Sayfalar

23 Ekim 2015 Cuma

Elantris / Brandon Sanderson [Kitap Yorumu]


 Bir kitap daha okunmuşlar listeme girdi; yeni yorum geldi. Yorumum biraz spoi içerebilir, şimdiden uyarayım. :) Çünkü bu kitap hakkında ki düşüncelerimi nasıl aktarayım bilemiyorum.

Bu yazarın kalemini çok merak ediyordum. Çok fazla ismini duydum ve kötü yorum da okumamıştım. Elantris'de seri olmayan tek kitabı, bu yüzden ilk bu kitabıyla yazarla tanışmaya karar verdim. :) Yazarın diğer kitaplarını okuyacak mısın? Derseniz eğer: Evet, okuyacağım. Sadece bu cümleden bile Elantris'i sevdiğimi anlayabilirsiniz. :)

Elantris'i okumak biraz zor. Çok özgün bir konuya sahip. Yazarın kalemi akıcı fakat nasıl desem kitabın bir ağırlığı var. Kalın olmasından dolayı değil. Diyaloglar da çok fazlaydı; bir sonra ki sayfayı merakla çeviriyorsun. Yazarın anlatmak istediği, biz okuyucuya vermeye çalıştığı şeyleri sindirirken, düşünüp tartarken biraz zorlanıyorsun.

Elantris, fantastik bir roman olarak geçiyor ama bana göre fantastik kısmı hafif kaldı. Ya da fantastik yönünü kafamda büyütmüşüm. Bu kitap sadece fantastik değil edebiyat sevenlerin de okuması gereken bir roman. Beklentimin de üzerindeydi: Siyaset, ayak oyunları ve din konularının fantastik bir eserde çok başarılı bir kurguyla birleşimiydi.

Konusu mu? :)

Elantris bir şehir... Ve bir zamanlar o kadar parlak ve güzeldi ki tanrıların şehri olarak anılıyordu.
Güç, ışık ve büyünün şehri.
Muhteşem şehrin, muhteşem sakinleri vardı. Saçları parlak beyaz, derileri madeni gümüş renginde. Şehrin kendisi gibi parlayan sakinleri. Şehrin kendisi gibi ölümsüz. Elantrianlar tanrıydı. Ve her hangi biri tanrı olabilirdi; dilenci, soylu veya asker... Her kim bir Elatrianli olursa sıradan hayatı geride kalırdı. Ne de olsa Elantris; mutluluk içinde yaşayıp, bilgece yöneteceği ve edebiyen tapınılacağı yerdi.
Fakat...
Edebiyet on yıl önce sona erdi.

Kitap 3 kısımdan oluşuyor; Elantris'in Gölgesi, Elantris'in Çağrısı ve Elantris'in Ruhu...

Büyü ile ilgili fazla bir beklentiniz olmasın çünkü kitapta kaybolan büyü gücünü tekrar bulmaya odaklanmış. Büyü, büyücülük olayları yok. :)

Elantris üç bölüme ayrıldığı gibi üç ana karakter üzerinden konuyu anlatıyor; Raoden, Sarane ve Hrathan.

Raoen; Arelon ülkesinin kralının oğludur fakat kendini bir sabah lanetlenmiş olarak bulur. O artık bir Elantris'li bir Elantrian'dır. Yani yaşayan bir ölüdür. Fakat diğer Elantrian'lıların aksine durumunu kabullenmez. Bunun yerine Elantris'i yaşanabilecek bir yer yapmaya karar verir. Elantris'in eski büyüsü Aon'ları bulmaya ve onları geri getirmeye uğraşır.

Sarane; Teod ülkesinin prensesidir ve Raoen ile hiç karşılaşmamış olmalarına rağmen onun nişanlısıdır. [Ah şu eski zamanlar ve politika için evlenenler] Sarane kitapta daha çok ülkenin çöküşünü kurtarmaya çalışan prenses rolünde yer alıyor.

Hrathan ise Arelon'u shu-dereth dinine geçirip Fjor ülkesinin eyaleti yapmaya çalışmaktadır. Sarane'nin asıl savaştığı şey de bu işte. Fakat Hrathan oldukça zeki biri...

Kitabın görünürde ki kurgusu bu... Bu üç kişinin din ve politika için zaman zaman kendileri ile savaştığı bile oluyor. Tüm bunları yazar başarılı bir şekilde tasvir etmiş. Çok güzel cümlelerle bize aktarmış, anlamlı aforizmalara yer vermiş. Yavaş başlayıp sonradan hız kazanan bir roman haline getirmeyi başarmış.

Benim beğenmediğim tek bir yer vardı. O da savaşın neden başladığı? Sebebi neydi? İki mezhep var. Fakat bunların arasında ki bu derece artan sürtüşmeyi tetikleyen şey neydi? Yazar belki buna da biraz daha yer verebilirdi.

Fakat lafın özü şu ki; kurgu dahice, kalemi sürükleyici. Karakterler desen başarılı bir şekilde kurgulanmış. Daha ne?

Kitaplığınız da en az bir Brandon Sanderson kitabı olsun. Elantris'i okuyun. :) Zaten sonra diğer kitaplarını da muhakkak okursunuz. :)





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...