Sayfalar

blog yorumu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blog yorumu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mart 2015 Salı

Kadınımın Şarkısı / Eda Tuzcalı (Yorum)


   Yoruma başlamadan önce sipariş vermek istiyorum. Hani şu vücuduna dokunduğumuz an parmak uçlarımızdan saç telimize bizi yakacak olan Rob var ya hahh işte ben onu alayım. Yanında da sert bir expresso lütfen. Ancak kendime gelirim, yoksa durum vahim...

   Sea mı? Ya ben bu kadar şanslı bir kadın karakter okumadım. Sanırım yazarın erkeklere yönelik fantezisinde kadını çok şanslı kılmak gibi bir durumu var.O zaman bi zahmet kadın karakteri ben olan Rob ile bir hikaye istiyorum. Lütfennnnn! Yoksa olay çıkacak ve sorumluluk kabul etmiyorum.

   Neyse istek, arz ve talepten sonra biraz konumuzdan bahsedelim. Rob ünlü bir şarkıcıdır. Yeni şarkısı için iyi bir vokal arayışına girer. Menajerinin aklında biri vardır tabii. Sea... Sea on parmağında on marifet bir hatun. Bir de sivri dilli ve cesur ki sormayın. Tiyatrocu olan kızımızın sesi de pek güzel tabii. Ehh bu iki başarılı karakterimiz birbirleri için yaratılmış dememe gerek yok sanırım. İkilinin yakınlaşmaları fazla zaman almaz. Hatta bazen öyle bir yakınlaşırlar ki gözlere şenlik durumlar söz konusu olabilir :D
   Gerek Sea'nin hiç bir lafın altında kalmaması, gerek Rob'un her an Sea'yı tahrik etmesini okumak o kadar keyifliydi ki... Yer çekimine karşı koyamayan bu iki bedenin birbirine de karşı koyamaması uzun sürmez. Bu sahneleri konu olarak okumak çok keyifli olsa da, Rob'u paylaşmak sinir bozucu oldu...

   Rob'un kıskançlıkları, Sea'yı sahiplenmesi, Sea'nın Rob'u zorlaması... Çok keyifli bir kitap okumamı sağladı.Tabii kavgaları, küslükleri olmadı mı? Oldu. Olmazsa olmaz ilişki durumları bunlar ne de olsa.

   Azcık da yazarı eleştirsem mi? Azcık eleştireyim. Konu, işleyiş, anlatım dili çok güzeldi. Yalnızca ara uzatmaları oynamış gibi geldi bana. Onun dışında Mrs. Tuzcalı ne yazsa okurum. :D



Alıntılar

''Size Sea diyebilir miyim?''
''Sonrasında yatağa girmeyeceksek elbette Bay  Peters.''
''Sizi ağlatmak için ne yaptı?''
''Beni, beni sevdiğine inandırdı.''
 

3 Mart 2015 Salı

Hayat Dolu Kızlar / Lauren Beukes (Yorum)

   Hafif dozlu gerilim ve fantastik tarzında bir hikaye. Konuyu sevdim mi? Evet. Ama ilk başlarda anlatımdan dolayı kendimi konuya adapte edemedim. Okudukça ve konu ilerledikçe bu sorun da ortadan kalktı. Sayfalar daha rahat birbirini takip etti. Yalnız bazı yerlerde katilin ruh halinin dile getirimi tekrar gibi geldi bana .

    Kapaktan bahsedeyim biraz. Ne konuya tam hakim ne de konunun dışında bir kapak olmuş. Ama baskı kalitesi gerçekten çok iyi. Kitaba dokununca o his anında sizi sarmalıyor. Kalite bakımından gayet başarılı ve kendi ayracı da mevcut.

   Konusu; Harper zaman içerisinde gezinebileceği bir eve sahip katildir. Ama öyle herkesi öldürmek gibi bir amacı yok. Kendince seçtiği bazı kızlar var. Bu kızların ona göre ortak tek bir özellikleri ver hayat dolu olmaları. Onları öldürdüğünde yaşam enerjilerini de almış olacak. Çünkü Ev bunu istiyor.

   Kirby, Harper'ın kızlarından biri ama o tek sağ kalmayı başaran. Harper onu öldürdüğünü düşünüyordu ama Kirby her şeye rağmen hayatta kaldı. Artık yapması gereken tek şey onu öldürmek isteyeni bulmak. Ama bunu tek başına yapamaz. O yüzden eski cinayet muhabiri olan Dan'dan yardım ister. Dan geçmişte yaşadıklarından dolayı ilk başta Kirby'e yardım etmek istemez ama onun inadının da önüne geçemez. İlk başlarda karşılıklı haber vermeye başlarlar birbirlerine. Dan spor haberlerini Kirby'nin üstüne atar. Kirby ise Dan'ın nüfuzundan yararlanmak ister. Sonraları Dan artık tamamen kızdan hoşlanmaya başlar ve Kirby'e yardım eder.

   Kirby ilk başlarda katilin kim olduğunu bilmeden onu büyük bir sabırla arar. Taki Harper Kirby'nin hayatta olduğunu öğrenene kadar. Artık Harper da Kirby'nin peşindedir.

   Güzel kurgulanmış bir hikayeydi. Bazı eksiklikleri de olsa keyifle okunabilecek bir kitap. Hele ki benim gbi bu tarz kitapları seviyoranız okumalısınız.

2 Mart 2015 Pazartesi

Asla Yapma / Koethi Zan (Yorum)

   Bir süredir okumak isteyip de bir türlü okuyamadığım bir kitaptı. Aslına bakarsanız bir de kitabı okumayı erteleyişimin sebebi bazı olumsuz yorumlardı. İyi ki o olumsuzlukları o kadar da uzun soluklu düşünmemişim. Çünkü okuduğuma hiç pişman olmadım Hatta çok keyif aldım.
   Psiko-gerilim türü olan bu kitap tam benlikti. Hem psikolojiye merakım hem de gerilim kitaplarına olan ilgimden dolayı iki kavramın birleşimi bana çok iyi geldi.
   Kapak da konuya gayet uygun olmuş.

   İki kız arkadaşın geçirdikleri bir kaza sonucu 'asla yapma' dedikleri bir liste yapmasıyla başlıyor hikayemiz. Asla başka bir arabaya binme, asla gece dışarıda kalma, asla yabancılara güvenme... diye gidiyor listeleri. Hayatlarını da bu doğrultuda yaşamaya başlıyorlar.
Üniversiteye başladıklarında da bu kurallar geçerli onlar için. Ama bir gün kuralları biraz esnetmek istiyor Sarah ve bir partiye katılıyorlar. Hatta biraz uzun kalıyorlar diyebiliriz. Jennifer huzursuzlanmaya başladı zaman da kendileri için kiraladıkları arabayı şirketten istetiyorlar. Asıl olaylarda burda başlıyor. Arabaya bindikleri ilk dakkalardan itibaren Sarah bir şeylerin ters gitti hissine kapılıyor. Ama bu düşünceye fazla tutunamıyor çünkü hemen uykuya alıyor. Gözlerini açtıklarında kendilerini bir mahzende buluyorlar. Fakat tek değiller. İki kız daha var. Tracy ve Christine. Tracy olayı kendince özetlemeye başlıyor. Sarah'ın bu durumda ilk aklına gelen Jennifer oluyor. Arkadaşı orta görünmüyor. Diğer kızlar bu durumun şans olduğunu söylediğinde ve işler açıklık kazandığında Sarah sonsuz işkence ve bitmek bilmeyen bir esaretin içinde bulur kendini.

   Sarah geçmişe baktığında oradan nasıl kurtulduğunu, yapılan işkenceleri ve kimseye söyleyemedikleini hala unutamamıştır. Hapisten gelen mektuplarda işleri daha da çıkmaza sokuyor onun için. Ama Sarah her şey bir kenara, Jennifer için bazı şeyleri açığa çıkarmak zorunda ve ona bunları yaşatan kişiyi hayatı boyunca hapiste tutmalı. Tabii bu o kadar kolay değildir. Tracy ve Christine'den yardım ister. Tracy ilk başlarda pek yanaşmasa da yardım etmeyi kabul eder. Ama Christine bu duruma yanaşmaz. (tabii şimdilik)

   Araştırma yaptıkça hiç bilmedikleri bir dünyanın içinde bulurlar kendilerini. KDSM içerikli bu şiddet eğilimli dünyada hem geçmişe gidecekler hem de hiç bilmedikleri bir gerçekle daha yüzleşeceklerdir.

   Kitap için yapılmış bir video var. Belki izlemek istersiniz. En azından benim anlatamadıklarımı videoda bulabilirsiniz :)


18 Şubat 2015 Çarşamba

Masum Koza / Özge Erkin (Yorum)


Ve sen deniz gözlü yalvaracaksın bana!...

   Dedi ve beni anında kitaba bağladı. Nasıl anlatsam. Ne desem bilemiyorum ama bu kitabı okuduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. Konusu, işleyişi, anlatımı, duygu yoğunlu.... daha geri kalan her şeyiyle çok iyiydi. Kapak zaten ilk gördüğüm anda okumama sebebiyet oldu. Eğer bir gün biri çıkıp bana bir yazarın kalemini bu kadar beğeneceğimi söyleseydi ona çok gülerdim açıkçası. Ama işte öyle erkenden demir almamak gerekirmiş. İnsan biraz denizin ona ne sunacağını beklemeliymiş. Sanırım bana da olan buydu...

   Hayal üvey babasının 12 yaşından 16 yaşına kadar ona tecavüz etmesi sonucu artık hiç bir erkeğe kalbini açamıyordu. Her erkek onun için geçmişin bir intikamıydı. Taa ki karşısına Poyraz çıkana kadar. Ona içinde dizginlenemeyen bir bağla bağlanana kadar. Poyraz ise; O doğduğu gün ölen annesinin acısını içinde taşıdığı andan itibaren hayatına bir kadın almayı bir an bile aklına getirmemişti. Ama hayat karşısına en güzelini, Hayal'i çıkardı. Poyraz'ın tez eksiği içindekileri diline getirememesi oldu ilk anlar. Ama Hayal öylemiydi. O'nun kirli bir geçmişi, inkar edilemez acıları vardı.
   Poyraz'ın Hayal'e olan duygularının eminliliğinden sonra artık geri dönülmez bir yola girdiler. Çünkü Hayal için her ince bir çizgiden ibaretti. Ta ki onun kapısına kendi ayaklarıyla gelene kadar. O andan sonra Poyraz onu hiç bırakmayacağını anlamış, Hayal de onsuz yaşayamazdı. Aşk güzel şey... Ama öncesinde acı yaşanmalı...

   Kitabın ilk yarısından sonra olaylara bütün hakimiyetiyle el koyan bir karakter oldu. Devran. Ben ona lakabıyla hitap istiyorum, yani Destan. Adı gibi destan bir adam. Aşık olunası, gözü kapalı ölünesi. Her şeyiyle sahip olunası. Hayal için hiç olmayan abisi.. Onu öyle güzel sahiplenip, öyle güzel koruyor ki keşke diyorsunuz kitap karakteri de olsa o koruduğu ben olsam. Hayal için her an yakıp yıkmaya hazır bir adam. Çünkü onu ölen kızı yerine koymuş. Bir yan karakter ancak bu kadar sevilir. Hani kitap hayal ve Poyraz döngüsünde olabilir ama bana bıraksanız size sabaha kadar Destan'dan bahsederim.

   Bu kitabı okuyun. Bir çocuğun masumiyetinin nasıl elinden alındığını, yaşadıklarıyla nasıl kendini zehirle beslediğini ve bu zehrin nasıl bir aşka dönüştüğüne şahit olun. Ve kitapta bütün adı geçen karakterlerin hikayelerine az da olsa tanıklık edin. İçiniz ezilsin, üzülün, kahredin, sinirlenin, kızın, gülümseyin ve sonunda onlar adına mutlu olun...

Not: Kitapta ki müzikleri asla es geçmeyin. Kitabın sonunda ne kadar yerinde seçimler olduğunu anlayacaksınız.


12 Şubat 2015 Perşembe

Gölgeler / Paula Weston (Yorum)

   Fantastik okumayı seviyor musunuz? Melekler, düşmüş melekler, iblisler, zebaniler, Refaim... ne ararsanız bu kitapta. Hatta daha fazlası bile var. Bir kere olaylar ilk sayfalardan başlıyor. Daha siz 'Hopp ne oluyor!' demeden bakmışsınız ki sayfalar ardı ardını kovalıyor. Bir ara kendimi 'yavaş yaşayın biraz' derken bulmuş olabilirim :D

  Kapaktan bahsedelim biraz. Ben kapağı sevdim. Hatta diğer kapaklara da bakındım. Ama yok bizim kapak bence daha güzel. Buradan tasarımcıya 'teşekkürler, güzel kapaktı' notumu ileteyim. Bakı kalitesi de gayet başarılı buldum bir yayın evi ne yalan söyleyeyim. Sayfa düzeni, punto felan insana okurken hiç zorluk yaşatmıyor, aksine kolaylık sağlıyor. Bir de ayraç var tabii. Ülkemizde bazı yayınevlerini bu konuda çok başarılı buluyorum. Yabancı Yayınları da bunlardan birisidir. Hem kitapla çok uyumlu hemde dikkat çekici. Hele benim gibi ayraç takıntınız varsa :D

   Az bira konuya değinelim ne dersiniz? Abartırsam dur yeter deyin veya gerisini okumayın.Tabii kitabı okumadıysanız...
   Gabe ikiz kardeşini bir kaza esnasında kaybeder ve onun yasıyla yaşamaya alışmaya başlar. Ehh artık ne kadar alışabilirse. Ama bir gün Rafa çıkagelir ve her şey çok farklı olmaya başlar. Gabe'in bütün anılarının hepsi -ki büyük ihtimal hepsi- aslında var olmayan bir hayatının ürünüdür. Artık başlarına her ne geldiyse biri gerçekte yaşadığı bütün hayatını hafızasından silmiş ve yerini sahte anılarla doldurmuştur. Rafa'in Gabe bulmasıyla bazı taşlar yerine oturmaya başlayacak ama bu tabii ki hem zaman alacak hem de baya bir karmaşık olaylar yaşamasına sebep olacaktır. Mesela Gabe hem kendinin kim olduğunu bilmiyor, hem de sürekli etrafında her an yeni biri buluyor ve kimseyi hatırlamıyor.

   Kitapta herkes her an size hem çekici hem de çok itici gelebilir Yani iki dakika önce kötü diye okuyup gıcık olduğunuz kişi iki dakika sonra gözünüzde farklı şekillenecektir. Ben bunu sürekli yaşadım mesela.Hele ki Malachi. Onu nasıl bir kefeye koyacağımı çok şaşırdım. Az önce pislik dediğim adamı az sonra sevmeye başlamam sanırım bende bir sorun olduğunu gösteriyor. Değil mi :) Ya da yazar işini iyi biliyor.

   Ahh yine çok konuştum sanırım. Ama şunu da eklemeden yorumu bitirmeyeyim. Kitabımız seridir ve yazar öyle bir yerde son vermiş ki kitabın sonuna yazılan teşekkür notunu ben hikaye devam ediyor sanaraktan okumaya başladım bir an. Tabii jeton sonradan düştü. Hepsi yazarın ve yayın evinin suçu. Biri yazıp diğeri basmasaydı bende bu hale düşmezdim. :))

   Son olarak; okuyun efenim, bu seri kaçmaz :D



21 Ocak 2015 Çarşamba

Kördüğüm / Calia Read (Yorum)

   Tam dedim ki yok arkadaş sıradan basit bir konu ile bitecek.. Bence hiçbir şey için bu kadar erken konuşmamak gerekir. Helen ki konu kitap ise...

   Nasılda şaşırttı beni. Bir kitapta en çok sevdiğim özellik, okurken beni hayrete düşürmesidir. Ters köşe yapması. Tam da bu dediklerim oldu. Öyle bir sonla bitti ki sanki okuduklarımı ben hayal etmiştim de biri beni sonradan uyandırdı.

   Çok kuvvetli bir kalemle karşılaşmak sanırım insanı bu derece değişik duygularla sarmalıyor. Aklımda hem yazar için hem de konu için binlerce övgü sözü var ama hepsini burada sıralayamıyorum. o yüzden az biraz konudan bahsedelim :)

   Hikayemiz; Naomi bir akıl hastanesine yatması ve asıl hikayesini doktoruna anlatmasıyla başlıyor. İlk başlarda kimseye güvenmediğinden doktoruna da çekingen yaklaşıyor. Ama sonra doktoruyla arasında sessiz bir güven duygusu oluyor ve anlatmaya başlıyor. Tabii kendince. Lachlan, Max, Lana, Lana'nın babası, annesi ve hikayeye dahil olan diğer kişiler. Daha sonra o kişilerle olan bağlılıkları. Mesela Lana ile ne kadar iyi birer dost olduklarını, Lachlan'a çocukluğundan beri olan aşkını, Max'e duyduğu karşı konulmaz arzuyu ve dahasını... Dahası derken asıl olay da orada aslında. İşte tam o 'dahası' demekle yetindiğim yerde öyle tüyler ürpertici bir olay yatıyor ki okurken kitaba sizi kenetleyecek.

   Naomi anlattıkça hikaye kafanızda şekilleniyor. Şekillendikçe taşlar yerine oturuyor. Ama sonra... Yani
kitabın sonunda, yazar bize öyle bir son yazmış ki bütün o yerine oturttuğunuz taşlar bir anda yerle bir oluyor.

   Benden size bir tavsiye; bu kitabı okurken okuduklarınızı iyi düşünün. Tartın, biçin, ne yaparsanız yapın ama güvenmeyin, inanmayın... :D

   Bana böyle kitaplar lazım. Beni deli edecek. Okuduğuma değecek. Ve beni şoke edecek. Bana bunlarla gelin. Bu kitabı da mutlaka okuyun, kesinlikle okuyun, OKUYUN işte!!!

ALINTILAR


''Unutma ki en temiz ruhların içinde bile bir parça karanlık vardır.''
''Dünyada yaralanmamış hiç kimse yoktur.''
''Mutsuzluğu hissediyorum ama mutluluğu asla.'' 
''Hayal alemi yaşanacak en güzel yerdir.''
''Tanrı her akla hakikat ile huzur arasında bir seçim yapmayı sunar. Hangisini istiyorsan onu seç, asla ikisine birden sahip olamazsın.''
 ''Aşkın bir örümcek ağına benzediğini biliyordum. Bir kere yakalandınız mı, kaçış yoktur.''

22 Aralık 2014 Pazartesi

Hipnozcu / Lars Kepler (Yorum)

Pegasus Yayınevinden çıkan Hipnozcu'yu dün akşam itibariyle bitirmiş bulunmaktayım.
Lars Kepler'in yazdığı bu roman gerek yazı stili,gerek konusu,gerek kapak tasarımı gerçekten çok hoşuma gitti.
Öncelikle yazar hakkında size kısa bir bilgi vereyim.Lars Kepler diye bir yazar yok.Nasıl yani diyeceksiniz biliyorum,çünkü aynı tepkiyi bende verdim.Çiftimiz ayrı ayrı olarak aslında bir çok kitap yazmıştır Fakat Hipnozcu'da bir araya gelerek bu güzel kitabı yazdılar.Hipnozcu için bile yayınevine isimleri gizli olarak vermişlerdir.Daha sonra kitap çok satanlara girince deşifre olmak zorunda kaldılar.(Bence gayet hoş bir fikirmiş bu :) )

Gelgelelim kitabın konusuna;Stockholm'da bir aile vahşice öldürülmüş olarak bulunuyor.Aileden sadece evin tek erkek çocuğu Josef Ek kurtulmuştur fakat ağır yaralıdır.Cinayetin çözümlenmesi için Josef'in bilgilerine ihtiyaç vardır.Erik Maria Bark,ünlü bir hipnozcudur.Binbir zorlukla ikna edilip Josef'e hipnoz yapmayı kabul eder fakat duydukları karşında şok geçirir.Josef Ek,bir kaç hafta sonra hastaneden kaçar,fakat bu arada bir gün önce de Erik'in oğlu Benjamin bir gece yarısı evden kaçılır.Herkes Josef Ek'in kaçırdığını düşünürken aslında düşman  on sene yapılmış hipnoz grubundan biri olduğu ortaya çıkıyor.Birbiriyle ilişkileri yokmuş gibi görünse de aslında birbiriyle bağlantılı olduğunu romanın sonuna doğru anlıyorsunuz.Yazar, olayları çok güzel bir şekilde bağlamış.Psikolojiyle iç içe olan bu roman sık sık geçmişe dönmesni ve yaptıkları hataları gözden geçirmelerini sağlıyor.
Romanda bir çok mekan,yer,sokak,cadde isimleri görmeniz mümkün fakat İsveçce olduğu için bazen okumakta zorlandım.
Romanda dikkatimi çeken başka bir nokta ise Türk bir karakterin olması ve ayrıca Müslümanlara karşı saygılı davranması hoşuma gitti.
Kendisine bu nedenle teşekkür ederek başarılarının devamı dilerim...



19 Aralık 2014 Cuma

Gölge Hırsızı / Marc Levy (Yorum)

   Yazarın okuduğum ilk kitabıydı ve benim için çok farklı bir deneyim oldu. Dili akıcı ve çok değişik bir konusu var. Tür olarak tam hangi kategoriye girer kestiremiyorum aslıda. Çünkü çocukluğuyla başlıyor ve yetişkinliğle sürüp gidiyor. Ama şu kesin, herkes okumalı..

   Kitabın da adından anlaşılacağı gibi baş karakterimiz bir gölge hırsızı. Ama bunu isteyerek bilerek yapmıyor. Aslında bu yeteneğini fark ettiğinde daha küçük bir çocuk. Zaten kitabın adını verdiği konu da sadece çocuğun küçük yaşlarında iken söz ediliyor. Ama yetişkinlik dönemin de bu paravan arkası gibi kalıyor ve genellikle yaşama dair bir anlatım hakim sürüyor.

   Ana karakterimiz, (kitapta adı hiç geçmediği için isim kullanamıyorum) arkadaşı Luc, Yves, çocukluk aşkı Clea ve yetişkinlik dönemindeki kısa flörtü Sophie ile hikayemiz çevrelenmiş. Tabii bir de çocuğun annesi var. Çocuk küçük yaşta babasının evi terketmesiyle annesi ile yaşamaya başlar. Ama gölgeler onu bir türlü rahat bırakmaz ve bu özelliğinin ona bir görev yüklediğini söylerler. Başkalarının mutsuzluklarının sebebini bulmak ve yardım etmek.
   Bir gün annesiyle yaptığı kısa bir tatilde sağır ve dilsiz bir kıza aşık olur ve gölgeler yer değiştirdiğinde kızın gölge sesinin duyar. Ama daha ufak ve aşık olduğu için onu sadece dinleyip, yüzüne gülen birinin onun için mükemmel olduğunu düşünmekten başka hiçbir şey umurunda değildir.

   İkinci bölüm ise üniversite hayatı anlatılıyor. Başlangıç dönemi, Sophie ile olan çıkmaz sokak ilişkisi. Luc'u tıp fakültesine göndermesi için babasını nasıl ikna edişi, çocukluğundan bu güne kadar gelen arkaşlıklarının onun hayatındaki önemi ve çocukluk aşkı ve en son annesinin ölümü...

   Kendinizi, annenizi, arkadaşlarınızı ve en önemlisi kendi duygularınızı bulacağınız çok güzel bir hikaye. Okurken sürekli kendinizi o çocuğun yerine koyuyorsunuz. Düşsel güzel bir yolcuğa çıkmak için bu tarz kitaplar birebir.


           Alıntılar


''Bir kerecik de olsa güçlü olan bendim; hayal kurmak bedava ne de olsa.''


''İnsanın mutlu olduğunu hissetmesi için birinden işaret beklemesi çok ürkütücü.


''Zaman sadece geçermiş gibi yapıyor. En basit anlar, içimize hiç silinmemecesine demir atmış duruyorlar.''

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...