Sayfalar

Sürükleyici Roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sürükleyici Roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Haziran 2015 Salı

Hiç Kimse Sıradan Değildir & Markus Zusak (Yorum)

Markus Zusak'Hiç kimse sıradan değildir''kitabını bitirmiş bulunmaktayım.İlk defa bu yazarı okumama rağmen diline bayıldım;sadeliği,konuşma diline yakın olması ayrıca abartıdan uzak dilini çok beğendim; benden artı puan aldı.Tabii bunun dışında kitabın konusunu da es geçmemek lazım.Okurken eğlendiren eğlenirken düşündüren bir roman.Kitabın konusuna gelince;
Ed Kennedy, varoş bir mahallede, leş kokulu, kahve düşkünü ihtiyar köpeği Kapıcı ile yaşıyor. Arkadaşları pintoş Marv, tembel Ritchie ve güzel Audrey ile bankaya gittikleri sıradan bir günde, Ed, beceriksiz bir banka soyguncusunu yakalatmayı beceriyor. O günden sonra hayatı değişecektir Ed'in. Posta kutusunda bir iskambil kartı bulur: Karo Ası. Kartta 3 adres yazılıdır. Bunlar, esrarengiz biri tarafından Ed'e verilecek görevlerin ilk grubudur. Ed adreslerde kimlerin yaşadığını ve görevlerinin ne olduğunu keşfetmek zorundadır.

Bu arada, kapak tasarımını çok beğendim. ''Hiç'' sözcüğünde de iskambil kartlarına vurgu yapılmış, harika detaylar.Hoş benim fark etmem iki günümü aldı ama sonuçta farkettim :)

Kitap genel olarak gerçekten güzeldi, ancak son kısımda bayağı hayal kırıklığı yaşadım. Kartları kimin gönderdiği, bütün bu olayın açıklaması vs. Bana çok havada geldi o kısım, açıklama tatmin edici değildi. Belki de o kişi Ed'i kandırıyordur, açıklamadığı kaynakları vardır.

29 Aralık 2014 Pazartesi

Gerçek Renkler / Kristin Hannah (Yorum)



                                                   Orjinal Adı: True Colours
                                                           Sayfa Sayısı: 508
                                                   Yayınevi: Pegasus Yayınevi
                                                      Yazar: Kristin Hannah
                                                      Goodreads Puanı: 3.86


   Kristin Hannah'la tanışmam açıkçası Ateşböceği Yolu ile oldu ve iyiki de oldu.Hatta kendime bile kızdım.''Niye bu kadar geç kaldım?'' diye, ama zararın neresinden dönersen kar kardır. :)

   Yazarın üçüncü kitabı Gerçekler Renkler'i bitirdim. Ama bir şey belirtmek isterim,belki benimle aynı fikirde olmayabilirsiniz ama ben daha önceki okuduğum iki kitabındaki (Ateşböceği yolu ve Kış Bahçesi) tadı alamadım. Evet, kitap kendi gerçekten çok güzel bir şekilde okutturuyor, bu da sanırım yazarımızın püf noktası. Yazarın anlatımı, hayal gücü ve kurgusu gerçekten çok güzel fakat çevirmen çok iyi çevirememiş kendinden eklediği cümleler çok olmuş, bu da nazar boncuğu olsun Pegasus'un.

   Gelgelelim konusuna kitabın; Vivi Ann, Winona, Aurora çiftlikte büyüyen üç kız kardeştir. Küçük yaşta annelerini kaybeden bu kızlar birbirlerine daha da bağlanmıştır. Winona, ailenin en zekisi olup avukat olmuştur. Water Edge, yani çiftliğin hukuksal ve mali işlemleriyle ilgileniyor. Aurora, ailenin ikincisi kendi halindedir. Richard adlı bir doktorla evlenip iki çocuk annesidir. Vivi Ann, ailenin gözbebeğidir. Her zaman babasının desteğini alan Vivi Ann, Water Edge elinde tutmak için herşeyi yapmaya hazırdır. Kasabaya gelen kızıldereli Dallas hayatlarına girene ve Vivi Ann ona aşık oluncaya kadar herşey artı ve eksileriyle devam etmekteydi. İlk önce bu ilişkiye Winona, daha sonra Harry (evin babası) karşı çıkmıştır. Fakat Vivi Ann ve Dallas hiç kimseyi dinlemeyip aşklarına devam etmiştir.Fakat bu aşkla birlikte bir çok felaket onları takip etmiştir.

   Kitapta yaşanan maceralardan, aşk, nefret, ihanet, intikam, sevgi, aile bağlılığı,kardeş kavgası yani hayatın bize getirmiş olduğu yaşanması gereken ya da yaşanması muhtemel olan her şey var. Bu kitap aynı zamanda sadece kardeşler arasındaki ilişkiyi değil, aile olma hissini taşıyan herkesin okuması gereken bir roman.

19 Aralık 2014 Cuma

Marslı, Andy Weir [Kitap Yorumu]


Çok güzeldi kardeşiiim!

Heyecandan ne tırnakta oje kaldı, ne de tırnak. Kitap bittiğinde, iki parmağımın da aynı anda ağzımın içinde olduğunu yeni fark ettim. :)):)) [Kabul ediyorum; rezillik]
Tanrım. Tanrım. Tanrım. Çok iyiydi!

Bilim - kurgu türünde bir çok kitap olabilir ama ''Marslı'' konusuyla, çok sağlam bir şekilde eşsizler arasındaki yerini alıyor. Daha önce ne böyle bir kitap okudum ne de böyle bir konu duydum. Yazarın kalemi de oldukça başarılıydı.
Söylesenize; bu kitabı nasıl beğenmeyeyim? Elimden düşüremedim yahu.

Gerilim dolu, eğlenceli ve sürükleyiciydi...

2014'ün en iyi bilim - kurgu romanı seçilmesine hiç ama hiç şaşırmadım. Ayrıca bu kitabın İthaki Yayınları'ndan çıkmasına da çok sevindim. İçeriği kadar görünüşü de kaliteli bir kitaptı. Hele hele ben o kapak görseline bayıldım! Üstelik kapak fotoğrafı NASA'ya aitmiş. Kitabı okuduktan sonra baktım, görünce kahkahayı patlattım. [ Kitabı okumadan beni anlayamazsınız canım. Hıh B-) ] Çünkü kitabın konusu bizler için, bizler derken astronot olmayanlardan bahsediyorum... gerçekten olmuş ya da olabilecek gibiydi. Bir an durdum, kitabın sağına soluna bakıyorum; 'yaşanmış olaydır' yazısı var mı diye. Sonra saçmalama Ceren dedim. Bu olay gerçekten yaşanmış olsa, Dünya'da duyup, bilmeyen kalmazdı.

Var ya bu kitabın film uyarlaması tek kelimeyle olağanüstü olacak. Vizyona girmesini sabırsızlıkla bekliyorum. [25 Kasım 2015'de]

İki gündür ''Marslı'' aklımı başımdan aldı. 

Gelelim konusuna:
Ben aslında bir kitabı araştırıp, en ince ayrıntısına kadar içeriğini öğrenmeyi bırak, arka kapak yazısını bile okumam. Bilmeden başlayınca, daha heyecanlı oluyor. O yüzden söz, Marslı kitabından tek bir spoi bile vermeyeceğim. [ Bunun için nasıl kendimi tutmam gerekecek biliyor musunuz? Spoi almak kötüdür ama vermek çok eğlencelidir. :)) ] ... Evet:

Altı astronot, NASA tarafından keşif ve bilimsel amaçlı Mars'a yollanırlar. Sadece Mars'a gidiş bile, uzay gemisinde geçen bir on yedi aya falan denk geliyor. Gidiş, dönüş, Mars'ta geçen süre; milyar dolarlar demek...
Her neyse... Mars'a başarılı bir şekilde iniyorlar. Fakat bir anda olaylar gelişiyor. Fırtına sonucu, Mark'ın GDF kıyafetini, bir anten deliyor. Kıyafetin bütün yaşamsal göstergeleri sapıtıyor. O kadar bir an da oluyor ki, hepsi Mark'ın öldüğünü zannediyorlar. Fırtına sebebiyle acil Dünya'ya doğru kalkışta yapmaları lazım... Eee onlar da, Mark'ı öldü sanıp mekiği kalkışa geçiriyorlar.

Mars'ta bir insan. Dünya'dan kimsenin haberi yok... Su yok, yiyecek yok, hava yok. Atmosfer, basınç bile yok.

Ben o dakika ölmüştüm... Hiç acaba ben ne yapardım, nasıl yapardım diye düşünmedim. ''Aha, ben öldüm.'' Dedim. Bu kadar. :)) Fakat Mark'ta zeka var, inanç var ve etrafındaki milyar dolarlık aletleri kullanabilecek mühendislik yeteneği var.
Sidiği suya(H2O) çevirebilen bir makinesi, Yakıtın Hidrojen'ini(H) alıp, Oksijen(o2) ile birleştirip su elde edebilecek zeka ve daha da önemlisi yeteneği var. Var yani! Aklınıza geldi diyelim, kim becerebilir? Ki ben aklıma gelemeyecek o kadar çok şey okudum ki, nefesim kesildi! Hayretler içinde soludum resmen kitabı.
Yanında getirdiği Dünya toprağı ile patatesler sayesinde, Mars'ta tarla sahibi oluyor ya! Dünya toprağını, dışkısı ve Mars toprağı ile birleştirip bakterileri elde ediyor. Patatesleri ek, kısıtlı suyunu oraya harcayabilmek için kendini ikna et. Ve hiç bir makine bozulmadığı sürece... 4 yıl boyunca Ares 4'ü Mars'ta bekle.

Yemek tarifi verirmiş gibi oldum ama, aslında bu Mars'ta nasıl hayatta kalınacağının tarifi. :)):))

Bir çok şanssızlık yaşasa da [ki buna şanssızlıktan ziyade kabus demek lazım], iyi şeyler de olmuyor değil. NASA iki ayın ardından, uydular sayesinde onun sağ kaldığını anlıyorlar. Bütün Dünya bu haberle çalkalanıyor. O sırada Ares 3 yani Mark'ın ekibi hala uzay gemisinde, Dünya'ya dönüş yolculuğundalar.
NASA kısa sürede, gene milyarlar harcayarak basit bir mekik inşa ediyor. Mark, Ares 4'e kadar dayansın diye Uzay'a ikmal yollayacaklar. Fakat kalkış sırasında, mekik parçalanıyor. Bu olaydan sonra, Ares 3 NASA'dan habersiz gemiyi geri Mars'a döndürüyorlar! Şimdi ne var bunda diyebilirsiniz. Fakat Uzay gemisi üç yüz günlük yolculuk içinse onlar sekiz yüz güne çıkardılar. Ölmeleri muhtemel...

Şu astronotların hepsi de çılgın arkadaşım! :)):))

Bir sorun daha var. Mekik Mars'a iniş yapamaz. Mark'ı yukarıdan almaları lazım. Uzay boşluğundan... Mark'ın kendini yukarı fırlatması için gereken makine; MTA üç bin küsur kilometre uzakta. Mars'ta araba kullanmak mı dedi birisi? Yüz gün bir arabanın içinde kalmayı dene. Ama ah! Arabanın dışında hiç bir yerde soluyabileceği oksijen yok! Dışarıda hava -67'lerde... [Ben şu zamana kadar hayatta kalabilseydim şu nokta da ölürdüm ama Mark bu yahu! O başarır!]  Başarıyor da... Bu noktadan sonra Dünya'da işin içine yardım amaçlı Çin bile giriyor. Çin, Amerika ve NASA. Güzel bir birleşim. Yazardan bunu beklemiyordum açıkçası, hoş bir nokta olmuş. :))

Sonra ne mi oluyor? MTA çok ağır. Kendini nasıl fırlatacak? Mark, gereksiz bir çok aleti [başka nasıl ifade edeyim bilemedim.] MTA'dan söküyor. Bunlardan biri de gövdenin ön kısmı ve pencereler. O söktüğü yeri bir branda ile kapatıyor. Bir BRANDA! Bez parçası! BEZ! Kendinizi bir branda ile korunan, kocaman bir patlamanın içinde son hız uzaya fırlattığınızı düşünebiliyor musunuz? İşte ben o ara bir kaç tırnağımdan daha oluyordum!
Fırlatmadan önce Mark diyor ki; ''Zamanı gelmişti anasını satayım.'' Ben de cevaben şunu dedim; ''Sen gebermezsen ben heyecandan gebereceğim anasını satayım.''
:)):)):))

Sonra... Benden bu kadar. Merak eden alsın, okusun. :)):)):))

Can-ı gönülden tavsiye ederim!



LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...