Sayfalar

Ailevi Dram etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ailevi Dram etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ocak 2016 Salı

Cradock Evi Hizmetçinin Kızı, Barbara Mutch [Kitap Yorumu]


1930'lar; tensel farklılıklar, zengin ile fakirin birbiriyle çatışan dünyası, zamanın doğal afetleri; kuraklık ve sel... Güney Afrika'da Beyazların ve Siyahilerin olmak üzere iki ayrı dünya.

Kitabın ana karakteri Ada. Cradock Evi'nde doğup büyüyor ve o ev üzerinden hayatı anlamlandırmaya çalışıyor. Fakat zamanın siyasi ve doğal olayları Cradock Evi'nin kapısını da çaldığında tüm ev halkı gibi Ada'da kendi payına düşeni yaşayacak.

Anlayacağınız konu bakımından dolu dolu bir kitap. Yer yer can acıtıcı, başından sonuna kadar da düşündürücü bir roman.

Yazarın kalemi biraz ağırdı okurken o yönden sıkıntı yaşadım; yavaş ilerledim fakat hep bir merak içerisinde sayfaları çevirmeye devam ettim.

Seveceğiniz bir roman.
Herkese tavsiye ederim.


21 Aralık 2015 Pazartesi

Senden Sonra, Emily Hope [Kitap Yorumu]



''Eğer değer verirsen incinirsin, insanlar incitir."


Kapağına vurulduğum...


Yılbaşı akşamından önce okumalıyım dedim ve aldım elime, başladım okumaya. Saatler içinde de bitirdim. Sıcacık bir hikayeyi barındırıyor Senden Sonra.
Soluksuz okuyacağınız akıcı bir roman. Kah şaşırtacak kah ağlatacak ama sonunda hep bir tebessüm bırakacak...

Alzhmeir hastalığı ile pençeleşen bir anne, hayattan darbe üzerine darbe yemiş genç bir kadın...

Umudunu yitirmişlerle, ikinci şanslara inanların romanıydı, Senden Sonra. Bir o kadar da yeni yıl ruhunu yansıtan...

''İnsanın yaşamında umut edeceği, tutunacağı bir şeyler olmalıydı, yoksa eğer bir bitkiden farklı kalmıyordu insanın.''

Ana karakterimiz Debbie. Kitap onun yaşadıklarını anlatıyor. Kitap ince bir de bu klasik aşk hikayesidir dedim beklentimi yüksek tutmadım ama okudukça yanıldığımı anladım. Karakterlerin hislerini öyle güzel yansıtmış ki yazar, hiç aceleye getirmeden; etkilenmemek elde değildi.
Debbie'nin üst üste yaşadıklarının teki benim başıma gelse yıkılırdım herhalde.

Spoi vermek istemiyorum. Kitabın konusu zaten arka kapak yazısında yer aldığı için yorumuma yazmayı sevmiyorum, biliyorsunuz. :) Fakat öyle yerler vardı ki, yürek burkan. Can acıtıcı... İncinmenize sebep olabilir. Başta da dedim ya, kah ağlayacaksınız kah gülümseyeceksiniz.
Fakat merak etmeyin kitabın sonunda mutlu sona kavuşacaksınız.

''Senden sonra hep çirkindim, bir daha güzel olamadım.''


Konusu


"Eğer değer verirsen incinirsin, insanlar incitir." Bir Noel günü savaşma ruhumu kaybettim ben, karanlığa hapsoldum. Senden sonra umut hep bir uhdeydi. Debbie'nin bir Noel günü verdiği karardan sonra bütün yaşamı hiç tahmin edemeyeceği bir biçimde değişmiştir; o günden sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Bizi gerçekten biz yapan nedir? Yaşamayı tercih ettiklerimiz mi, ardımızda bıraktıklarımız mı? Yaşadığımız anlar mı, yoksa geride bırakmaya çalıştıklarımızın acısı mı? Senden Sonra pişmanlıkların, acının, hayal kırıklıklarının nasıl da insanın yaşamını gölgelediğinin hikâyesi…


11 Ekim 2015 Pazar

Elveda, Ceyhan Han Ataç [Kitap Yorumu]


►Spoi İçerir◄

Elveda kitabının ne konusu ne de yazarı hakkında bir fikrim vardı. İsmi ilgimi çekmişti, arka kapak yazısını okumuştum.
Hüzünlü romanları severim... Hayata her gün gülümseyerek bakmıyorsun sonuçta.
Aldım elime okumaya başladım. Benim için şiir gibiydi yazılanlar. Yazarın kalemi hafif, kitapta ince zaten fakat öyle cümleler var ki insanın kalbinin tam orta yerinden vuran. Etkileyiciydi.

Elveda'da her bölüm, karakterin hayatından bir kesit. Çocukluğu, lise yılları, aşkları ve hayal kırıklıkları. Hatta ölümü...

Ölümünü intikam almak için kullanan, Altay'ın hikayesiydi bu roman.
Altay'ın Turgutreis'de mutlu bir çocukluğu olsa da ailesinin işi sebebiyle Ankara'ya taşınıyorlar. Orada aile yapısı bozuluyor. Annesi babasını aldatıyor. Babası alkolik oluyor. Aşk hayatında umduğunu bulamıyor. Anlayacağınız hep bir hayal kırılığı hep bir hüzün. Tüm bunların üstüne bir de hasta olduğunu ve öleceğini öğreniyor. Ölümünü de intikam olarak kullanmaya karar veriyor. Üç mektup yazıyor; annesine, babasına ve sevdiği kıza.

Aslında Altay'ın bu davranışı, intikamı seçmesi ne kadar doğru bir şey olduğu tartışılır. Fakat yazar toz pembeyi seçip, ailesiyle barıştırıp ağlak bir son yazmamasını beğendim. Hatta çocuk bir de iyileşseydi falan klasik son der geçerdim. Ama böylesi... İnsan böyle bir son karşından kayıtsız kalamıyor. Karakterin acısı, kendi acımmış gibi.

''Anne, baba ve sevgili olmak ile anne, baba ve sevgili olabilmek aynı şey değildir.''

Birazcık da olsa farklı hikayeler arayanlar, düşündüğünün aksine sonlarla karşılaşmak isteyenler Elveda kitabı okusun derim.




23 Eylül 2015 Çarşamba

Kor Adası / Kimberley Freeman [Kitap Yorumu]


[Spoi İçerir]

Ailevi- dram ve geçmişle günümüzün birleşimi denilince favori yazarlarımdan biri Kimberley Freeman. Eşsiz bir anlatımı var. Kaleminin yanı sıra  kurgusu da her zaman ki gibi büyüleyiciydi. İnsan elinden bırakmak istemiyor.

Aşk, dram, öfke... Vicdan azabı, aile olmanın önemi ve kadının olmanın zorluğu. Kitap bir çok şeyi bir arada barındırıyordu. Kor Adası, her yönüyle zengin bir romandı ve Arkadya Yayınları'nın her zaman ki baskı kalitesi ile çevirmenin becerikliliğiyle de tadından yenilmez bir hale gelmişti. =)

Kor Adası'nda, yazımın başında da belirttiğim gibi geçmişle günümüzün kusursuz birleşimini okuyoruz. 1891 İngiltere'sin de kabul gibi bir hayat yaşayan Tilly ve 2012 yılında 'yazmakta sıkıntı çeken' ünlü yazar Nina. Ortak noktaları ise Avustralya; Kor Adası'nda ki malikane de yaşamış Elenor. Kafanız karıştı değil mi? Elenor kim dediniz bir an? =) Hemen anlatıyorum...

Tilly'nin hayatı hep zorluklarla geçiyor. 1891'de kadın olmak, üstelikte zengin bir kadın olmak zor. Çok zor. Büyük babasından başka kimsesi de yoksa hele... Büyük babası öldüğünde erkek olduğu için tüm zenginlik iğrenç bir akrabasına kalıyor. Kendisi ise pespembe hayallerle James diye biri ile evleniyor. Akrabası kadar iğrenç bir herif olamaz derken James'in gerçek yüzü ortaya çıkıyor. James, Tilly'nin elinde avucunda ne varsa alacak bir adam. Onu deli olduğuna inandırıp, tımarhaneye kapatmak isteyecek bir adam. Tabi tüm bunları da metresiyle planlayacak küçük bir adam... Pislik herif! Ama sonra bum! Öyle bir şey oluyor ki; Tilly vicdan azabı ile kendini oradan kaçarken buluyor. Nereye mi? Elbette Kor Adası'na. =)
Kor Adası'nda yerel cezaevi müdürünün kızı Elenor'a mürebbiyelik yapmaya başlıyor. Elenor'un babası Starling'e ise aşık olması kaçınılmazdı. =)

''Geçmişin bedelini ödemeden bir insanın geleceği olabilir mi?''

Tilly geçmişte bıraktığı sırlarla her gün vicdan azabı çekerken Starling ve kızıyla bir aile kurabilecek mi dersiniz?

2012 yılında Nina ise, yazar tıkanıklığı yaşadığı için Kor Adası'nda ki büyük büyükannesi Elenor'un malikanesine yerleşir. Orada hem yazmaya çalışacaktır. Hem de kalp kırıklığını hafifletecektir. Nasıl mı? Yeni bir aşk, yeni bir hayat, yeni bir sen =)=)=) [Şu yorumumu şarkı sözlerine de bağladım ya helal olsun bana, hangi kafadaysam. =)] Ah! Tabi Nina'nın da bir sırrı var... Çok satan romanlarını Elenor'un taslakları sayesinde yazmış olabilir.

İki değil aslında, üç ayrı hikaye. Zengin karakterler, duygusal anlar ve kadınların dayanışması. Müthiş bir kitaptı. 

Ben Kimberley Freeman'ın yeni romanını sabırsızlıkla bekliyorum. Size de Kor Adası'nı okumadıysanız yazarın diğer kitaplarını da tavsiye ederim. Bu yazarın kötü kitabı yok. =)


1 Mayıs 2015 Cuma

Sevginin Büyüsü, Beth Hoffman [Kitap Yorumu]

Beth Hoffman'ın adını daha önce duymamıştım. Fakat kitabın adı; Sevginin Büyüsü ve ön kapakta yer alan Kristin Hannah'ın övgüsü ile daha çıktığı ilk andan itibaren aklımı çelen bir kitaptı. Okuduktan sonra da kalbimi etkisi altına aldı. Bu yazarın yeni kitaplarını istiyorum...

Yazarın kalemi akıcı çevirisi ise dört dörtlük. Kurgu ise müthişti. Beni benden alan kurgusuydu. Ben duygusal bir insan değildim, neler oluyor? =) Gözlerimin yaşlarla dolduğu anlarda bile kendimi kahkaha atmaktan alamadığım yerler oldu. 


Sevginin Büyüsü ilk sayfasından son sayfasına kadar insanın içine işleyen bir kitaptı. Hayata tutunmanın hikayesiydi bu roman.

Kitap daha on iki yaşında ki Cecelia'nın ağzından anlatılıyor. Yaşı çok küçük olduğu için, bunun beni rahatsız edeceğini kitabın akıcılığını bozacağını düşünmüştüm. Fakat tek bir yer de bile onun yaşının küçüklüğünü hissetmedim. Çünkü yaşadıkları onu oldukça olgunlaştırmış. Hayata bakış açıcı çok farklı yönlerdendi. Hatta bir söz vardır, kitapta da geçen: Hayatın zorluklarını yenip hayatta kalabilen kadınlar daima güçlü ve güzeldir. CeeCee'de böyle bir kız işte. Küçük kadın; güçlü ve güzel. Yaşadığı tüm zorluklara rağmen kalbi tertemiz. 


Onun cesaretini ve karakterinin derinliğini soluksuz okuyacaksınız. Hüzünlenirken bile kitaptan keyif almamak imkansız.

Kitabın konusuna gelecek olursak; Cecelia yıllardır akıl sağlığı yerinden olmayan annesiyle yaşayan bir kızdır. Daha doğrusu küçük yaştan beri annesinin bakımını üstlenmiş. Babası ise sorumluluklarını yerine getirmeyen, iş bahanesiyle şehir şehir gezen bir adam. Hatta başka bir kadınla bile ilişkisi var. CeeCee on iki yaşına geldiğinde annesini kaybeder. Babası da onu hiç tanımadığı büyük teyzesine bırakır. 'Ne baba ama,' dediğinizi duyar gibiyim. Aslında çocuğu için yaptığı tek iyi şeydi belki de.


CeeCee'nin bir yandan babasına olan nefreti, annesinin ölmüş olduğu gerçeğini kabullenememesi... Kaldı ki onun ölümünü isteyen bir kızdı. Çünkü onun ölümü ile bir anlamda özgür kaldı. Bir yandan da hiç bilmediği yer de hiç tanımadığı insanlarla yaşamaya başlaması. Ben on iki yaşında ki Cecelia kadar ne cesaretli olabilirdim ne de dik durabilirdim. CeeCee'ye hayran kalmamak elde değil.

İşte sevginin Büyüsün'de yazar tüm bunları anlatıyor. kitapta geçen dostluğu şekilden şekle giren duygularla okuyorsun. Ben etkisinden hala çıkamadım.  

Tavsiye ederim, okuyun. Beğeneceksiniz. =)




25 Kasım 2014 Salı

Erken Rüya Zamanlar / Fatma Erdek [Kitap Yorumu]


Böylece bir Fatma Erdek romanı daha bitti...
Fatma Erdek çoğu kişi için Melekler Zamanı demektir. Benim içinse Kara Kış Beyaz Düş'tür. Sizin içinse Erken Rüya Zamanlar olabilir. ;))

Fatma Erdek okuyanların favorisi farklı farklıdır ama daha bir kişi çıkıp da kötü dememiştir, diyemez. Çünkü yazarımız çok çok iyi yazıyor. 

Bu kitabında da yine döktürmüş... Imm mmm.. :)):)):))


Hepsi birbirinden değerli, çok fazla Türk yazarımız. Kimi aşk romanı yazıyor, kimi siyaset hatta fantastik. Fakat edebi alanda içinde duygusallığın hatta ailevi bağlarında bulunduğu romanlar denilince o başarı betimlemeleriyle akla ilk gelenler Elif Şafak, Ayşe Kulin olur ya... Fatma Erdek'te benim için o katagoride işte.

Fatma Erdek kitaplarında Türkçe'sini konuşturuyor, üstelik kalbinden geldiği şekilde... Eee o kurduğu cümlelerden de başarılı bir kurgu ortaya çıkmış. Yine ve yeniden. [Yeni kitabı ne zaman çıkar ki? :))]

***

Erken Rüya Zamanlar; Nehir ile Eser'in hikayesi. Aslında zengin kız, fakir oğlan hikayesi bir yerde: Nehir'in babası gazete sahibidir. Eser ise polis muhabiri... Eser, Nehir'lerin gazetesinde işe girdiği gün tanışmaları bir çarpışmayla başlar. [Bana çarpanlar nedense hep hödük oldu, bu hikayenin de sadece kitaplarda var olduğuna inanmaya başladım.] Birbirlerine aşık olmaları içinse çok zaman geçmesi gerekmez. Fakat sevgili Eser'imiz fakir ya, bir de erkek ya kendini ezikliyor tabi... [Eee kusura bakmayın ama her erkek biraz zalaktır.] Bu yüzden de her işe koşturuyor; savaş muhabirliği de dahil! Savaşa gittiğinde ardında kalan da Nehir oluyor tabi. 
Nehir... Öyle aşık ki Eser'e... Ama onun öyle bir arkadaşı var ki, Şule diye... Ah, o Şule'den nefret, nefret, nefret ediyorum! NEFRET EDİYORUM! Eser'e o da aşık, aslında aşıktan ziyade Nehir'i kıskanıyor. Nasıl dostsa artık... Eser gider gitmez, kızın kafasına giriyor. Nehir'de safoş, orada ölmesini beklemek istemiyor arıyor Eser'i ayrılmak için. Ayrılıyor da ama tam o anda, boom! Eser'le arkadaşı üzerinde bomba patlıyor... [Şok olmuştum...]

O olaydan sonra aradan yıllar geçiyor... Eser'le ilk tanıştığında üniversiteli olan Nehir artık otuz iki yaşında...

Tekrardan bir araya gelmelerini ise Nehir'in babasına borçluyuz. Öyle şeker adam ki... Okuyup görmelisini. ;))

Erken Rüya Zamanlar'ı ağlaya ağlaya okudum, kıkırdayarak bitirdim... 

Tavsiye ederim... 


24 Kasım 2014 Pazartesi

Gündüzsefası / Sarah Jio [Kitap Yorumu]


Gözyaşları içinde bir Sarah Jio romanı daha bitirdim işte. Tek kötü tarafı ise Sarah Jio'nun kitaplarının bu kadar çabuk okunup, bitmesi. Nefes dahi almadan, soluksuz okuyorsun. Her kitabı gibi Gündüzsefası'da sürekleyici bir romandı.
Ve ondan çok daha fazlası: Baş döndürücü, şaşırtıcı, yaratıcı...
Kısacası etkisinden uzun bir süre kurtulamayacağınız bir kitap; Gündüzsefası.

Konusuna değinmeden önce en başta şunu belirtmeliyim; bu kitaba uygun daha iyi bir isim olamazdı. Gündüzsefası sadece gündüzleri, ışıkta açan bir çiçek. Kitabın kurgusu ise çektiği acılar ile karanlıkta kalmış birinin aydınlığı bulmasını anlatıyor. 

''Acı ne kadar derinde olsa da zamanla tüm çiçekler güneşe döner yüzünü.''

Sarah Jio gene alıştığımız o bilindik tarzında kalemini konuşturmuş. İki karakterimiz var ve iki ayrı zaman dilimi. Şimdi ve elli yıl öncesi...

Ada, eşini ve kızını kaybettikten sonra deprosyondadır. Kendini toparlamak için, Seattle'da ki Union Gölü üzerinde yüzen bir ev kiralar. [Bende yüzen ev istiyorum!] (Eve ilk girişinde, kapının önünde dizlerinin üstüne kapaklanıp öyle bir ağlayışı vardı ki... Yazar öyle bir yansıtmış ki; tüylerim diken diken olmuştu. Yüreğim parçalandı resmen) O evde eski bir sandık bulur ve sandığın sahibi Penny ile ilgili hiç kimse konuşmak istememektedir. Tekneler Sitesi sakinlerinin elli yıl önce ettiği bir yemin vardır çünkü.
Fakat Ada onun geçmişine adım attıkça, kendi geleceğini de örmeye başlar...

1950'lerin genç ve güzel Penny'si ise kendinden yirmi yaş büyük, yakışıklı ressam Dex ile evlidir. Dex'in karakteri romanı okuyan herkes için yoruma açık olsa da benim gözümde rezil herifin teki. 
Penny aslında eşinden yalnız yaşayan biri. Tek hissettiği şey ise içini kemiren acı.
O yalnızlığının çaresi ise Collin olacak. :)) 

Her an yanında olan kişi ile, bir günlük aşk mı? Yoksa hiç bir zaman elini dahi tutamayacağın bir adamla ömürlük bir aşk mı?

Çok zor bir soru değil mi?

Penny ile Collin... birbirlerini kaybediyorlar. Öyle olaylar oluyor ki; 'kurgu müthiş,' dedim. 

On bir yıl sonra, Collin ölmeden bir gün önce karşılaştıklarında ise onların geçmişi ile Ada'nın geleceğini nasıl örülmüş olduğunu hayretle okuyacaksınız.

Ben bu kitabı çok sevdim. Tavsiye ederim, okuyun. :))


5 Kasım 2014 Çarşamba

Uzak Kıyılar, Kristin Hannah [Kitap Yorumu]


Kristin Hannah benim için favori yazarlarım arasındaki kraliçedir. Sırasıyla çıkan ilk üç kitabını okuduktan sonra, kitaplarını satın alırken arka kapak yazılarını okuma gereği bile duymadım.

Her defasında kitaplarını çok beğendim diye yorumlar yaptım. Tek bir kitabına kötü demedim, kötü denmeyi de hak etmezdi zaten. Haksızlık olurdu. Hannah öyle içten yazıyor ki. Okurken kala kalıyorsun... Muhahakak o kitap sana bir şeyler katıyor... Hayatın bir parçasının daha farkına varıyorsun... Hemde salya sümük ağlaya ağlaya.
Fakat benim için Uzak Kıyılar kitabı diğerlerinden tam ters yöne ayrıldı. Bu kitaba da kötü demiyorum. Asla da diyemem. Yazarın kalemi gene muhteşemdi. Fakat bir dramdan çok kendini bulma hikayesiydi. Anne ile çocukları, kız kardeş arası ilişkileri değil, bir insanın hayattan beklentilerinin 'kalmamasını' anlatan romandı bu. Ve bu romanda beni asıl şaşırtan karakterleri sevememiş olmam. 

Birdy ile Jack'in yolları ayrılmalıydı. 
Kitabın sonunda 'tartışma konuları' diye bir bölüm var. Ben oradaki her soruya kitapta olandan ters cevap verdim.
Hele de Jack'e hiç ısınamadım. Nefret ettim adamdan. [SPOİ ->] Adam elli kusür yaşına gelmiş hala ünlü olmak derdinde... Şöhret ve şehvet derdinde. Karısını aldatıp duruyor... Nasıl seversin ki bu adamı? Elizabeth'de affediyo. Tamam aşıksın, çocuklarınız var. Yalnızlıktan korkuyorsun... Fakat yirmi kusür yıl sonra onu terk etme cesareti gösteriyorsun. Bir şeyleri başarma çabasına girişiyorsun... Ama çabaladıkça bir yandan birşeyleri başarıkça bir yandan da onu ne kadar sevdiğini hatırlıyorsun. Hoba gene mutlu mesut beraberler, kitap bitti...

Gel de sinir olma.. Hoş benim için Jack kendi kızı yaşında biriyle aynı yatağa girdiği an bitmişti ya o kitap...

Neyse...

Şimdi deli gibi Hannah'ın yeni çıkan 'Yaz Rüzgarı' kitabını alıp, okumak istiyorum. Hannah'ı gene Hannah paklar... Az ağlamak istiyorum... *_*



21 Ekim 2014 Salı

Öksüzler Treni, Christina Baker Kline [Kitap Yorumu]



Benim için bu kitabı anlatmaya tek bir kelime yeter: Mükemmeldi.
Öksüzler Treni daha çıktığı ilk andan itibaren adı ve kapağıyla dikkatimi çeken bir kitap olmuştu. Konusuna bile bakmadan ben bu kitabı okurum demiştim... Öyle de oldu. Yer içer gibi; bir günde bitti.

Belki duymuşsunuzdur; Öksüzler Treni 1850-1900lü yıllarda gerçekten var olmuş bir tren.
Bu trende yüz binlerce sahipsiz çocuk ''evlat edinilmeleri'' için kasaba kasaba gezdirilmişlerdir. Tabi işin aslı bu çocukların çoğu, sevgisiz ortamlarda, köle gibi çalıştırılmışlardır.
Tren bir istasyonda duruyor, kasaba halkı da onları inceliyor. Yemek, temizlik, dikiş hatta tarlalarda çalışmak için uygun olup olmadıklarına bakıyorlardı. Bedavaya köle seçebileceksen neden parayla işçi çalıştırasın ki... Üstelik aç bırakılıyorlar, dayak yiyorlar. Anlayacağınız küçücük yaşta ağır travmalar geçiriyorlar...

Şunları yazarken bile, o çocuklar için ruhum daralıyor... Yazık... 

İnsanların en çirkin hallerini görüp, bilerek büyümek... Hayata dair tek iyi bir şey bekleyemezsin bile.

*

Öksüzler Treni kitabı ise iki karakterin ağzından... Paralel bir hikaye... Vivian ve Molly... İki kimsesiz... Vivian 91 yaşında. O günümüzde Molly'e geçmişini anlatıyor. 1829 yılından 1943'e kadar 23 yıllık bir süre. Koskoca bir hayat. vivian o trenin öksüzlerinden.
Molly ise 2011'de 17 yaşında sorunlu bir genç. 
İkisinin yaşlarının arasında koskoca bir ömür de olsa, birbirlerinde çok şey buluyorlar. En önemlisi de birbirlerini anlıyorlar.
Vivian ona geçmişini anlatarak yardımcı oluyor. Molly ise o geçmişten bir çok şeyi tutup çıkartıyor. Bunlardan biri de Vivian'in 68 yaşındaki kızı... 
91 yaşında, 68 yaşındaki kızı ile ilk defa tanışıyor. Kaç kişinin kendi çocuğu ile tanışma hikayesi olur?


Yazar geçmiş ile geleceği birbirine öyle güzel yansıtmış ki... Kalemini çok çok beğendim.
Bir çok yerde duygusallaşıp, o kadar çok için ürperiyor ki. Anne- babanın, onların karşılıksız sevgilerinin kıymetini anlıyorsun. Biz onların sevgisi karşısında güvenmenin tanımını öğreniyoruz. Başkalarına güvenebilip, hayattan iyi şeyler isteyebiliyoruz...

*

Anlayacağınız size bir çok şey katabilecek bir kitap; Öksüzler Treni.
Beğenerek en önemlisi de severek okuyacaksınız.
Tavsiye ederim.



LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...