' 

7 Şubat 2015 Cumartesi

Masum Koza, Özge Erkin [Kitap Yorumu]


Tek tük 'yeni' Türk yazarların kalemi ile tanışmaya başladım. Özge Erkin'in daha önceden ismini duymamıştım. 
Genelde Türk yazar denilince edebiyat alanında yazmış olan yazarların kitaplarını okuyordum. Masum Koza ise ismi, özellikle de kapağı ile ilgimi çeken bir kitap oldu. Arka kapak yazısını da okuyunca, masum olan adam ya iyice merak ettim. Aldım elime başladım.

Bir adam ve bir kadın.
Bu kitap iki korkağın aşk hikayesini anlatıyor. 

Yazarın kalemi tam şiirsel hava da. Şimdiki zamanda yazılmış. Başlarda tuhafıma gitse de okudukça alışıyorsun. Hatta bu durum kitaba tam bir romantizm katmış. Betimlemeler sanki sihir gibi dokunuyor insanın ruhuna... İnce ince işliyor seni... Pembe panjurlu evleri hatırlatan bir romandı Masum Koza.

Masum bir adam; fırtına gibi deli deli esen Poyraz ve masumiyeti çalınmış, kadınlığının saflığını çocukluğu ile kaybetmiş bir kadın; Hayal. İkisi birbirini gördüğü ilk an da aşka düşüyorlar. Düşüyorlar düşmesine de, Hayal'in kirli bir geçmişi var. İntikam uğruna çok erkeğin yatağından geçmiş. Babası yüzünden erkeklerden intikam almadan duramıyor. Zehirli bir sarmaşık gibi. Daha on iki yaşında uğramış tecevüze. Yazarken bile tüylerim ürperiyor. Onun zehrini yok edebilecek tek kişi Poyraz.
onların hikayesini okuyorsun Masum Koza'da. İnanmadıkları mutlu sonların önce hayalini kuruyorlar sonra o sona ulaşabilmek için bir çok sınavdan geçiyorlar...

Soluksuz okuyorsun. Bu kitap insanın ruhuna, kalbine dokunuyor...

Bir gün de okudum bitirdim.

Tavsiye ederim. :) 





3 Şubat 2015 Salı

Yeni Bir Başlangıç, Kim Karr [Kitap Yorumu]








Kitap Adı             : Yeni Bir Başlangıç

Özgün Adı           : Connected
Yayınevi              : Yabancı Yayınları
Yazar                   : Kim Karr
Seri Sıralaması   : #1 [6 kitaplık seri]
Goodreads Puanı: 4.16







Kapağından da anlaşılacağı üzere Yeni Bir Başlangıç, cinsellikte içeren bir aşk romanı. Fakat bir o kadar da dram romanıydı.

Kitap, babası sahne performansları merkezinin genel müdürü olan Dahlia ile Wilde Ones'in solisti River'ın aşkını anlatıyor. Rockcılarla aşk bir başka güzel. Romantik rockcılarla... Eh, büyü gibi. :)):)):))
Kitap yazarın her bölüm için dinlememizi tavsiye ettiği şarkı listesi ile başlyor. Bu kitapta müziğe doyuyorsun yani. :)) Müzik dinleyerek okuyamıyorsanız bile sonradan listeye göz atmanızı tavsiye ederim, çok güzel parçalar var.

Aşk ve müzik dolu bir roman. Kurgusu ise şaşırtıcıydı.

Dahlia genç yaşta ailesini kaybetmiştir ve beş yaşından beri onun yanında olan Ben'in ruh eşi olduğunu düşünmektedir. Fakat bir gece bar da River ile tanıştıklarında aralarında ki çekim çok kuvvetlidir. Bunu her ikisi de hisseder. Dalia bir nevi kaçar gibi çıkıp gider. Onun bu kaçışının River'ın hayatında büyük bir yankısı olur. Dahlia onun ilham kaynağı olmuştur. Fakat aynı zamanda da River onu aramak uğruna bir nevi birinin ölümüne de sebep olur...

Aradan beş yıl geçer...

Dahlia Ben'le nişanlanmıştır. Fakat -sıkı durun- Ben gözlerinin önünde öldürülür. On beş ay boyunca Dahlia'nın toparlanmaya çalışmasını okuyoruz. Onu kendine getiren ise onca seneden sonra tekrar karşılaşmalarıyla River oluyor tabi ki de. :))

Dallas gibi kitap mübarek. :)):)):))

Kısacası; Dahlia'nın River'a beş sene önce aşık olması sadece bir dakikasını almıştı. Onu tekrardan gördükten sonra arzulaması ise iki dakikasını alıyor. Ona karşı bir şeyler hissettiğini anlaması ise bir günden biraz fazla sürüyor.

Ve sonra ne mi oluyor?

Ben'in ölümü bir tezgahmış.

Asdfghjk... Daha bir çok yorumsuz olay için kitabı okumalısınız. Benim ağzım açık kaldı. Ama ne diyoruz; Forever River!!!

:)):)):))









18 Aralık 2014 Perşembe

Tersyüz, Amy Harmon [Kitap Yorumu]



Tersyüz; solmayan ve aşınmayan asıl güzelliği keşfetmenin romanıydı. Bu keşif her zaman sıkıntılı bir süreci kapsar. Karakterlerimiz de bu zaman sürecinde bir çok acıya katlandı.

Tersyüz; umudun kitabıydı; acının, güzelliğin, masumluğun ve asıl önemli olan her şeyin kitabıydı.

Tersyüz, ikinci bir şansın var oluşunu en iyi şekilde anlatan, gerçek aşk ve gerçek dostluğun yer aldığı bir romandı. Sıcacıktı, içtendi...

Ben büyülendim.

Bu kitabı gözümde yaşlarla, dudaklarımda ise ufak bir tebessümle bitirdim. Yazarın kalemin de ki doğallığı sevdim. Karakterlerin hissettiklerini biz okuyucuya çok çok iyi yansıtmış ve çok duygusal, anlamlı cümleler kurmuş. Ben sadece kitabın başlarında, yazarın kalemine alışırken bir nokta da takıldım: Kitap bir Fern'in bir de Ambrose'un ağzından. Ara sıra da geçmişe dönüşler vardı. O geçişler de ilk başlarda sıkıntıya düştüm. Fakat okudukça hem yazarın dilini kavradım hem de karakterlerle kaynaştım. :)):)):))

...

Hikayemiz ufak bir kasabada geçiyor. Ambrose okulun en yakışıklı çocuğu, kasabanın ise yıldız güreşçisi. Fern ise gözünde gözlük, kısacık saçları, dişlerinde diş telleri ile cılız bir şey. Eh söylememe bile gerek yok ama; Fern'in saplantılı bir şekilde Ambrose'ya aşık olduğunu o kabul etmişken biz reddetsek olmazdı. :)):)) Fern'in dış güzelliği yoksa da iç güzelliği bolca. Üstelik zeki ve aşk romanları okumayı seviyor. Hatta aşk romanları yazıyor! Erkek karakterlerin hayalini her kadın okuyucu gibi o da kuruyor; Ambrose olarak. :)):)):))

Bir de Bailey'imiz var. Fern'in kuzeni, en yakın arkadaşı. Fakat kaslarını güçsüzleştiren bir hastalığı var ve ölümün Bailey'e yakın olduğu bilenen bir gerçek. Bailey öyle güzel bir insan ki! O ikilinin dostluğu şu hayatta bir çok şeye bedel...

Bir geçmiş bir günümüzü okurken tarih 11 Eylül 2001; İkiz Kuleler'in yıkıldığı günü gösterir. Amerika'da bir çok şey kökünden değişir. Ordu, Ambrose ve arkadaşları gibi başarılı güreşçileri savaşa davet eder. Ambrose kabul eder, arkadaşlarını da ikna eden o olur. Kendilerini Irak'ta bulmaları uzun sürmez.

Savaşa giden bir insan ölü olarak dönüyorsa şanslıdır. Ambrose'nin arkadaşları şanslıydı. Fakat o yüzünün yarısını kaybetmiş bir şekilde kasabaya geri döner. Bir gözü kör, bir kulağı da sağırdır artık. Fakat bir şeyleri kaybetmeden asıl önemli olanı, güzel olanı da görmek çoğu zaman mümkün olmuyor. Fern'i ise kaybettiklerinden sonra kazanıyor.

Modern bir Güzel Çirkin masalı...

Soluksuz okuyacaksınız.


17 Aralık 2014 Çarşamba

İki Hayat Arasında, Jessica Shirvington [Kitap Yorumu]



Bu kitabı elimde uzun süre bekletmiştim aslında... Fakat arkadaşım Yabancı Yayınları'ndan çıkan okuduğum en iyi kitap dediğinde başlangıcı yaptım. Aşk romanı sandığım kitap fantastik çıkmasıyla ilk şoku yaşadım. [Fantastikden ziyade distopya da diyebilirim... :))] Hadi dedim bir iki sayfa okuyayım. Derken kitap bitti. Ve bende gerçekten çok beğendim.

Bir çok kitap okudum ama İki Hayat Arasında'nın kurgusuyla benzerini başka hiç bir kitapta karşılaşmadım. Yazarın kalemi de güzelse farklı romanları soluksuz okuyorum. Beğenmemek elimde değil. :))

Ben isterdim ki İki Hayat Arasında seri olsun...

***

Sabine, iki farklı hayata sahip olan ana karakterimiz. Her yirmi dört saatte bir Değişim geçiriyor ve her günü iki defa yaşıyor. Düşünsenize size karışıp duran iki aile, bir sürü kardeş ve en kötüsü de okulu iki defa bitirmek... Iyyk. :)):)) Ya aşık olduğunda ne olacak? üstelik Değişim geçirdiğinin ve iki hayatının da bilincinde! Bir nevi ölmeden reankarnosyonculuk. :)):))

Wellesley'de, Sabine'nin sahip olduğu şey tam manasıyla mükemmellik. Zenginlik, başarı, herkesin kıskandığı bir ilişki ve göz kamaştırıcı bir gelecek.
Roxbury'de ise Sabine'in hayatı bambaşka. Tam manasıyla! Maddi zorluklar, ailesi tarafından onaylanmayan arkadaşlar... İçki içen bir baba. Dışarıya nasıl göründüklerine fazlaca önem veren bir aile. Tek iyi tarafı ise sevimli, küçük kız kardeşi.

Sabine, zaman geçtikçe ve on sekiz yaşına yaklaştıkça Değişimde bir şeylerin ters gittiğini fark etmeye başlar. Eskiden hasta olursa iki hayatta da bunu hisseden Sabine, bir gün metro da kolunu kırdığında öbür hayatında sağlam kolla uyandığını fark eder. Böylece hayalini kurduğu tek bir yaşam için kendince deneylere başlar. Ki bu da kendini öldürdüğünde öbür hayatına yaşayıp yaşamayacağının deneyi...   Roxbury'daki ailesinin işlettiği eczaneden ilaç çalar, vücuduna kesikler atar... Her defasında Wellesley'de sapa sağlam bir şekilde uyanır. Tabi Roxbury'da ki ailesinin bu deneyleri fark etmesiyle, Sabine onlara gerçekleri anlatsa da sonu tımarhane olur. Ve orada Ethan'la tanışır. Mükemmel aşkı onda bulur. 

Mükemmel hayat mı? Mükemmel aşk mı?

Ben bu soruya mükemmel hayat demiştim en başında fakat Ethan'ı tanıdıktan sonra fikrim değişti. Nasıl değişmesin ki? Hatta ne hayat ne aşk sadece Ethan... Ah, Ethan :'( Onun da bir sırrı var... Onun sırrını öğrenmemle de kitapta ki ikinci büyük şokumu yaşadım. kırk yıl düşünsem öyle bir şey aklıma gelmezdi. [Fakat size spoi yok; okuyun öğrenin.]

Ve kitap kızın iki hayatı yaşamayı kabullenmesi ile bitiyor. Üstelik hem kabul ediyor hem de bunu yürekten istemeye başlıyor. Bunda tabi Ethan'ın etkisi de büyük. Belki tek bir hayatı seçip onu yaşamaya başlasaydı bu kitabı bu kadar çok beğenmezdim. Yazar kitabı bu şekilde bitirerek romana bir çok şey katmış... Kızın duygularını, kabullenişini okurken çok düşündüm. Çok da duygulandım.

İki Hayat Arasında'yı beğenerek okudum. Çokça da sevdim... Tavsiye ederim.



25 Kasım 2014 Salı

Erken Rüya Zamanlar / Fatma Erdek [Kitap Yorumu]


Böylece bir Fatma Erdek romanı daha bitti...
Fatma Erdek çoğu kişi için Melekler Zamanı demektir. Benim içinse Kara Kış Beyaz Düş'tür. Sizin içinse Erken Rüya Zamanlar olabilir. ;))

Fatma Erdek okuyanların favorisi farklı farklıdır ama daha bir kişi çıkıp da kötü dememiştir, diyemez. Çünkü yazarımız çok çok iyi yazıyor. 

Bu kitabında da yine döktürmüş... Imm mmm.. :)):)):))


Hepsi birbirinden değerli, çok fazla Türk yazarımız. Kimi aşk romanı yazıyor, kimi siyaset hatta fantastik. Fakat edebi alanda içinde duygusallığın hatta ailevi bağlarında bulunduğu romanlar denilince o başarı betimlemeleriyle akla ilk gelenler Elif Şafak, Ayşe Kulin olur ya... Fatma Erdek'te benim için o katagoride işte.

Fatma Erdek kitaplarında Türkçe'sini konuşturuyor, üstelik kalbinden geldiği şekilde... Eee o kurduğu cümlelerden de başarılı bir kurgu ortaya çıkmış. Yine ve yeniden. [Yeni kitabı ne zaman çıkar ki? :))]

***

Erken Rüya Zamanlar; Nehir ile Eser'in hikayesi. Aslında zengin kız, fakir oğlan hikayesi bir yerde: Nehir'in babası gazete sahibidir. Eser ise polis muhabiri... Eser, Nehir'lerin gazetesinde işe girdiği gün tanışmaları bir çarpışmayla başlar. [Bana çarpanlar nedense hep hödük oldu, bu hikayenin de sadece kitaplarda var olduğuna inanmaya başladım.] Birbirlerine aşık olmaları içinse çok zaman geçmesi gerekmez. Fakat sevgili Eser'imiz fakir ya, bir de erkek ya kendini ezikliyor tabi... [Eee kusura bakmayın ama her erkek biraz zalaktır.] Bu yüzden de her işe koşturuyor; savaş muhabirliği de dahil! Savaşa gittiğinde ardında kalan da Nehir oluyor tabi. 
Nehir... Öyle aşık ki Eser'e... Ama onun öyle bir arkadaşı var ki, Şule diye... Ah, o Şule'den nefret, nefret, nefret ediyorum! NEFRET EDİYORUM! Eser'e o da aşık, aslında aşıktan ziyade Nehir'i kıskanıyor. Nasıl dostsa artık... Eser gider gitmez, kızın kafasına giriyor. Nehir'de safoş, orada ölmesini beklemek istemiyor arıyor Eser'i ayrılmak için. Ayrılıyor da ama tam o anda, boom! Eser'le arkadaşı üzerinde bomba patlıyor... [Şok olmuştum...]

O olaydan sonra aradan yıllar geçiyor... Eser'le ilk tanıştığında üniversiteli olan Nehir artık otuz iki yaşında...

Tekrardan bir araya gelmelerini ise Nehir'in babasına borçluyuz. Öyle şeker adam ki... Okuyup görmelisini. ;))

Erken Rüya Zamanlar'ı ağlaya ağlaya okudum, kıkırdayarak bitirdim... 

Tavsiye ederim... 


24 Kasım 2014 Pazartesi

Gündüzsefası / Sarah Jio [Kitap Yorumu]


Gözyaşları içinde bir Sarah Jio romanı daha bitirdim işte. Tek kötü tarafı ise Sarah Jio'nun kitaplarının bu kadar çabuk okunup, bitmesi. Nefes dahi almadan, soluksuz okuyorsun. Her kitabı gibi Gündüzsefası'da sürekleyici bir romandı.
Ve ondan çok daha fazlası: Baş döndürücü, şaşırtıcı, yaratıcı...
Kısacası etkisinden uzun bir süre kurtulamayacağınız bir kitap; Gündüzsefası.

Konusuna değinmeden önce en başta şunu belirtmeliyim; bu kitaba uygun daha iyi bir isim olamazdı. Gündüzsefası sadece gündüzleri, ışıkta açan bir çiçek. Kitabın kurgusu ise çektiği acılar ile karanlıkta kalmış birinin aydınlığı bulmasını anlatıyor. 

''Acı ne kadar derinde olsa da zamanla tüm çiçekler güneşe döner yüzünü.''

Sarah Jio gene alıştığımız o bilindik tarzında kalemini konuşturmuş. İki karakterimiz var ve iki ayrı zaman dilimi. Şimdi ve elli yıl öncesi...

Ada, eşini ve kızını kaybettikten sonra deprosyondadır. Kendini toparlamak için, Seattle'da ki Union Gölü üzerinde yüzen bir ev kiralar. [Bende yüzen ev istiyorum!] (Eve ilk girişinde, kapının önünde dizlerinin üstüne kapaklanıp öyle bir ağlayışı vardı ki... Yazar öyle bir yansıtmış ki; tüylerim diken diken olmuştu. Yüreğim parçalandı resmen) O evde eski bir sandık bulur ve sandığın sahibi Penny ile ilgili hiç kimse konuşmak istememektedir. Tekneler Sitesi sakinlerinin elli yıl önce ettiği bir yemin vardır çünkü.
Fakat Ada onun geçmişine adım attıkça, kendi geleceğini de örmeye başlar...

1950'lerin genç ve güzel Penny'si ise kendinden yirmi yaş büyük, yakışıklı ressam Dex ile evlidir. Dex'in karakteri romanı okuyan herkes için yoruma açık olsa da benim gözümde rezil herifin teki. 
Penny aslında eşinden yalnız yaşayan biri. Tek hissettiği şey ise içini kemiren acı.
O yalnızlığının çaresi ise Collin olacak. :)) 

Her an yanında olan kişi ile, bir günlük aşk mı? Yoksa hiç bir zaman elini dahi tutamayacağın bir adamla ömürlük bir aşk mı?

Çok zor bir soru değil mi?

Penny ile Collin... birbirlerini kaybediyorlar. Öyle olaylar oluyor ki; 'kurgu müthiş,' dedim. 

On bir yıl sonra, Collin ölmeden bir gün önce karşılaştıklarında ise onların geçmişi ile Ada'nın geleceğini nasıl örülmüş olduğunu hayretle okuyacaksınız.

Ben bu kitabı çok sevdim. Tavsiye ederim, okuyun. :))


14 Kasım 2014 Cuma

Aşk Kanatları / Güneş Demirel [Kitap Yorumu]

Güzeeel...:))
Çok içten bir kitaptı...

Güneş Demirel'den de bu beklenirdi zaten. Yazarın kalemine hayran olanlardanım... Kitabın güzel bir kurgusu vardı, edebi yönünü de abartmamış yazar. Hafif, akıcı bir romandı. Kitabın devamını sürekli merak ettiğinden elinden bırakmakta mümkün olmuyor.

Kitap 2011 yılı ile başlıyor... 2003'e dönüp arada kalan sekiz yılı anlatıyor bize... Kitap bittiğinde ise 2012 yılındayız... Ben özellikle 2003 yılında karakterlerimizin haline kıkırdayı durdum. Tabi duygusal bir roman; Aşk Kanatları. Belki salya sümük ağlamıyorsun ama onların acısını, bir olamamalarını yürekten hissediyorsun. 

Aslında onların ilişkisini şöyle tanımlayabilirim; kırık dökük aşk kanatları... 

''Zaman geçip gidiyordu, evler değişiyor, yüzler değişiyordu. Ancak aşk hep aynı yerde bekliyordu. Bazen sessizce... Bazen hınca hınç... Ama hep aynı yerde bir olmayı bekliyordu.''
Yalnız benim çok çok sinir olduğum yerler vardı. Arada bir Kerem'i gebertmek istesem de, asıl her daim o Bade'yi boğmak istedim! Boğmak! 
Hiç bir şekilde Kerem'e güvenemiyor. Sürekli bir kaçış halinde. Tamam Kerem'in de hataları var. Kimisi belki hiç affetmez, yıllarca beklemez. Fakat artık birinden birini öldürme aşamasına gelmiştim. :)):)) 

Bu kitapta; onların aşık oluşlarını, beraber olamayışlarını ama her daim birbirlerine kıymet verdiklerini okuyorsunuz.


''Sevişmek sadece şaha kalkan arzuları, hasreti dindirir. Oysa tek vücut olmak yenilenmektir. Aşkın üstüne taze nefes vermektir.''

Konuya çok fazla girmek istemiyorum. Bu tür aşk romanlarında konuyu anlatmak, yorumlamak bana tüm kitabı vermek gibi geliyor... Kısaca; ben bu kitabı tavsiye ederim.
Yazarın öyle cümleleri vardı ki beni benden alan, siz de okuyun görün derim. :))

ALINTILAR•

''Aşk, yaşayana sadece en özel duygular ondaymış gibi hissettirir.''


''Biz insanlar öyle tuhafız ki, bazen içten bir tebessümde buluruz hayatın tadını, bazen içli bir damla göz yaşında... Bazen mutluluğun parayla eş değer olduğunu düşünürüz, bazen de bir hastane kapısı, ya da bir çocuk bakışı yeter mutluluğu nerede aramamız gerektiğine.''


''Yıllar geçmesine rağmen kalp hala aynı ismi fısıldıyorsa, parmaklarına kenetlenmiş eli sımsıkı tutmaktan başka yapacak ne var?''




12 Kasım 2014 Çarşamba

Hiçliğin Kıyısında / J.A. Redmerski [Kitap Yorumu]



Ama... Bu kitap çok iyiydi!.. 
Bu kitap bir bomba!
Bu kitap bir suçlu -> Elime aldım ilk gün... Bırakamadım. O gün eşim işten geldi akşam yemeği olarak yumurta yedi(k). Kitaba kaptırmışım kendimi, yemek yapmak aklıma bile gelmemiş ki. :)) [Şiiiitt ;-)] Zaten ondan sonra da yavaşla ceren yavaşla diye diye okudum. Hemen bitecek yoksa. Ve bitti de zaten.

Serinin ikinci kitabını istiyorum yaa! İs-ti-yo-rum!


Kitabın güzel olduğunu okuduğum yorumlardan biliyordum zaten. Fakat sıradan bir aşk hikayesin okuyacağımı sanıyordum ben. Ama öyle farklı var ki kitapta; vayss dedim. Vayss! Hele o karakterler! Aman Tanrım! Muhteşem bir romandı bu. Yazarın kalemini çok ama çok beğendim. Karakterler öyle gerçekçi, kendinden emin ve  farklılar ki... 

Kitabın arka kapağında yazı bir var, şuan ki halime cuk oturmuş; ''Hiçliğin Kıyısında mı? 'Muhteşemliğin Kıyısı'na ne dersiniz? Çünkü şu an tam olarak bu durumdayım.'' Aynen canım. Ben de tam olarak bu durumdayım işte. :))

Allah'ım kitabı baştan sona bir daha okumak istiyorum fakat kitabı annem kaptı, o okuyacak.:))

*

Gelelim spoili kısma ;)) 

Kitap dönüşümlü olarak Camryn ve Andrew'in ağzından. Fakat geriye dönüşlü anlatmadığından kesinlikle sıkmıyor. Ben de buna çok dikkat ederim, aynı şeyi peşpeşe iki defa okumak sıkıyor çünkü. Bunda böyle bir durum yoktu. 
Andrew'de, Camryn'de duygularını göstermeden yaşayan kişiler. Andrew, bunun erkekliğe ters olduğunu öğrenerek yetiştirilmiş. Camryn ise yetiştirmekten ziyade buna zorlanmış... Bu özelliklerinin sonucunda Andrew ölüm döşeğindeki babasının ziyaretine uzun bir yolculuğu otobüsle yapmayı tercih ediyor. Camryn ise sadece bir bilet alıyor... İkisi de kaçıyor aslında. İlk tanışmaları ise otobüste :))
Tanışıyorlar, kaynaşıyorlar, arkadaş olup dertleşiyorlar... Fakat hala kendi duygularından kaçmaya devam ediyorlar... Fakat birbirlerine de bağlanmaya başlıyorlar, en sonunda atlıyorlar arabalarına hiçliğe doğru yol alıyorlar. Nereye gitmek isterlerse oraya... 

Onlar sadece birbirlerini değil, bu yolculukta kendilerini de keşfediyorlar.
Andrew, Camryn'e kimseye bağlı kalmadan, içinden geldiği gibi yaşamayı ve arzularına teslim olmayı öğretir... Fakat Andrew'in de öyle karanlık bir sırrı vardır ki beni gözyaşlarına boğdu. Ve bu sır kitabın en sonunda ortaya çıkıyor. Ben tamam artık dedim. Sayfa kalmadı bu kitap böyle bitecek. Bu muhteşem kitap böyle bitecek. Kitabı tuttum fırlatacam, ramak kaldı... Son bölümde, son iki sayfa da öyle bir oh çekmişim ki anlatamam. 

Kitabı anlatmaya kelimelerim yetmiyor şuan. Bu kitabı okuyun ama lütfen Andrew'ime sulanmayın!

•ALINTILAR•

''Depresyon acının en saf haliydi ve herhangi bir şey hissedebilmek için bir şey yapmaya hazırdım. Her türlü hisse razıydım. Acı insanın canını yakıyordu, ama başka hiçbir şey hissedemeyecek kadar acı çekmek, delireceğinizi sanmaya başladığınız noktaydı.''


''Önemli olan ne giydiğin değil.'' dedi, ''önemli olan, onlar üzerindeyken nereye gittiğin, neler yaptığın.''


''Acı, acıdır güzeli. Birinin sorununun diğerininkinden daha az sarsıcı olması, o kişinin daha az acı çekmesini gerektirmez.''


''Ben yaşadığımı tekrar hissetmekten bahsetmedim, Andrew, bunu bana ilk kez hissettirdiğin için teşekkür ettim.''












5 Kasım 2014 Çarşamba

Uzak Kıyılar, Kristin Hannah [Kitap Yorumu]


Kristin Hannah benim için favori yazarlarım arasındaki kraliçedir. Sırasıyla çıkan ilk üç kitabını okuduktan sonra, kitaplarını satın alırken arka kapak yazılarını okuma gereği bile duymadım.

Her defasında kitaplarını çok beğendim diye yorumlar yaptım. Tek bir kitabına kötü demedim, kötü denmeyi de hak etmezdi zaten. Haksızlık olurdu. Hannah öyle içten yazıyor ki. Okurken kala kalıyorsun... Muhahakak o kitap sana bir şeyler katıyor... Hayatın bir parçasının daha farkına varıyorsun... Hemde salya sümük ağlaya ağlaya.
Fakat benim için Uzak Kıyılar kitabı diğerlerinden tam ters yöne ayrıldı. Bu kitaba da kötü demiyorum. Asla da diyemem. Yazarın kalemi gene muhteşemdi. Fakat bir dramdan çok kendini bulma hikayesiydi. Anne ile çocukları, kız kardeş arası ilişkileri değil, bir insanın hayattan beklentilerinin 'kalmamasını' anlatan romandı bu. Ve bu romanda beni asıl şaşırtan karakterleri sevememiş olmam. 

Birdy ile Jack'in yolları ayrılmalıydı. 
Kitabın sonunda 'tartışma konuları' diye bir bölüm var. Ben oradaki her soruya kitapta olandan ters cevap verdim.
Hele de Jack'e hiç ısınamadım. Nefret ettim adamdan. [SPOİ ->] Adam elli kusür yaşına gelmiş hala ünlü olmak derdinde... Şöhret ve şehvet derdinde. Karısını aldatıp duruyor... Nasıl seversin ki bu adamı? Elizabeth'de affediyo. Tamam aşıksın, çocuklarınız var. Yalnızlıktan korkuyorsun... Fakat yirmi kusür yıl sonra onu terk etme cesareti gösteriyorsun. Bir şeyleri başarma çabasına girişiyorsun... Ama çabaladıkça bir yandan birşeyleri başarıkça bir yandan da onu ne kadar sevdiğini hatırlıyorsun. Hoba gene mutlu mesut beraberler, kitap bitti...

Gel de sinir olma.. Hoş benim için Jack kendi kızı yaşında biriyle aynı yatağa girdiği an bitmişti ya o kitap...

Neyse...

Şimdi deli gibi Hannah'ın yeni çıkan 'Yaz Rüzgarı' kitabını alıp, okumak istiyorum. Hannah'ı gene Hannah paklar... Az ağlamak istiyorum... *_*



21 Ekim 2014 Salı

Öksüzler Treni, Christina Baker Kline [Kitap Yorumu]



Benim için bu kitabı anlatmaya tek bir kelime yeter: Mükemmeldi.
Öksüzler Treni daha çıktığı ilk andan itibaren adı ve kapağıyla dikkatimi çeken bir kitap olmuştu. Konusuna bile bakmadan ben bu kitabı okurum demiştim... Öyle de oldu. Yer içer gibi; bir günde bitti.

Belki duymuşsunuzdur; Öksüzler Treni 1850-1900lü yıllarda gerçekten var olmuş bir tren.
Bu trende yüz binlerce sahipsiz çocuk ''evlat edinilmeleri'' için kasaba kasaba gezdirilmişlerdir. Tabi işin aslı bu çocukların çoğu, sevgisiz ortamlarda, köle gibi çalıştırılmışlardır.
Tren bir istasyonda duruyor, kasaba halkı da onları inceliyor. Yemek, temizlik, dikiş hatta tarlalarda çalışmak için uygun olup olmadıklarına bakıyorlardı. Bedavaya köle seçebileceksen neden parayla işçi çalıştırasın ki... Üstelik aç bırakılıyorlar, dayak yiyorlar. Anlayacağınız küçücük yaşta ağır travmalar geçiriyorlar...

Şunları yazarken bile, o çocuklar için ruhum daralıyor... Yazık... 

İnsanların en çirkin hallerini görüp, bilerek büyümek... Hayata dair tek iyi bir şey bekleyemezsin bile.

*

Öksüzler Treni kitabı ise iki karakterin ağzından... Paralel bir hikaye... Vivian ve Molly... İki kimsesiz... Vivian 91 yaşında. O günümüzde Molly'e geçmişini anlatıyor. 1829 yılından 1943'e kadar 23 yıllık bir süre. Koskoca bir hayat. vivian o trenin öksüzlerinden.
Molly ise 2011'de 17 yaşında sorunlu bir genç. 
İkisinin yaşlarının arasında koskoca bir ömür de olsa, birbirlerinde çok şey buluyorlar. En önemlisi de birbirlerini anlıyorlar.
Vivian ona geçmişini anlatarak yardımcı oluyor. Molly ise o geçmişten bir çok şeyi tutup çıkartıyor. Bunlardan biri de Vivian'in 68 yaşındaki kızı... 
91 yaşında, 68 yaşındaki kızı ile ilk defa tanışıyor. Kaç kişinin kendi çocuğu ile tanışma hikayesi olur?


Yazar geçmiş ile geleceği birbirine öyle güzel yansıtmış ki... Kalemini çok çok beğendim.
Bir çok yerde duygusallaşıp, o kadar çok için ürperiyor ki. Anne- babanın, onların karşılıksız sevgilerinin kıymetini anlıyorsun. Biz onların sevgisi karşısında güvenmenin tanımını öğreniyoruz. Başkalarına güvenebilip, hayattan iyi şeyler isteyebiliyoruz...

*

Anlayacağınız size bir çok şey katabilecek bir kitap; Öksüzler Treni.
Beğenerek en önemlisi de severek okuyacaksınız.
Tavsiye ederim.



LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...