Sayfalar

Kitapçı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitapçı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ağustos 2015 Cuma

Bıraktığın Yerde Bekler Mi Aşk? / Ophelia London (Yorum)




   Nemesis Kitap'ın yeni çıkardığı Bıraktığın Yerde Bekler Mi Aşk? keyifle okunası bir kitap oldu benim için. Özellikle bu sıcak günlerde aklımı bir türlü okuduklarıma veremiyordum ve kendime beni bu durumdan çıkaracak kitap arayışına girmiştim. Eh tam da aradığımı bulmuş oldum. Çok ta kolay okunan tatlı bir hikayesi vardı. Kapakta çok güzel olmuş hakkını yememek gerek. Özellikle kalitesine bayıldım.

   Konusuna gelecek olursak, Tess okuduğu lisede hem müzik öğretmeni hem de koro başkanıdır. 15 yaşında ki terk edilişinin ardından erkeklere olan güveni pek yoktur ve bu sebeple çok seçicidir. En iyi arkadaşı olan Mac'in de Tess için bütün çabaları sonuçsuz kalır. Çünkü o hayallerinde ki erkeği bekler.

   Jack, boşanmasının ardından beş yıl geçmiş olmasına rağmen kızı için hala mücadele veren, yakışıklı, dayanılmaz bir gülüşe sahip, karizmatik ve Tess'i 15 yaşında terk eden kişidir. Talih bu ya Tass'in öğretmenlik yaptığı okulda yeni futbol koçu olmuştur.

   Okulun yeni dönem için yaşadığı bütçe sıkıntısından dolayı müdür iki dersten birini (koro yada futbol) kapatmak zorunda kalır ama bunu seçerken öğretmenlere bir teklifte bulunur. Jack'in koçluk yaptığı takım altı maçtan dördünü, Tess'in korosu ise birinci gelmelidir. Kim bunu başaramazsa dersi iptal edilecek. Jack ve Tess'in sorumluluklarını yerine getirebilmeleri için bu yarışı kazanmaya ihtiyaçları var. Ama bence Jack'in yükü daha ağır. Çünkü kırdığı kalbi tamir de etmesi gerek :))

Savaşta ve aşkta her şey mubahtır diyen ikilimiz ellerinden gelen her şeyi yapar. Hatta kendilerine taraf çekmek amaçlı olayı gazeteye bile taşırlar.

En başta da belirttiğim gibi okunası çok keyifli bir kitap. Sürekli bir çekişme ve aşkın bu çekişmeye kattığı okunası hikaye.. Unutmayın, okuduğunuzdan keyif almak istiyorsanız Bıraktığın Yerde Bekler Mi Aşk tam size göre :))


...''Mükemmel erkeği bekleyip duruyorsun,'' dedi Mac onun koluna dokunarak, ''ama öyle bir erkek yok tatlım.''


15 Temmuz 2015 Çarşamba

Peter Pan Ölmeli & John Verdon ( Yorum )




John Verdon;her zaman benim için farklı bir yazar olmuştur..Onu ilk tanıdığım ''Aklından Bir Sayı Tut'' kitabı ile gözümde mükemmelliyetçi bir sırayı aldı ve son kitabı ile de bunu sürdürmeye devam ediyor.

Kitabın kapağı klasik Koridor Yayınlarına ait siyah beyaz bir tonlama ve John Verdon'a özel şifrelerle dolu bi kapak tasarımı.Açıkçası merak ediyorum bir sonraki kitabın kapağı nasıl olur merak içindeyim.

Kitabın konusuna gelince;Carl Spalter çok varklı bir ailenin oğludur.Annesinin cenaze töreninde başından vurularak öldürülür,ve sosyetik eşi Kay eşini aldattığı için onu suçlu bulurlar.Jack Hardwick, bu cinayet sorusturmasında bazı supheli durumlar yakalar ve Dave Gurney'in kapısını çalar. İki kafadar bu soruşturmanın içine girdikçe daha çok ilgilerini çekemeye başlayacaktır.

Diğer kitaplarına nazaran bu kitabında bazı durumlar açıkçası beni sıktı.Mesela;ilk bölümlerdeki Dave'NİN evinin tasviri sonra kümesi yapılması ve ayrıca Madeleine'nin evinde toplanıp uzun uzun felsefi konusmalar yapılmasından SI-KIL-DIM......

Ama tabii bunlar nazar boncuğu olsun :) Bunun dışında kalan bölümleri çatır çatır yiyebilirsiniz.Bırakın 523 sayfa sizi surukleyıp götürmesine izin verin.



Yazar Hakkında Daha Fazla Bilgi İçin ;  














Sevginin Son Dileği & Debbie Macomber ( Yorum )



Debbie Macomber,Bloomstreet sokağından birazcık çıkmış olsa da bu kitap hem düşündüren,hem ağlatan hem de gülümsetn keyifle okunan bir kitap. Debbie'nin tarzı bu bence kendisi de romantik,sevgi dolu ve ailesine bağlı biri.

Kitabın dili olsun konusu olsun gayet başarılıydı,çevirmeni değiştiği halde (Biliyorsunuz önceki çevirmeni Ozan Aydın'dı.)

Konusuna gelince;Michael adındaki baş kahramanımız eşini kanser nedeniyle kaybetmiştir.Michael acısını hala içinde hissetmektedir.Eşinin ölümünden tam bir sene sonra Hannah ona okuması için bir mektup bırakmıştır.Michael tabii ki bu mektubu okuyunca neye uğradığını şaşırır.Çünkü karısı onun tekrar evlenmesini istemektedir,bir de bu da yetmezmiş gibi birde Michael'le liste hazırlamıştır. 
Bunlar 1.)Hannah'ın kuzeni Winter Adams 2.)Leanne Lancaster 3.)Mach Roth'tur.
Michael,zaman içerisinde bu maceraya katılır.Şimdi merak konusu ve sizi sürükleyen içinizi ısıtan kısma Michael bu üç seçenek arasında kiminle birlikte olacaktır? Tabii ki siz esas kızı söylemeyeceğim :)

Sadece okumanızı tavsiye ederim.Emin olun kendinizden bir parça bulacaksınız.



Yazar Hakkında Daha Fazla Bilgi İçin ; 

 
















24 Haziran 2015 Çarşamba

Yeni Başlangıçlar Mevsini & Debbie Macomber ( Yorum )



Küçük mucizeler dükkanı ile büyük bir hayran kitlesine ulaşan Debbie Macomber'in kitapları gerçekten çok güzel,size bir aile sıcaklığı yaşatan bu seri Newyork Bestseller'dan adını sildirmemesiyle belli oluyor.Kitap gene dört güçlü kadınla karşımıza çıkıyor.Onların durumları nasıl olacak nasıl sonuçlanacak derken bir bakıyorsunuz ki kitabı bitirmişsiniz.İster istemez düşünüyorsunuz zaten bende o sokakta olsam ne olur nasıl davranırım diye.

Bu kitabımızda eski sakinlerin yani maceramızın baş kahramanı Lydia ile birlikte Alix ve Bir Dilekle Başlar Herşey kitabından tanıdığımız Anne Marie var. Lydia'nın geçirdiği hastalıklar sebebiyle çocuğu olmadığı için evlatlık edinmek isterler ve talepleri kabul edilir. Lydia ve eşi bebek istemektedirler ancak hayat onları farklı tercihlere sürükler.

Alix ve eşi de evliliklerini bir bebekle süslemek isterler. Bunun için de Alix'in sigarayı bırakması gerekmektedir. Bununla savaş veren zaman zaman eşiyle tartışan Alix iradesine sahip çıkıp başarılı olacak mı? Örgü kursu Alix için işe yarayacak mı?

Anne Marie 'nin ufak bir kız çocuğu evlat edindiğini daha önceki kitaptan biliyoruz. Bu kitabımızda herşey yolunda gitmektedir ta ki Ellen'ın gerçek babası olduğunu söyleyen Tim ortaya çıkana kadar. Ellen ile Anne Marie'nin hayatına giren bu adam Ellen gerçek babası mı? Ellen'ı Anne Marie'den almak isteyecek mi?

Gelelim yeni kahramanlara. Bryan bir işadamıdır. Çikolata üreten bir şirketin sahibir. Babası ölünce işlerin başına geçmek zorunda kalmış ve stres, yorgunluk, uykusuzluk yüzünden genç yaşta tansiyon ve kolestrol hastası olmuştur. Aynı zamanda şirkete karşı açılan bir dava ile de uğraşmaktadır. Doktoru ilaçlarını kullanmasını aynı zamanda örgü kursuna gitmesini tansiyona faydası olduğunu söyler. Çünkü kendisi de örmektedir. Bryan "Örgüyle Bırak Alışkanlıkları" sloganına sahip örgü kursuna başlar. Hayatında süpriz gelişmeler olur.

Phoebe, nişanlısının uygunsuz bir baskında yakalanmasıyla ayrılma kararı almıştır. Çünkü bu ilk yakalanması değildir. İlkinden sonra çok özür dilemiş, aileler araya girmiştir. Phoebe de Clark'ın sözüne inanmış ve onu affetmiştir. Clark güvenilmeyen kişiliğiyle aynı olayı tekrarlar. Phoebe ayrılmakta kararlıdır. Ancak Clark peşini bırakmaz. Phoebe, Clark'ı sevdiğinden ona karşı zayıftır. Yenilmemeye kendi kendine söz verir. Blossom Sokağı'ndan geçerken örgü kursunu görür ve kayıt yaptırır. Onun da hayatı bu kursla değişecektir.

Yine arkadaşlığın, dostluğun, sevginin, aşkın, ailenin sıcacık anlatıldığı hoş vakit geçireceğiniz, okumaktan keyif alacağınız bir kitap. İyi okumalar. 




16 Haziran 2015 Salı

Hiç Kimse Sıradan Değildir & Markus Zusak (Yorum)

Markus Zusak'Hiç kimse sıradan değildir''kitabını bitirmiş bulunmaktayım.İlk defa bu yazarı okumama rağmen diline bayıldım;sadeliği,konuşma diline yakın olması ayrıca abartıdan uzak dilini çok beğendim; benden artı puan aldı.Tabii bunun dışında kitabın konusunu da es geçmemek lazım.Okurken eğlendiren eğlenirken düşündüren bir roman.Kitabın konusuna gelince;
Ed Kennedy, varoş bir mahallede, leş kokulu, kahve düşkünü ihtiyar köpeği Kapıcı ile yaşıyor. Arkadaşları pintoş Marv, tembel Ritchie ve güzel Audrey ile bankaya gittikleri sıradan bir günde, Ed, beceriksiz bir banka soyguncusunu yakalatmayı beceriyor. O günden sonra hayatı değişecektir Ed'in. Posta kutusunda bir iskambil kartı bulur: Karo Ası. Kartta 3 adres yazılıdır. Bunlar, esrarengiz biri tarafından Ed'e verilecek görevlerin ilk grubudur. Ed adreslerde kimlerin yaşadığını ve görevlerinin ne olduğunu keşfetmek zorundadır.

Bu arada, kapak tasarımını çok beğendim. ''Hiç'' sözcüğünde de iskambil kartlarına vurgu yapılmış, harika detaylar.Hoş benim fark etmem iki günümü aldı ama sonuçta farkettim :)

Kitap genel olarak gerçekten güzeldi, ancak son kısımda bayağı hayal kırıklığı yaşadım. Kartları kimin gönderdiği, bütün bu olayın açıklaması vs. Bana çok havada geldi o kısım, açıklama tatmin edici değildi. Belki de o kişi Ed'i kandırıyordur, açıklamadığı kaynakları vardır.

9 Haziran 2015 Salı

Bir Dilekle Başladı Herşey & Debbie Macomber



Debbie Macomber,klasiği olan bu seri kitap yine aynı şekilde insanı ümitlendirme,umut,insanları mutlu etme adına sıcacık,insanı sarıp sarmalayan bir hikaye ile karşımızda..Yazarımız yine aynı uslupla devam etmekte;tabii bunda çevirmenin payı büyük,çünkü bazı cümleler var ki günlük hayatta hep söylediğimiz cümleler.İçten ve samimi çevrilmiş

Bildiği gibi kitap Blossom sokağında geçiyor; yeni kahramanlar eklenerek hikayemiz devam etmekte.
Hikayemiz, dört dul kadının birlikte sevgililer gününü kutlamasıyla başlamaktadır.Bu dört dul bayan kendisi aralarında yirmi dilek listesi diye birşey ortaya atarlar.Hayatlarında gerçekleştirmek istedikleri şeyleri yazmak isterler. İsterseniz şimdi aramıza yeni katılan bu dört bayanı kısaca tanıyalım :)

~ Anne Marie : Eşini kalp krizinden kaybetmiş ve onun acısını atlatamamış, yalnız yaşayan ve bir kitap dükkanı işleten sıradan bir bayan.

Ellen:Anne Marie'nin ilk başta sadece yemek arkadaşıyken daha sonra Anne Marie'nin onu evlat edinmesiyle kızı olmuştur. 

Barbie:Eşini uçak kazasında kaybetmiş olup iki oğula sahip çok zengin ve güzel bir bayandır. 

Lillie:Barbie'nin annesi.Eşini Barbie'nin eşinin olduğu uçak kazasında kaybetmiştir.Hiç bizr zaman gerçek aşkı bulamamış olup eşi tarafından hep aldatılmıştır. 


Bu dört bayanın arasında bir çok tatsızlık,üzüntü,sevinç geçmiştir aralarında ama asla hiç biri dileklerini yazmamayı unutmamıştır.Aslında baktığımızda hepimizin yapması gereken birşeyi bizim için bu dört bayan yapıyor. Dileklerimizi yazmak.


Ben bu kitabı okuduktan sonra dileklerimi yazmaya başladım.Bir kitabın beni bu kadar etkileyici açıkçası hiç düşünmedim.Kendinizle ilgili ya da yaşantınızla ilgili fazlaca şey bulabileceğiniz bu kitabı eğer benim gibi okumadıysanız hemen okuyun derim. 

Ve dileklerinizi yazmaya başlayın.Kim bilir belki birgün sizinde fark etmeden dilekleriniz tutar. :)


7 Haziran 2015 Pazar

Suflör Donato Carrisi (Kitap Yorumu)



Carrisi'nin cümleleri, daha ilk paragrafta sizi etkisi altına alıp sarhoş ediyor. Karmaşık ve birbirinden ayrı gibi gözüken olayların hepsi, tamamlandığında kusursuzca işlenmiş bir cinayetin portresini gözler önüne seren yapbozun parçaları. 

 Kitap karakterleri usta bir heykeltıraşın elinden çıkmış, üzerinde titizlikle çalışılmış, müthiş bir özen gösterilmiş heykelleri andırıyor. Her biri etrafımızda barınan sıradan insanlar. Hepsinin derisinin altına gömdüğü, gizlemeye çalıştığı karanlık tarafları var. Fakat, hiçbir şey gizli kalmaz. 

 Karakterlerin arasında en mükemmeli katilimiz. Psikolojisini anlamak imkansız. Ne istediğini bilmek olanaksız. Sadece var ve öldürüyor. Cinsiyetine, kimlik bilgilerine, fiziksel özelliklerine dair herhangi bir ipucuna ulaşmak oldukça zor. Mükemmel bir zeka, kusursuzca işlenmiş bir plan, kimsenin anlayamadığı bir amaç, kana susamış bir katil ve olay döngüsünün karmaşıklığı arasında sıkışıp kalan beş küçük kız.

 Karışık olay döngüsü, beş küçük kızın ağaçlar arasındaki bir açıklıkta sol kollarının toprağa gömülü bir şekilde bulunmasıyla başlıyor. Debby. Anneke. Sabine. Melissa. Caroline. En büyükleri on üç yaşında olan bu kurbanların hepsi belli zaman aralıklarında kaçırılmış birbirleriyle alakası yokmuş gibi görünün sıradan kızlar. 
  
 Sayfaları her çevirdiğinizde parmaklarınıza bulaşan heyecan bütün bedeni titretiyor. Sonu çarpıcı bir şekilde bitiyor ve kitabı elinizden bıraktıktan sonra içinizde büyük boşluk oluyor. Size bir tavsiye: Kitabı okurken gerçeği bulmak için boşuna uğraşmayın.

 O sizi bulacak...




13 Mayıs 2015 Çarşamba

30 Yaşındaysanız Hayat Gerçekten Zor / Burçin Çelik (Yorum)

 
  Canınız sıkkın, kafanızı dağıtacak, size neşe verecek bir şeyler okumak ister misiniz? Cevabınız evet mi? Hahh tamam işte bu kitap tam size göre. Neden mi? Hemen anlatayım :)

   Baş karakterimiz Nazlı. Nam0ı diyar (benim ona taktığım isimlerden yalnızca biri) Çatlak Nazlı. Ya sen nasıl bir hatunsun ki kocan seni kendi evinde başka biriyle aldatırken mutfağa geçip kendine kahve yapma özgüvenini edindin. Ya da sen hatunsan biz neyiz? Dimi ama :D Anlayacağınız bizim Nazlı daha ilk dakikalar da öyle bir girdi ki mevzuya ağzım açık okumaya başladım kitabı. Ama onun çatlaklıkları saymakla bitmez. Kocasının aldatması sonucu en akıllıca ilk hareketi onu boşaması oldu. Sonra ne mi yaptı? Üniversiteye geri döndü. Yetmedi herkesin peşinden koştuğu hocasını kendisine aşık etti. Ehh tabi kendide aşık oldu. Gerçi bu adama aşık olunmaz da ne olunur ki. Adam bildiğiniz çikolatalı pasta. Ve biz kadınlar asla çikolatalı pastaya hayır demeyiz.

   Neyse efendim konuyu dağıtmayalım (artık nasıl dağıtmayacaksam) Barış'ın büyük çabaları ve dünya tatlısı Peri sayesinde Nazlı kızımız ikinci kez dünya evine girmeye hak kazandı. Ama hakkını yemeyelim Barış'a az çektirmedi. Barış'ta da sabır varmış hani. Sen bul cillop gibi adamı bir de kendini naza çek. Adının hakkını vermiş kızımız.

   Sanmayın ki kitap evlilikleri ile son buluyor. Tabii ki hayır. Zaten en çok güldüğüm yerlerden birisi de bu bölümlerden sonrasıydı. Nazlı'nın hamileliği, üçüz çocuk doğuracak olması hele ki Barış'ın doğum sırasında düşüp bayılması... Bu satırlar o kadar keyifliydi ki...

   Uzun lafın kısası suratınız da bolca bir sırıtışa sebep olan kitapları sakın es geçmeyin. Hayat onlarla daha kolay ve güzel...

         Alıntı


''Ama çok geçmeden prensi daha iyi tanımaya başlamış Rapunzel… Olmadık yerlerden çıkan kirli çoraplar, kapatılmayan klozet kapakları, egemenliği kaybedilen televizyon kumandası, sürekli açık olan spor kanalları… Derken bulutların üzerindeki yolculukları kaba etlerinin üzerine sertçe düşmeleriyle son buluvermiş.''

12 Mayıs 2015 Salı

Ustam Ve Ben / Elif Şafak ( Yorum)







Kim ne der bilmiyorum ama Elif Şafak’a hayranlığım hiçbir zaman bitmez, her zaman bende aynı duyguyu hissettirir. Araştırma oluşuna ve gerçekten gelenekselin dışında konu başlıklarında yazışına hayranım.

Son kitabı olan ’Ustam ve Ben’i bitirmiş bulunmaktayım. Biraz havada kalan konuların olduğunu düşünsem de bence gayet başarılı bir eserdi. Mimar Sinan ve fil baz Cihan’ın arasında geçenleri anlatan bir roman. Birçok padişah dönemini anlatan bu roman Cihanın gözünden yazılmıştır. Cihan üvey babasından kaçarak bin bir türlü yalanla Osmanlı sarayına sığınmış olup bu arada Mimar Sinan’la tanışmıştır. Osmanlıca kelimelerin fazlaca olmasına rağmen yazma dilini çok beğendim. Olay örgüsü özellikle sonlara doğru heyecan içermeye başlıyor. Mimar Sinan’ın yapmış olduğu köprüler,camiler,hamamlar hakkında en azından yazar ufak bir dipnot yazsaydı bence daha iyi olabilirdir. Bunun dışında roman biraz kurgu olduğundan dolayı Mihrimah ile Cihan’ın aşkı bana pek inandırıcı gelmedi, o yüzden bende pek bir etki yaratmadı, kısacası okumak için okudum o bölümleri. Romanda benim en çok dikkatimi çeken saray dışındaki halkın yaşayışları,sokakları,geçim sıkıntıları hakkında bilgi vermesi güzeldi. Tabii en önemlisi hayvan sevgisi işte o gerçekten romanda ince ince bir nakış gibi işlenmiş. Bir insanın bir hayvan bu kadar sahip çıkması bu kadar onun için önem taşıması gerçekten çok  güzeldi. Yazar bence burada önemli bir konuya parmak basmış, yaratıcılığını kullanmış. Bence bunun meyvesini emin olun almıştır.



Dua etmek ilanı aşk etmektir.Yaradan'a olanı sevdanı açık etmek.
Nedendir açılıvermemiz birdenbire hiç tanımadığımızbir insana?Nedendir dile daha evvel kimselere söylemediklerimizi,başkasına değil de tek ona?Kalbimiz gümüş tepsi içinde ikram edercesine bir yabancıya göstermemize sebep nedir?



26 Nisan 2015 Pazar

5.Kurban / Jane Casey (Yorum)



Uzun bir aradan sonra gerilim – polisiye kitabı okudum. Kitap beni hayal kırıklığına uğrattı desem yalan olmaz herhalde. Genel olarak baktığımızda oldukça vasat bir polisiye idi. Bir çok yerinde gözlerim kapandı. Kapak tasarımı ve çevirmenin yazı dili gayet başarılı; fakat konu çok sırandı açıkçası çok sıkıldım.

Kitabın konusuna gelince; Maeve Kerrigton,çok başarılı ve hırslı bir dedektiftir. Zaten hikaye Maeve ağzından anlatılıyor. Ayrıca bazı bölümlerde yan karakterler Rob ve Louise’in de ağzından anlatılıyor. Olaylar Kelly Staples’a yapılan saldırı ile başlıyor.5.kurban adı gibi 5.kurban olacağı düşünülüyor; fakat Kelly hastanede ikan başka bir cinayet işleniyor. Tüm işaretler basının takmış olduğu Ateşçi lakabını yani asıl katilimizi gösterse de Maeve farklı biri olduğuna inanmaktadır. Araştırmaya başladığında yolu Louise kesişiyor ve olaylar yeni yollara sapmaya başlar. Kitabın ortalarına geldiğinizde pat diye dört cinayeti işleyen katil bulunuyor ve o konu kapanmış oluyor. Sonrasında kalan bölüm ise diğer katilimizin ailesi ve arkadaşlarıyla ilgili olarak geçiyor.

Jane Casey,hikayesine güvenmediği için mi yoksa dikkat çekmek için mi bu şaşırtmalı yolu seçti bilmiyorum ama çok büyük bir strateji hatası olmuş. Bu yüzden kitap bende hayal kırıklığı yarattı.



Burası ölümün yaşayanlara yardım etmekten zevk aldığı yerdir. Syf :115

19 Nisan 2015 Pazar

Beni Bulun / Michelle Knight (Yorum)



   3 kadın ve 11 yıl çeşitli işkencelerle geçen esaret. Okurken çoğu yerde bu kadar da olmaz dedirten bir kitap oldu benim için. Bir insan nasıl bu kar benliğini kaybeder ve başka insanlara nasıl böyle şeyler yapar hala aklım almıyor doğrusu.
   Gerçek yaşananların konu alındığı kitabı. o üç kadından biri olan Michelle yazmış. En çok da eziyete o maruz kalmış. Tecavüzlere, dayaklara, aşağılanmalara ve beş kez çocuğunu düşürmeye nasıl katlanmış aklım almıyor. Gerçekten çok sağlam iradesi varmış. Onun deyimiyle yaşama umudu. Oğlu Joey için.

   Michelle daha çocukluktan başlamış sefalet çekmeye. Kendi ailesi de dahil çeşitli aile üyeleriyle aynı evi paylaşmış hep. Çoğu kez doğru düzgün yatacak yeri bile olmamış. Daha çocuk yaşta akrabasını tecavüzüne uğrayıp, okulda sürekli küçümsenmiş bir kız. Bir ara evden kaçmış ve uyuşturucu satıcılığına başlamış, sırf aç kalmamak için. Sonra babası bulmuş onu. Yine aynı sefalete çekmiş kızı.
   Tam aşık oldum derken kandırıldığını görmüş ve bütün dünyasını karnındaki çocuğuna adamış. Belki kimseden görmediği sevgiyi onda bulur diye. Ama o da alınmış elinde kısa bir süre sonra.
   İş aramaya başlamış ama çaldığı bütün kapılar yüzüne kapanmış. Tam çocuğunu görmek için evden çıktığı bir gün arkadaşının babası tarafından kaçırılmış.

   Kitabı okurken bir çok yerde sahneler gözlerinizin önüne geliyor. Sanki o an ben varmışım gibi. Kabusun ta kendisi gibi. Ama şunu da belirteyim Michalle'in yaşama olan tutkusuna hayran kaldım. Tam bir örnek. Herkes için hem de...

4 Mart 2015 Çarşamba

Uyuyana Kadar / S.J.Watson (Yorum)




Gene bir gerilim polisiye romanını soluksuz okudum.

S.J.Watson'ın ilk romanı ''Uyuyana Kadar'' heyacanla okuduğum bir kitap oldu;bu yüzden Doğan Kitap'a teşekkür etmek istiyorum.

Uyuyana Kadar adlı eserdeki kahramanımız amnezi hastası Christine Lucas,her gün kendini yeni biri olaraka hiç birşey hatırlamadan uyanıyor.Geçmişi,yaşadığı yer,hayatı hakkında hiç birşey hatırlamıyor.Ve bunu hergün kısır döngü gibi yaşadığını düşünün.Gerçekten insan çıldırır.Ve etrafınızdaki insanların özellikle sizinle birlikte her sabah yanınızda kalkan birinin fotoğraflarla size açıklama yaparak geçmişinizi asize tanıtan eşiniz;ancak bir zaman sonra onunda sizden birşeyler sakladığını anlıyorsunuz.

Kitap çalan bir telefon le başlıyor.Kendisini Dr.Nash olarak tanıtan kişi Christine doktoru olduğunu iddia ediyor ve ona günlük tuttuğunu,günlüğün yerini ve ziyarette geleceğini söyler.Gün içerisinde doktoru ile diyalogları kocası ile arasında geçen diyaloglar,sorguladığı gerçekler....

Diğer okuduğum gerilim kitaplarından oldukça farklı bir gerilim kitabı.Sürükleyici,merak uyandırıcı ama en önemlisi umulmayan br sonla nihayete eren.

Eğer sizde farklı bir gerilim kitabı okumak isterseniz edebi kaygınız olmadan okuyabilirsiniz.

3 Mart 2015 Salı

Hayat Dolu Kızlar / Lauren Beukes (Yorum)

   Hafif dozlu gerilim ve fantastik tarzında bir hikaye. Konuyu sevdim mi? Evet. Ama ilk başlarda anlatımdan dolayı kendimi konuya adapte edemedim. Okudukça ve konu ilerledikçe bu sorun da ortadan kalktı. Sayfalar daha rahat birbirini takip etti. Yalnız bazı yerlerde katilin ruh halinin dile getirimi tekrar gibi geldi bana .

    Kapaktan bahsedeyim biraz. Ne konuya tam hakim ne de konunun dışında bir kapak olmuş. Ama baskı kalitesi gerçekten çok iyi. Kitaba dokununca o his anında sizi sarmalıyor. Kalite bakımından gayet başarılı ve kendi ayracı da mevcut.

   Konusu; Harper zaman içerisinde gezinebileceği bir eve sahip katildir. Ama öyle herkesi öldürmek gibi bir amacı yok. Kendince seçtiği bazı kızlar var. Bu kızların ona göre ortak tek bir özellikleri ver hayat dolu olmaları. Onları öldürdüğünde yaşam enerjilerini de almış olacak. Çünkü Ev bunu istiyor.

   Kirby, Harper'ın kızlarından biri ama o tek sağ kalmayı başaran. Harper onu öldürdüğünü düşünüyordu ama Kirby her şeye rağmen hayatta kaldı. Artık yapması gereken tek şey onu öldürmek isteyeni bulmak. Ama bunu tek başına yapamaz. O yüzden eski cinayet muhabiri olan Dan'dan yardım ister. Dan geçmişte yaşadıklarından dolayı ilk başta Kirby'e yardım etmek istemez ama onun inadının da önüne geçemez. İlk başlarda karşılıklı haber vermeye başlarlar birbirlerine. Dan spor haberlerini Kirby'nin üstüne atar. Kirby ise Dan'ın nüfuzundan yararlanmak ister. Sonraları Dan artık tamamen kızdan hoşlanmaya başlar ve Kirby'e yardım eder.

   Kirby ilk başlarda katilin kim olduğunu bilmeden onu büyük bir sabırla arar. Taki Harper Kirby'nin hayatta olduğunu öğrenene kadar. Artık Harper da Kirby'nin peşindedir.

   Güzel kurgulanmış bir hikayeydi. Bazı eksiklikleri de olsa keyifle okunabilecek bir kitap. Hele ki benim gbi bu tarz kitapları seviyoranız okumalısınız.

2 Mart 2015 Pazartesi

Asla Yapma / Koethi Zan (Yorum)

   Bir süredir okumak isteyip de bir türlü okuyamadığım bir kitaptı. Aslına bakarsanız bir de kitabı okumayı erteleyişimin sebebi bazı olumsuz yorumlardı. İyi ki o olumsuzlukları o kadar da uzun soluklu düşünmemişim. Çünkü okuduğuma hiç pişman olmadım Hatta çok keyif aldım.
   Psiko-gerilim türü olan bu kitap tam benlikti. Hem psikolojiye merakım hem de gerilim kitaplarına olan ilgimden dolayı iki kavramın birleşimi bana çok iyi geldi.
   Kapak da konuya gayet uygun olmuş.

   İki kız arkadaşın geçirdikleri bir kaza sonucu 'asla yapma' dedikleri bir liste yapmasıyla başlıyor hikayemiz. Asla başka bir arabaya binme, asla gece dışarıda kalma, asla yabancılara güvenme... diye gidiyor listeleri. Hayatlarını da bu doğrultuda yaşamaya başlıyorlar.
Üniversiteye başladıklarında da bu kurallar geçerli onlar için. Ama bir gün kuralları biraz esnetmek istiyor Sarah ve bir partiye katılıyorlar. Hatta biraz uzun kalıyorlar diyebiliriz. Jennifer huzursuzlanmaya başladı zaman da kendileri için kiraladıkları arabayı şirketten istetiyorlar. Asıl olaylarda burda başlıyor. Arabaya bindikleri ilk dakkalardan itibaren Sarah bir şeylerin ters gitti hissine kapılıyor. Ama bu düşünceye fazla tutunamıyor çünkü hemen uykuya alıyor. Gözlerini açtıklarında kendilerini bir mahzende buluyorlar. Fakat tek değiller. İki kız daha var. Tracy ve Christine. Tracy olayı kendince özetlemeye başlıyor. Sarah'ın bu durumda ilk aklına gelen Jennifer oluyor. Arkadaşı orta görünmüyor. Diğer kızlar bu durumun şans olduğunu söylediğinde ve işler açıklık kazandığında Sarah sonsuz işkence ve bitmek bilmeyen bir esaretin içinde bulur kendini.

   Sarah geçmişe baktığında oradan nasıl kurtulduğunu, yapılan işkenceleri ve kimseye söyleyemedikleini hala unutamamıştır. Hapisten gelen mektuplarda işleri daha da çıkmaza sokuyor onun için. Ama Sarah her şey bir kenara, Jennifer için bazı şeyleri açığa çıkarmak zorunda ve ona bunları yaşatan kişiyi hayatı boyunca hapiste tutmalı. Tabii bu o kadar kolay değildir. Tracy ve Christine'den yardım ister. Tracy ilk başlarda pek yanaşmasa da yardım etmeyi kabul eder. Ama Christine bu duruma yanaşmaz. (tabii şimdilik)

   Araştırma yaptıkça hiç bilmedikleri bir dünyanın içinde bulurlar kendilerini. KDSM içerikli bu şiddet eğilimli dünyada hem geçmişe gidecekler hem de hiç bilmedikleri bir gerçekle daha yüzleşeceklerdir.

   Kitap için yapılmış bir video var. Belki izlemek istersiniz. En azından benim anlatamadıklarımı videoda bulabilirsiniz :)


24 Şubat 2015 Salı

Baştan Çıkarıcı Atıştırmalıklar / Tara Sivec (Yorum)

   Hızla belirteyim ki kitap +18. Zaten yayın evi de kitabın arka açıklama yerinde uyarısını geçmiş.
   Konuya göre güzel bir kapak olmuş. Hani biraz düşününce sanırım iyi bir seçim demeliyim.

   Claire kendi kendine sürekli 'asla çocuk sahibi olmayacağım' naraları atan bir kızdır. Neden mi? Kedi beslemenin çocuk beslemekten daha kolay olacağına inanıyor ve bir de işin kadınsal yönleri kafasında dans ediyor. Size Cleire'in aklındaki düşüncelerin vajina dolaylarında dans ettiğini söylersem konuya yabancı kalmazsınız en azından. Çünkü fazla detaya girmeyeceğim. :D
   Claire'in en yakın arkadaşı Liz, sürekli onun bekaretinden yakınır ve bir gün Claire bu işin sonuca varmasını sağlar. İşte burası tam bir komedi. Çünkü Claire tek gecelik bir ilişki sonucu, sabah uyanır uyanmaz adamın yanından kaçar ve bir müddet sonra hamile olduğunu anlar. O satırları okurken Claire'e 'Ne oldu yavrum, hayat tam da hayal ettiğin gibi ilerliyor değil mi?' diye lafı yapıştırdım. Tabii o beni duymadı bile :D

   Carter sabah uyandığında, yanında dün geceki o çikolata kokulu kızı bulacağını sanarak gözlerini açtı. Ahh büyük hayal kırıklığı. Hani kız nerde Carter? Tabii ki kaçtı. Kitapta en eğlendiğim bölümlerden biri de Carter'ın yatakta kendinin tek başına olduğunu anladıktan sonraki beş dakika. Aklıma geldikçe hala gülüyorum. Neyse Carter o malum anları atlattıktan sonra Claire bulmak istedi. Hakkını yememek gerek. Tabii Claire de onu baya bir aradı. Tek sorun birbirlerinin simlerini dahi bilmiyorlardı.

   Beş yıl sonra hiç beklemedikleri bir anda karşılaştıklarında bu onlar için büyük bir şok olsa da artık ikisinin ortak bir noktası var. Gavin. Yani oğulları. İlk başlarda ne kadar da birbirlerini zorlamış gibi yapsalar da çok geçmeden aile olmaya başlıyorlar.

   Kitap da küfür ve cinsel içerik çokta olsa yazar aile bağı, arkadaşlık, aşk kavramlarını güzel işlemiş. Az biraz da anlarım biçimi Pucca vari geldi.

   Eğer küfür ve cinsel terimlerden dolayı rahatsızlık duymazsanız bolca gülüp eğleneceğiniz bir kitap olacaktır sizin için. Ve kitabımız burada da bitmiyor. 3 kitaplık bir seri bizi bekliyor. Bu da demek ki bu çılgın aile ile daha işimiz bitmedi :D

18 Şubat 2015 Çarşamba

Masum Koza / Özge Erkin (Yorum)


Ve sen deniz gözlü yalvaracaksın bana!...

   Dedi ve beni anında kitaba bağladı. Nasıl anlatsam. Ne desem bilemiyorum ama bu kitabı okuduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. Konusu, işleyişi, anlatımı, duygu yoğunlu.... daha geri kalan her şeyiyle çok iyiydi. Kapak zaten ilk gördüğüm anda okumama sebebiyet oldu. Eğer bir gün biri çıkıp bana bir yazarın kalemini bu kadar beğeneceğimi söyleseydi ona çok gülerdim açıkçası. Ama işte öyle erkenden demir almamak gerekirmiş. İnsan biraz denizin ona ne sunacağını beklemeliymiş. Sanırım bana da olan buydu...

   Hayal üvey babasının 12 yaşından 16 yaşına kadar ona tecavüz etmesi sonucu artık hiç bir erkeğe kalbini açamıyordu. Her erkek onun için geçmişin bir intikamıydı. Taa ki karşısına Poyraz çıkana kadar. Ona içinde dizginlenemeyen bir bağla bağlanana kadar. Poyraz ise; O doğduğu gün ölen annesinin acısını içinde taşıdığı andan itibaren hayatına bir kadın almayı bir an bile aklına getirmemişti. Ama hayat karşısına en güzelini, Hayal'i çıkardı. Poyraz'ın tez eksiği içindekileri diline getirememesi oldu ilk anlar. Ama Hayal öylemiydi. O'nun kirli bir geçmişi, inkar edilemez acıları vardı.
   Poyraz'ın Hayal'e olan duygularının eminliliğinden sonra artık geri dönülmez bir yola girdiler. Çünkü Hayal için her ince bir çizgiden ibaretti. Ta ki onun kapısına kendi ayaklarıyla gelene kadar. O andan sonra Poyraz onu hiç bırakmayacağını anlamış, Hayal de onsuz yaşayamazdı. Aşk güzel şey... Ama öncesinde acı yaşanmalı...

   Kitabın ilk yarısından sonra olaylara bütün hakimiyetiyle el koyan bir karakter oldu. Devran. Ben ona lakabıyla hitap istiyorum, yani Destan. Adı gibi destan bir adam. Aşık olunası, gözü kapalı ölünesi. Her şeyiyle sahip olunası. Hayal için hiç olmayan abisi.. Onu öyle güzel sahiplenip, öyle güzel koruyor ki keşke diyorsunuz kitap karakteri de olsa o koruduğu ben olsam. Hayal için her an yakıp yıkmaya hazır bir adam. Çünkü onu ölen kızı yerine koymuş. Bir yan karakter ancak bu kadar sevilir. Hani kitap hayal ve Poyraz döngüsünde olabilir ama bana bıraksanız size sabaha kadar Destan'dan bahsederim.

   Bu kitabı okuyun. Bir çocuğun masumiyetinin nasıl elinden alındığını, yaşadıklarıyla nasıl kendini zehirle beslediğini ve bu zehrin nasıl bir aşka dönüştüğüne şahit olun. Ve kitapta bütün adı geçen karakterlerin hikayelerine az da olsa tanıklık edin. İçiniz ezilsin, üzülün, kahredin, sinirlenin, kızın, gülümseyin ve sonunda onlar adına mutlu olun...

Not: Kitapta ki müzikleri asla es geçmeyin. Kitabın sonunda ne kadar yerinde seçimler olduğunu anlayacaksınız.


15 Şubat 2015 Pazar

Sevgi Uğruna Yaptıklarımız / Kristin Hannah (Yorum)


Yürekleri burkan,bizi hem duygulandıran hemde sevindiren yazarımız Kristin Hannah'ın Sevgi Uğruna Yaptıklarımız kitabını bitirdim.Yazarımız gene harikaydı gene beni benden alıp götürdü.Yeri geldi hüzünlendim,yeri geldi heyecanladım,yeri geldi güldüm,yeri geldi kızdım hem de çok kızdım.

Kitaba başladığımda konuya hemen adapte oldum,beni asıl heyecanlandıran asıl iki acılı kadın arasındaki ilişkiydi.Kitapta geçenler bilindik konular gerçek hayatta da oluyor ama yazarım öyle bir anlatmış ki ağzım açık okudum.


Konusuna gelince;Bir türlü çocuk sahibi olamayan Angie ile erken yaşta hamile kalan Lauren'in hikayesini anlatıyor.

Angie,çocuk problemi yüzünden eşinden ayrılmış,ailesinin yanına West End'de taşınmıştır.Aile restoranının başına geçen Angie bir şekilde hayatına yoluna koymaya çalışmaktadır. Lauren ise okulda başarılı biridir fakat alkolik annesi tarafından hep bir hata olarak görülmüş en sonunda annesinin kendisini terk etmesiyle yapayanlız kalmış,hayatında gerçekten sevdiği tek insandan hamile olduğunu henüz öğrenmiş çaresiz bir genç kızdır. Tesadüfler bir şekilde bu iki insanın yollarının kesişmesine neden olur.Ancak büyüyen bu dostluk,doğacak bir bebek ile ciddi şekilde sınanacaktır.Ve hayat iki kadına anneliğin ya da anne olma ihtimalinin insanlara hangi kararları aldırabileceğini üzücü de olsa gösterecek.

İtalyan asıllı ailenin koşuşturmacalı  hayatın ve aralarında geçen komik diyaloglar bana gerçekten çok keyif verdi.Eğer okumadıysanız alın ve hemen okumaya başlayın. :)

Alıntılar:


Bazı kayıplar insanı derinden etkilerdi ve o yaranın bütünüyle kapanması için gereken zaman bir ömre sığmayacak kadar uzundu.
İçinde çok büyük bir sevgi var.Onu sürekli orada tutmaya çalışmak acı veriyor olmalı. 




14 Şubat 2015 Cumartesi

Kafamda Bir Tuhaflık / Orhan Pamuk (Yorum)



İş değişikliği,sınavdı,okuldu derken kitabı daha yeni bitirebildim.O yüzden sizlerden özür diliyorum :))

Orhan Pamuk'a hep bir antipatim vardı,hiç bir zaman ısınamamıştım ben bu adama.Hayır aklınıza gelen siyasi nedenler dolayı değil dışarıdan duyduğum ''kelimeleri çok uzun,gereksizdi'' cümlelerinden dolayı okumak istemedim. Ta ki iş yerindeki patronum bana Masumiyet Müzesini verip okuyuncaya kadar; ve böylelikle Orhan Pamuk'la tanışmamız gerçekleşti.İnanın ben yazarın dilini,yazısını,kurgusunu çok beğendim.O yüzden Kafamda Bir Tuhaflık kitabı çıkar çıkmaz alıp okudum.Yazar,gene mükemmel bir kurguyla karşımıza çıktı.Belki size çok basit gelecek ama kendinize,çocukluğunuza ait o kadar çok şey okuyacaksınız ki...

Kitabın konusuna gelince;Mevlut, İstanbul’da hayata tutunmaya çalışan ve çeşitli işlerde çalışan basit bir vatandaştır. Bozacı olarak bilinen Mevlut aslında pilavcılıktan, otopark bekçiliğine kadar dönemsel olarak birçok farklı işte çalışmıştır. Bir taraftan hayatına devam ederken diğer taraftan çevresinde yaşanan değişimlere de tanıklık eder. İstanbul şehrinin değişmesini, insanların zenginleşip fakirleşmesini, politik çıkarların getirdiği yıkımları derken kendisinin bunun tam olarak neresinde olduğunu sorgular ve kendisindeki tuhaflığın nedenini sorgular.
Mevlut’un bir de üç yıldır mektuplaştığı bir sevgilisi vardır. Sevgilisini hiç görmemiştir ama ona mektup yazıp aşkını kalbinde sıcak tutmayı da başarmıştır. Her gün yaşananların ardından en büyük merakı ise sevgilisinin tam olarak kim olduğunu öğrenmektir. 

Orhan Pamuk’un değimi ile kendisi Kafamda Bir Tuhaflık kitabı üzerinde tam 6 yıl çalışmış. 1969 yılından 2012 yılına kadar olan zaman diliminde Türk insanının ve İstanbul halkının yaşamlarını farklı bir şekilde okurlarına sunuyor. Bir taraftan aşkın sıcaklığı ile içinizi ısıtırken, diğer taraftan toplum içinde yaşananlar ile içinizi burkuyor.


Alıntılar:


Aslında en iyi aşk, değil tanımak, hiç görmediğin kişiye duyulan aşktır.Körler iyi aşık olurlar mesela. 
                                                 

12 Şubat 2015 Perşembe

Gölgeler / Paula Weston (Yorum)

   Fantastik okumayı seviyor musunuz? Melekler, düşmüş melekler, iblisler, zebaniler, Refaim... ne ararsanız bu kitapta. Hatta daha fazlası bile var. Bir kere olaylar ilk sayfalardan başlıyor. Daha siz 'Hopp ne oluyor!' demeden bakmışsınız ki sayfalar ardı ardını kovalıyor. Bir ara kendimi 'yavaş yaşayın biraz' derken bulmuş olabilirim :D

  Kapaktan bahsedelim biraz. Ben kapağı sevdim. Hatta diğer kapaklara da bakındım. Ama yok bizim kapak bence daha güzel. Buradan tasarımcıya 'teşekkürler, güzel kapaktı' notumu ileteyim. Bakı kalitesi de gayet başarılı buldum bir yayın evi ne yalan söyleyeyim. Sayfa düzeni, punto felan insana okurken hiç zorluk yaşatmıyor, aksine kolaylık sağlıyor. Bir de ayraç var tabii. Ülkemizde bazı yayınevlerini bu konuda çok başarılı buluyorum. Yabancı Yayınları da bunlardan birisidir. Hem kitapla çok uyumlu hemde dikkat çekici. Hele benim gibi ayraç takıntınız varsa :D

   Az bira konuya değinelim ne dersiniz? Abartırsam dur yeter deyin veya gerisini okumayın.Tabii kitabı okumadıysanız...
   Gabe ikiz kardeşini bir kaza esnasında kaybeder ve onun yasıyla yaşamaya alışmaya başlar. Ehh artık ne kadar alışabilirse. Ama bir gün Rafa çıkagelir ve her şey çok farklı olmaya başlar. Gabe'in bütün anılarının hepsi -ki büyük ihtimal hepsi- aslında var olmayan bir hayatının ürünüdür. Artık başlarına her ne geldiyse biri gerçekte yaşadığı bütün hayatını hafızasından silmiş ve yerini sahte anılarla doldurmuştur. Rafa'in Gabe bulmasıyla bazı taşlar yerine oturmaya başlayacak ama bu tabii ki hem zaman alacak hem de baya bir karmaşık olaylar yaşamasına sebep olacaktır. Mesela Gabe hem kendinin kim olduğunu bilmiyor, hem de sürekli etrafında her an yeni biri buluyor ve kimseyi hatırlamıyor.

   Kitapta herkes her an size hem çekici hem de çok itici gelebilir Yani iki dakika önce kötü diye okuyup gıcık olduğunuz kişi iki dakika sonra gözünüzde farklı şekillenecektir. Ben bunu sürekli yaşadım mesela.Hele ki Malachi. Onu nasıl bir kefeye koyacağımı çok şaşırdım. Az önce pislik dediğim adamı az sonra sevmeye başlamam sanırım bende bir sorun olduğunu gösteriyor. Değil mi :) Ya da yazar işini iyi biliyor.

   Ahh yine çok konuştum sanırım. Ama şunu da eklemeden yorumu bitirmeyeyim. Kitabımız seridir ve yazar öyle bir yerde son vermiş ki kitabın sonuna yazılan teşekkür notunu ben hikaye devam ediyor sanaraktan okumaya başladım bir an. Tabii jeton sonradan düştü. Hepsi yazarın ve yayın evinin suçu. Biri yazıp diğeri basmasaydı bende bu hale düşmezdim. :))

   Son olarak; okuyun efenim, bu seri kaçmaz :D



1 Şubat 2015 Pazar

Hissiz / Lemariz Müjde Albayrak (Yorum)

   İlk önce size biraz kapaktan bahsedeyim. Neden mi? Kapak kalitesi benim için önemlidir. Bu kitapta da kapağın hakkını vermişler ne yalan diyeyim. Kitabı elinize aldığınız zaman hissedebiliyorsunuz bunu. Ama şunu da belirteyim, ben historical hariç diğer kapaklarda insan figürlerinin kullanılmasına artık karşıyım. O kadar çok ki bu tarz kapaklar, biraz farklılaşmalı diyorum. Hiç kullanılmasın demiyorum ama baya bir azaltılmalı.

   Konuya da değinecek olursak; Alexandre yakışıklı, zengin, zeki, elde edilemez ve bir o kadar da duygusuz, acımasız ve hissiz...

   Heaven, yaşadığı trajik bir kaza sonucu kendi suskunluğa mahkum eden bir kız. Ama bu suskunluk insanları ondan uzak tutacağına daha da yakınlaştırıyor. Hele ki erkekleri...

   Alexandre, Heaven ile göz göze geldiği ilk andan itibaren bir şeylerin değiştiğinin farkındaydı, yalnız bunu bir türlü kabul edemiyordu. Heaven ile ne zaman yanyana gelseler aralarındaki çekim karşı konulamaz bir tutkuyla alevleniyor, ikisi de bu alevde tutuşmamak için çabalıyorlardı. Ama aşk kendini gösterdiği zaman her iki tarafta yanmaya mahkumdur.
   Alexandre geçmişte yaşadıkları, içinde ki öfke ve kadınlara olan kini bu aşkı yaşamasına fırsat tanımayacak mı? Yoksa Heaven bu adamı her şeye rağmen aşka ikna edebilecek mi?
 
   Yazarın bildiğim kadarıyla ilk kitabıydı. Bazı yerlerde ufak ayrıntılar dışında gayet akıcı bir konu yakaladığını belirtmeliyim. Okurken keyif alacağınız güzel ve akıcı bir hikaye. Şimdiden herkese keyifli okumalar dilerim.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...