Sayfalar

pegasus yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pegasus yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Haziran 2015 Pazar

Suflör Donato Carrisi (Kitap Yorumu)



Carrisi'nin cümleleri, daha ilk paragrafta sizi etkisi altına alıp sarhoş ediyor. Karmaşık ve birbirinden ayrı gibi gözüken olayların hepsi, tamamlandığında kusursuzca işlenmiş bir cinayetin portresini gözler önüne seren yapbozun parçaları. 

 Kitap karakterleri usta bir heykeltıraşın elinden çıkmış, üzerinde titizlikle çalışılmış, müthiş bir özen gösterilmiş heykelleri andırıyor. Her biri etrafımızda barınan sıradan insanlar. Hepsinin derisinin altına gömdüğü, gizlemeye çalıştığı karanlık tarafları var. Fakat, hiçbir şey gizli kalmaz. 

 Karakterlerin arasında en mükemmeli katilimiz. Psikolojisini anlamak imkansız. Ne istediğini bilmek olanaksız. Sadece var ve öldürüyor. Cinsiyetine, kimlik bilgilerine, fiziksel özelliklerine dair herhangi bir ipucuna ulaşmak oldukça zor. Mükemmel bir zeka, kusursuzca işlenmiş bir plan, kimsenin anlayamadığı bir amaç, kana susamış bir katil ve olay döngüsünün karmaşıklığı arasında sıkışıp kalan beş küçük kız.

 Karışık olay döngüsü, beş küçük kızın ağaçlar arasındaki bir açıklıkta sol kollarının toprağa gömülü bir şekilde bulunmasıyla başlıyor. Debby. Anneke. Sabine. Melissa. Caroline. En büyükleri on üç yaşında olan bu kurbanların hepsi belli zaman aralıklarında kaçırılmış birbirleriyle alakası yokmuş gibi görünün sıradan kızlar. 
  
 Sayfaları her çevirdiğinizde parmaklarınıza bulaşan heyecan bütün bedeni titretiyor. Sonu çarpıcı bir şekilde bitiyor ve kitabı elinizden bıraktıktan sonra içinizde büyük boşluk oluyor. Size bir tavsiye: Kitabı okurken gerçeği bulmak için boşuna uğraşmayın.

 O sizi bulacak...




15 Şubat 2015 Pazar

Sevgi Uğruna Yaptıklarımız / Kristin Hannah (Yorum)


Yürekleri burkan,bizi hem duygulandıran hemde sevindiren yazarımız Kristin Hannah'ın Sevgi Uğruna Yaptıklarımız kitabını bitirdim.Yazarımız gene harikaydı gene beni benden alıp götürdü.Yeri geldi hüzünlendim,yeri geldi heyecanladım,yeri geldi güldüm,yeri geldi kızdım hem de çok kızdım.

Kitaba başladığımda konuya hemen adapte oldum,beni asıl heyecanlandıran asıl iki acılı kadın arasındaki ilişkiydi.Kitapta geçenler bilindik konular gerçek hayatta da oluyor ama yazarım öyle bir anlatmış ki ağzım açık okudum.


Konusuna gelince;Bir türlü çocuk sahibi olamayan Angie ile erken yaşta hamile kalan Lauren'in hikayesini anlatıyor.

Angie,çocuk problemi yüzünden eşinden ayrılmış,ailesinin yanına West End'de taşınmıştır.Aile restoranının başına geçen Angie bir şekilde hayatına yoluna koymaya çalışmaktadır. Lauren ise okulda başarılı biridir fakat alkolik annesi tarafından hep bir hata olarak görülmüş en sonunda annesinin kendisini terk etmesiyle yapayanlız kalmış,hayatında gerçekten sevdiği tek insandan hamile olduğunu henüz öğrenmiş çaresiz bir genç kızdır. Tesadüfler bir şekilde bu iki insanın yollarının kesişmesine neden olur.Ancak büyüyen bu dostluk,doğacak bir bebek ile ciddi şekilde sınanacaktır.Ve hayat iki kadına anneliğin ya da anne olma ihtimalinin insanlara hangi kararları aldırabileceğini üzücü de olsa gösterecek.

İtalyan asıllı ailenin koşuşturmacalı  hayatın ve aralarında geçen komik diyaloglar bana gerçekten çok keyif verdi.Eğer okumadıysanız alın ve hemen okumaya başlayın. :)

Alıntılar:


Bazı kayıplar insanı derinden etkilerdi ve o yaranın bütünüyle kapanması için gereken zaman bir ömre sığmayacak kadar uzundu.
İçinde çok büyük bir sevgi var.Onu sürekli orada tutmaya çalışmak acı veriyor olmalı. 




9 Ocak 2015 Cuma

Telepati / Leonardo Patrignani (Yorum)

   2015 uğurlu geldi galiba. Çok iyi kitaplarla başladım. Ama bu kitap başkaydı. Bir gecede okuttu kendini. İstesem de elimden bırakamadım. Serinin devam kitapları olsa sanırım ara vermeden onları da okurdum. Genelde genç-yetişkin kitaplar pek bana hitap etmez ama bu kitap çok güzeldi. Goodreads puanı biraz düşük verilmiş. Neden acaba? Bana göre dörtten aşağı olmamalı.

   Kapağa değinecek olursak, konuya çok uygun olduğunu düşünüyorum. Baskı kalitesi felan gayet güzeldi. Zaten yayınevi bu konularda baya bir özenli.

   Şimdide konuya biraz değinelim; Jenny ve Alex uzun zamandır zihinsel iletişimle birbiri ile konuşan iki genç. Ama tabii ikisi de birbirinin varlıklarını bir türlü kabul edemiyor. Daha doğrusu inanmak istemiyorlar. En çok da Jenny. Alex bu konuya daha inançlı yaklaşıyor. Hatta bir gün Jenny'e nerde yaşadığını soruyor ve onu görmek için bir buluşma ayarlıyorlar. İkisi de buluşma yerine geliyorlar ve aynı noktada duruyorlar. Tek sorun birbirlerini görememeleri. Onların bu durumuna çoklu evren deniyor. -Bu çoklu evren teorisini okurken biraz aklınız karışabilir ama sonraları yani konu ilerledikçe her şey anlaşılır bir hal kazanıyor.- Çoklu evrende olduklarını da Alex'in dahi arkadaşı Marco sayesinde anlıyorlar. Bazı araştırmalar sonucunda ise zihinsel boyut değiştirdiklerinin farkına varıyorlar. Alex bu geçişi Jenny ile buluşmak için gerçekleştiriyor ve ilk karşılaşmaları da o zaman oluyor. İlk kez karşılaşmalarına rağmen hemen birbirlerini tanıyorlar ve sanki hep tanırmışcasına sarılıyorlar. O an etraflarında ki her şey duruyor, onlardan da bir ışık saçılıyor. İnsanlar ilk başta bu olaya çok tuhaf bakmış olsalar da bir kaç dakika sonra herkes kendi yoluna hareket ediyor.
   Alex, Jenny'i ilk araması sırasında bir kahin ona, önemli biri olduğunu söylemişti ama Alex gülüp geçmişti. Gerçekten de öneli biriydi. Sadece o değil Jenny de onunla aynı kaderi paylaşıyordu. Ama yapmalı gereken bir şey vardı. Daha doğrusu bulmaları gereken bir şey. MEMORIA. Bu onları gerçekliğe kavuşturacak olan şeydi.
   Kitap öyle bir yerde bitiyor ki ikincisi için sayfa arşınlıyorsunuz ama nafile. :D

   Şahsen bu Memoria'nın ne olduğunu anlamadım ben. Belki ikinci kitapta bunun için gereken bilgiyi verir. Umarım ikinci kitap çabuk çıkar. Alıp okuyun ve çoklu evren teorisine sizde tanık olun :)

29 Aralık 2014 Pazartesi

Gerçek Renkler / Kristin Hannah (Yorum)



                                                   Orjinal Adı: True Colours
                                                           Sayfa Sayısı: 508
                                                   Yayınevi: Pegasus Yayınevi
                                                      Yazar: Kristin Hannah
                                                      Goodreads Puanı: 3.86


   Kristin Hannah'la tanışmam açıkçası Ateşböceği Yolu ile oldu ve iyiki de oldu.Hatta kendime bile kızdım.''Niye bu kadar geç kaldım?'' diye, ama zararın neresinden dönersen kar kardır. :)

   Yazarın üçüncü kitabı Gerçekler Renkler'i bitirdim. Ama bir şey belirtmek isterim,belki benimle aynı fikirde olmayabilirsiniz ama ben daha önceki okuduğum iki kitabındaki (Ateşböceği yolu ve Kış Bahçesi) tadı alamadım. Evet, kitap kendi gerçekten çok güzel bir şekilde okutturuyor, bu da sanırım yazarımızın püf noktası. Yazarın anlatımı, hayal gücü ve kurgusu gerçekten çok güzel fakat çevirmen çok iyi çevirememiş kendinden eklediği cümleler çok olmuş, bu da nazar boncuğu olsun Pegasus'un.

   Gelgelelim konusuna kitabın; Vivi Ann, Winona, Aurora çiftlikte büyüyen üç kız kardeştir. Küçük yaşta annelerini kaybeden bu kızlar birbirlerine daha da bağlanmıştır. Winona, ailenin en zekisi olup avukat olmuştur. Water Edge, yani çiftliğin hukuksal ve mali işlemleriyle ilgileniyor. Aurora, ailenin ikincisi kendi halindedir. Richard adlı bir doktorla evlenip iki çocuk annesidir. Vivi Ann, ailenin gözbebeğidir. Her zaman babasının desteğini alan Vivi Ann, Water Edge elinde tutmak için herşeyi yapmaya hazırdır. Kasabaya gelen kızıldereli Dallas hayatlarına girene ve Vivi Ann ona aşık oluncaya kadar herşey artı ve eksileriyle devam etmekteydi. İlk önce bu ilişkiye Winona, daha sonra Harry (evin babası) karşı çıkmıştır. Fakat Vivi Ann ve Dallas hiç kimseyi dinlemeyip aşklarına devam etmiştir.Fakat bu aşkla birlikte bir çok felaket onları takip etmiştir.

   Kitapta yaşanan maceralardan, aşk, nefret, ihanet, intikam, sevgi, aile bağlılığı,kardeş kavgası yani hayatın bize getirmiş olduğu yaşanması gereken ya da yaşanması muhtemel olan her şey var. Bu kitap aynı zamanda sadece kardeşler arasındaki ilişkiyi değil, aile olma hissini taşıyan herkesin okuması gereken bir roman.

22 Aralık 2014 Pazartesi

Hipnozcu / Lars Kepler (Yorum)

Pegasus Yayınevinden çıkan Hipnozcu'yu dün akşam itibariyle bitirmiş bulunmaktayım.
Lars Kepler'in yazdığı bu roman gerek yazı stili,gerek konusu,gerek kapak tasarımı gerçekten çok hoşuma gitti.
Öncelikle yazar hakkında size kısa bir bilgi vereyim.Lars Kepler diye bir yazar yok.Nasıl yani diyeceksiniz biliyorum,çünkü aynı tepkiyi bende verdim.Çiftimiz ayrı ayrı olarak aslında bir çok kitap yazmıştır Fakat Hipnozcu'da bir araya gelerek bu güzel kitabı yazdılar.Hipnozcu için bile yayınevine isimleri gizli olarak vermişlerdir.Daha sonra kitap çok satanlara girince deşifre olmak zorunda kaldılar.(Bence gayet hoş bir fikirmiş bu :) )

Gelgelelim kitabın konusuna;Stockholm'da bir aile vahşice öldürülmüş olarak bulunuyor.Aileden sadece evin tek erkek çocuğu Josef Ek kurtulmuştur fakat ağır yaralıdır.Cinayetin çözümlenmesi için Josef'in bilgilerine ihtiyaç vardır.Erik Maria Bark,ünlü bir hipnozcudur.Binbir zorlukla ikna edilip Josef'e hipnoz yapmayı kabul eder fakat duydukları karşında şok geçirir.Josef Ek,bir kaç hafta sonra hastaneden kaçar,fakat bu arada bir gün önce de Erik'in oğlu Benjamin bir gece yarısı evden kaçılır.Herkes Josef Ek'in kaçırdığını düşünürken aslında düşman  on sene yapılmış hipnoz grubundan biri olduğu ortaya çıkıyor.Birbiriyle ilişkileri yokmuş gibi görünse de aslında birbiriyle bağlantılı olduğunu romanın sonuna doğru anlıyorsunuz.Yazar, olayları çok güzel bir şekilde bağlamış.Psikolojiyle iç içe olan bu roman sık sık geçmişe dönmesni ve yaptıkları hataları gözden geçirmelerini sağlıyor.
Romanda bir çok mekan,yer,sokak,cadde isimleri görmeniz mümkün fakat İsveçce olduğu için bazen okumakta zorlandım.
Romanda dikkatimi çeken başka bir nokta ise Türk bir karakterin olması ve ayrıca Müslümanlara karşı saygılı davranması hoşuma gitti.
Kendisine bu nedenle teşekkür ederek başarılarının devamı dilerim...



20 Aralık 2014 Cumartesi

Kundakçı / Chris Cleave (Yorum)


   Bugünlerde okuduğum bir çok kitap beni çok farklı hissettirdi. Bunlarda biri de Kundakçı. Yazarın dili pek alışık olmadığım bir tarzı ve bu beni zorladı. Kitap imla kurallarından yoksun yazılmış ve bunu yazarın anlatım şekline bağlı kalmak açısından yapıldığı yazılmış. Bana göre buna hiç herek yoktu. Çünkü okurken bir çok yeri tekrar etmeme sebep oldu. Anlama zorluğu çektim ne yapayım. :)

   İlk sayfaların bir bölümünde kitaba övgü yağdırılmış. Hem de çok iyi bildiğimiz yerlerden. Hımm bunlar nasıl kitap okuyup değerlendiriyor dedim endi kendime. Konu kötü demiyorum. Sadece anlatım tarzı insanı çoğu yerde sıkıyor. Ve kitap okurken, okuduğum kitap da diyalog olmasını isterim ben. Düz bir yazı değilde ahenkli olması gerek. Ne bileyim hani bir çok kitapta vardır ya bölüm 1 felan. Öyle olsun isterim. İnsan bazen sıkıldığında nefes almalı. Ama bu kitapta nefes almak için baya bir yol katetmek gerekiyor. Yoksa anlatımın herhangi bir yerinde ara verirseniz sonradan biraz geriden başlamak gerekiyor.

   Kundakçı'dan önce okuduğum Gölge Hırsızı kitabındaki küçük çocuğun kitapta adı hiç geçmemişti ve alın işte bu kitapta da kadının adı yok. O yüzden ne diye hitap edeceğim bilmiyorum. Neden normal kitaplar beni bulmaz veya neden ben sürekli bu tarz kitapları bulurum. :)

   Konusu; eşi ve oğlunu maça gönderen kadın bir kaç gün önce tanıştığı bir gazeteci ile kendi evinde maçı izlerken sevişmeye başlarlar ve tam o sırada maç sahasında büyük bir patlama olur. Kadın birden kısa bir şok yaşar ve sonrasında hemen sahaya giderler. Gördükleri karşısında travma geçirir. Gözünü açtığında kendini hastanede bulur ve kısa süre sonra oğlu ve kocasının patlamada öldüğünü öğrenin. Kitap burdan sonra kadının psikolojik travmasını anlatır yani kadın bir yerde kafayı yemiştir. Mesela oğlunun yaşadığına inanır. Hatta onunla konuşur. Eşi ve oğlunun öldüğü patlamayı Usame Bin Ladin'in yaptığını düşünüyordur. Hikaye de kadının Usame'ye bunları mektuplarında yazış şekliyle anlatılıyor zaten.

   Okurken bir çok kez yarım bırakma dürtüsüyle savaştım. Beklentimi karşılamadı ne yazık ki. Ama yazarın çok bahsedilen Küçük Arı kitabını alıp okuyacağım. Eh ondan sonra da kesin bir yargıya varırım sanırım.
Umarım Küçük Arı çok daha iyidir ve yazar haneme bir kalem daha ekleme fırsatım olmuş olur.

5 Kasım 2014 Çarşamba

Uzak Kıyılar, Kristin Hannah [Kitap Yorumu]


Kristin Hannah benim için favori yazarlarım arasındaki kraliçedir. Sırasıyla çıkan ilk üç kitabını okuduktan sonra, kitaplarını satın alırken arka kapak yazılarını okuma gereği bile duymadım.

Her defasında kitaplarını çok beğendim diye yorumlar yaptım. Tek bir kitabına kötü demedim, kötü denmeyi de hak etmezdi zaten. Haksızlık olurdu. Hannah öyle içten yazıyor ki. Okurken kala kalıyorsun... Muhahakak o kitap sana bir şeyler katıyor... Hayatın bir parçasının daha farkına varıyorsun... Hemde salya sümük ağlaya ağlaya.
Fakat benim için Uzak Kıyılar kitabı diğerlerinden tam ters yöne ayrıldı. Bu kitaba da kötü demiyorum. Asla da diyemem. Yazarın kalemi gene muhteşemdi. Fakat bir dramdan çok kendini bulma hikayesiydi. Anne ile çocukları, kız kardeş arası ilişkileri değil, bir insanın hayattan beklentilerinin 'kalmamasını' anlatan romandı bu. Ve bu romanda beni asıl şaşırtan karakterleri sevememiş olmam. 

Birdy ile Jack'in yolları ayrılmalıydı. 
Kitabın sonunda 'tartışma konuları' diye bir bölüm var. Ben oradaki her soruya kitapta olandan ters cevap verdim.
Hele de Jack'e hiç ısınamadım. Nefret ettim adamdan. [SPOİ ->] Adam elli kusür yaşına gelmiş hala ünlü olmak derdinde... Şöhret ve şehvet derdinde. Karısını aldatıp duruyor... Nasıl seversin ki bu adamı? Elizabeth'de affediyo. Tamam aşıksın, çocuklarınız var. Yalnızlıktan korkuyorsun... Fakat yirmi kusür yıl sonra onu terk etme cesareti gösteriyorsun. Bir şeyleri başarma çabasına girişiyorsun... Ama çabaladıkça bir yandan birşeyleri başarıkça bir yandan da onu ne kadar sevdiğini hatırlıyorsun. Hoba gene mutlu mesut beraberler, kitap bitti...

Gel de sinir olma.. Hoş benim için Jack kendi kızı yaşında biriyle aynı yatağa girdiği an bitmişti ya o kitap...

Neyse...

Şimdi deli gibi Hannah'ın yeni çıkan 'Yaz Rüzgarı' kitabını alıp, okumak istiyorum. Hannah'ı gene Hannah paklar... Az ağlamak istiyorum... *_*



27 Ekim 2014 Pazartesi

Aşık Kuşlar / Cecelia Ahern (Yorum)

   Doğrusunuz ararsanız sırılsıklam bir aşk hikayesi bekliyordum ne yalan söyleyeyim. Hiç de öyle olmadı. Tabii bu kitabı beğenmediğim anlamını taşımıyor. Kitap bence kişisel gelişimde sayılabilir. Neden mi? Her bölüm size neyi nasıl yapmanız gerektiğini sunan bilmem kaçlı çözümlü faktörler. Tabii kendi üslubunda.
   Chistine için zaten işler içinden çıkılmaz bir hal almışken Adam'la karşılaşırlar. Nerede mi? Köprüde :D
   Adam sevgilisi onu terk ettiği için ölmeye karar veren yakışıklı yakışıklı, zengin, karizmatik biri. Ama ölmek istiyor. Tam da bu sırada Christine Adam'ı fark ediyor ve onu kurtarmak için onunla ilginç bir anlaşma yapıyor. Adam'a iki hafta içinde hayatın yaşamaya değer oluğunu kanıtlaması gerek. Ama bu hiç de kolay değil. Çünkü Christine bir kaç gün öncesine kadar başka birinin kendini vurmasına engel olamadı ve depresyonda. Ama Adam için hayatı yaşanılır kılması gerek.
Tabii Adam'a aşık olacağını hiç düşünmemişti...

Kitapta kendinizi bulacağınız alıntılar çokça mevcut. Bunlardan en çok sevdiklerim;


"Öfke çoğu zaman gerçeklere kulak tıkar."

''-Dünya senin gibi insanlarla dolu olsun isterdim, biliyor musun? -O halde dünyanı benimle doldur...''


26 Haziran 2014 Perşembe

Sevgilimden Son Mektup / Jojo Moyes (Yorum)


Orijinal Adı: The Last Letter From Your Lover
Sayfa Sayısı: 480
Yazar: Jojo Moyes
Goodreads Puanı: 3.93
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Kitap Temin: Kitap Sihirbazı


Ahh nedir benim bu arkadaşlarımdan çektiğim. İlk kendileri okuyorlar, beğeniyorlar sonra da 'tamam bu Derya'yı vurur' deyip şak tavsiyeyi yapıştırıyorlar. Aslında suç onlarda değil, ben onlara kandım. Ama şunu belirteyim Senden Önce Ben kitabından daha çok sevdim bu kitabı. Hatta ilk kitabını okurken 'tam klasik Türk filmi' demiştim. Belki siz de aynı hissi yaşamışsınızdır. Ama bu kitapta neyin nasıl olacağını olaylara nasıl yön verileceğini çoğu zaman kestiremedim ve bu beni konuya daha çok bağladı.

Ellie, gazetecilikle uğraşan hoş, otuzlu yaşlarda işine tutkun biridir. Ama evli bir sevgilisi var. Ne yapsın seviyor. Ama bu sevgi ona işlerini ve sorumluluklarını aksattırıyor. Patronu Elli'den güzel bir makale yazmasını bekler ve bu konuda da ısrarcıdır. Yoksa işinden olabilir. Ellie de soluğu kütüphane de alır. Ansızın bulduğu bir mektubu okuyup, yazanlardan çok etkilenir ve bu konu üzerin araştıra yapar.
Jennifer çevresinde saygın bir yeri olan Laurence ile evli bir kadın. Sürekli davetlere katılıp, herkese gülümsemek zorunda. Kendini mutlu sanıyor. Taa ki Boot'a aşık olana kadar. Boot ise bir gazete muhabiri.

Evli bir kadınla, uçarı bir muhabirin aşkı nasıl bu kadar etkili olabilir demeyin. Yazılan mektuplar, araya giren mesafeler ve bir türlü kesişmeyen iki hayat...

Alıntılar


''Anıların gerçekten de zihin yerine başka yerlerde gizlenebildiğini keşfetmişti.'' s/58 

''Duyguların yeri geldiğinde silahtan daha tehlikeli olabileceğini düşünemiyordu.'' s/156
''Doğa nasıl boşluğa karşıysa insan kalbi de öyledir.'' s/331 

''Keşke'nin çok tehlikeli bir oyun olduğunu uzun zaman önce öğrendim ben.'' s/426


Buradan yazara sesleniyorum... Sen böyle yazarsan, biz de oturup imkansız aşklarımızı beklemek zorunda kalacağız. Jojo biraz daha iyimser ol LÜTFEN...


18 Haziran 2014 Çarşamba

Travma / Agnes Hammer (Yorum)


Orijinal Adı: Dorfbeben
Sayfa Sayısı: 299
Yazar: Agnes Hammer
Goodreads Puanı: 4.20
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Kitap Temin: Kitap Sihirbazı

Bu güne kadar okuduğum en gereksiz kitaplar listesin de yerini aldı maalesef... Goodread puanına da çok güvenmiştim halbuki. Tabii bu kitabı almam da başımın etini yiyen biricik arkadaşıma buradan çok sevgilerimi gönderiyorum. Artık o anlar onu ne kadar sevdiğimi :D

Kısaca bahsetmeliyim sanırım kitaptan. Ama inanın ne anladığımı sorsanız bile size bönbön bakmaktan öteye geçemezdim. Ehh her şeyin bir ilki varmış ne yapalım...
.
Mattias işitsel yönüyle diğer insanlardan daha gelişmiş bir gençtir. Tıpkı teyzesi Lena gibi.
Normal insanları duyamayacakları sesteki sesleri duyup, bir çok ses arasından ayrım yapabiliyor. 
Bir ayin sırasında biri öldürülür ve katil tabii ki belirsizdir.

Lena işinden atılmasıyla -ki Lena'nın işi bu tip vakalarda polise yardımcı olmak- bu olayı çözmenin işine geri alınabileceğini düşünür. Mattias ile beraber yaparlar bunları. 
Bu arada şunu da belirteyim Mattias'ın arkadaşları ile berber bir müzik grubu vardır. Neden bilmiyorum zaten kitabın en az 150 sayfası bu müzik grubu ve grupta yapılan şarkılar üzerine yazılmış. 

Neyse efendim bu doğrultuda katilin peşine düşen Lena ve Mattias her ayrıntıyı kendilerince incelemeye başlarlar. Ta ki Lena bir kaza geçirip komalık olana kadar. Artık her şeyi çözmek Mattias'a kalır...

İki satır yorum yazmak bu kadar mı zormuş yahu....


Kitapla ve Hoşçakalın...



9 Haziran 2014 Pazartesi

Evden Çok Uzakta / Kristin Hannah (Yorum)


Orijinal Adı: Home Fron
Sayfa Sayısı: 475
Yazar: Kristin Hannah
Goodreads Puanı: 4.12
Kitap Temin: Kitap Sihirbazı

Gerçekten Hannah'ın çok büyülü bir kalemi var. Hele ki konu aile ise. Hannah bir başka.

Jo, alkolik babanın ve kendine hiç güveni olmayan bir annesinin ölümü sonucu kendini askeriyeye atmış ve o disiplinle yetişmişti. Her zaman kendini koruyabilen, kimseye ihtiyacı olduğunu hissetmeyen biri olmuştu. O nede olsa bir havacı askerdi.
Michael, Jo ile ilk ailesi öldüğünde, daha Michael stajer bir avukat iken karşılaşmış ve bu karşılaşmadan altı yıl sonra yani ikinci karşılaşmalarında evlenmişlerdi. Jo onu ilk gördüğünde aşık olmuş ve hayatını bu adamla geçireceğine karar vermişti.

Evinin her şeylerini beraber şeçmiş, kendilerine çok güzel bir ev kurmuşlardı. İki de kızları olmuştu. Betsy ve Lulu...
Betsy biraz hırçın ve etrafta ki insanların ne derler korkusu taşıdığı bir kızdı. Lulu ise daha çok küçük olduğundan annesinin neşe kaynağıydı. 

Jo ile Michael'in evlilikleri de bu sıralar pek iyi gitmiyor, Jo sürekli eve geç geliyordu. Hatta kızlarının faaliyetlerine bile işlerinden dolayı katılamıyordu. 
Bir gün tartıştılar ve Michael hiç istemede de olsa Jo'ya artık onu sevmediğini söyledi. Bu sözlerle neye uğradığını şaşıran Jo o an bile kendini bırakmadı.
Ertesi gün hiç zamanı olmayan bir haber geldi. Jo sevk ediliyordu. Yani savaşa gidiyordu. En yakın arkadaşı ile Tami ile birlikte...

Jo ailesini nasıl geride bırakacağını düşünüyor geceleri bu düşünce ile uyuyamıyordu. Kızlarının ona ihtiyacı olduğunda onların yanında olamadığını düşündükçe gözlerine yaşlar birikiyor ama bunun görevi olduğunu kendine hatırlatıyordu.
O gün gelip çatıı ve Jo, Tami ile birlikle senelerce eğitimini aldığı birliğe bu sefer görev için gittiler.

Jo'nun savaşta yaşadıkları, kızlarından uzakta her an ölüm tehlikesiyle ayakta kalma çabası ve her gün eve geri dönüşünü düşünerek geçirdiği günler..
Michael'in kendiyle ve Jo olmadan hayatla yüzleşmesi. Tabii bir de Jo'ya beslediği aşkı su yüzeyine çıkarması...

Peki Jo geri döndüğünde eskisi gibi çocuklarına anne olabilecek miydi?
Savaşın getirdiği yaraları nasıl saracaktı?
Ya saramadığı yaraları, unutamadığı anıları ne yapacaktı?

Çokça gözyaşı dökmeye hazır hissettiğinizde bu kitabı elinize alın ve okumaya başlayın...


Kitapla ve Hoşçakalın...



1 Haziran 2014 Pazar

Çin Daması / Simon Lewis (Yorum)

 

        Orijinal adı        : Bad Traffic
Sayfa sayısı       : 407
Goodreas puanı  : 3.53
                     Yayıncı               : Pegasus Yayınları
                Kitap Temin       : Kitap Sihirbazı

İlk defa bir Pegasus kitabı beni bu denli hayal kırıklığına uğrattı. Ne kadar boş ve zaman kaybı olduğunu maalesef okurken çektiğim azaptan anladım ve yer yer atlayarak okuduğum bir kitap oldu.

Kitabın konusuna direk girip bu işkenceden kurtulmayı düşünüyorum :D 

  Kendi ülkesinde dedektif olan Jian bir gün kızından bir telefon gelmesiyle herşeyi değişir. Çünkü kızı sadece kendisini kurtarmasını istemekte ve bir daha ona ulaşamaz. Bunun üzerine Jian hemen İngiltere'ye gitmek için harekete geçer. Tabii dil bilmemesi kendisi için bayağı bir dezavantaj olacaktır. 

  Jian kızını ararken hiç olmadık şeyler öğrenir ve aslında kızının okumak için geldiği İngiltere de kızının okumadığını ve bir çok kötü şeylere bulaştığını anlar. Hatta bir restorantta garsonluk bile yapmıştır. 
Jian kızını ararken restoranın sahibi sayesinde kızının öldüğünü öğrenir ve intikam peşine düşer.

  Bu sayede de Ding Ming ile tanışır. Ding Ming sırf zengin olma ümidi ile ülkesinden İngiltere'ye karısıyla beraber kaçak yollardan gelmiştir. Ama Ding Ming de umduğunu hiç bulamaz ve olmadık işlerle karşı karşıya gelir. 
  Ahh tabii bir de bir de tüm olayların merkezi Jian'ın kızı Wei Wei var. Aslında öldü sanılan bu kız bakın da neler karıştırıyormuş...

  Neyse efenim benden bu kadar. Eğer olur da bu kitap okuma listenizde veya eliniz de ise size bir ön fikir olacaktır sanırım. Ama ben tavsiye etmiyorum maalesef.

                                                       
         Kitapla ve hoşçakalın...

                                                      

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...