Sayfalar

kitap yorumları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap yorumları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Haziran 2015 Çarşamba

Yeni Başlangıçlar Mevsini & Debbie Macomber ( Yorum )



Küçük mucizeler dükkanı ile büyük bir hayran kitlesine ulaşan Debbie Macomber'in kitapları gerçekten çok güzel,size bir aile sıcaklığı yaşatan bu seri Newyork Bestseller'dan adını sildirmemesiyle belli oluyor.Kitap gene dört güçlü kadınla karşımıza çıkıyor.Onların durumları nasıl olacak nasıl sonuçlanacak derken bir bakıyorsunuz ki kitabı bitirmişsiniz.İster istemez düşünüyorsunuz zaten bende o sokakta olsam ne olur nasıl davranırım diye.

Bu kitabımızda eski sakinlerin yani maceramızın baş kahramanı Lydia ile birlikte Alix ve Bir Dilekle Başlar Herşey kitabından tanıdığımız Anne Marie var. Lydia'nın geçirdiği hastalıklar sebebiyle çocuğu olmadığı için evlatlık edinmek isterler ve talepleri kabul edilir. Lydia ve eşi bebek istemektedirler ancak hayat onları farklı tercihlere sürükler.

Alix ve eşi de evliliklerini bir bebekle süslemek isterler. Bunun için de Alix'in sigarayı bırakması gerekmektedir. Bununla savaş veren zaman zaman eşiyle tartışan Alix iradesine sahip çıkıp başarılı olacak mı? Örgü kursu Alix için işe yarayacak mı?

Anne Marie 'nin ufak bir kız çocuğu evlat edindiğini daha önceki kitaptan biliyoruz. Bu kitabımızda herşey yolunda gitmektedir ta ki Ellen'ın gerçek babası olduğunu söyleyen Tim ortaya çıkana kadar. Ellen ile Anne Marie'nin hayatına giren bu adam Ellen gerçek babası mı? Ellen'ı Anne Marie'den almak isteyecek mi?

Gelelim yeni kahramanlara. Bryan bir işadamıdır. Çikolata üreten bir şirketin sahibir. Babası ölünce işlerin başına geçmek zorunda kalmış ve stres, yorgunluk, uykusuzluk yüzünden genç yaşta tansiyon ve kolestrol hastası olmuştur. Aynı zamanda şirkete karşı açılan bir dava ile de uğraşmaktadır. Doktoru ilaçlarını kullanmasını aynı zamanda örgü kursuna gitmesini tansiyona faydası olduğunu söyler. Çünkü kendisi de örmektedir. Bryan "Örgüyle Bırak Alışkanlıkları" sloganına sahip örgü kursuna başlar. Hayatında süpriz gelişmeler olur.

Phoebe, nişanlısının uygunsuz bir baskında yakalanmasıyla ayrılma kararı almıştır. Çünkü bu ilk yakalanması değildir. İlkinden sonra çok özür dilemiş, aileler araya girmiştir. Phoebe de Clark'ın sözüne inanmış ve onu affetmiştir. Clark güvenilmeyen kişiliğiyle aynı olayı tekrarlar. Phoebe ayrılmakta kararlıdır. Ancak Clark peşini bırakmaz. Phoebe, Clark'ı sevdiğinden ona karşı zayıftır. Yenilmemeye kendi kendine söz verir. Blossom Sokağı'ndan geçerken örgü kursunu görür ve kayıt yaptırır. Onun da hayatı bu kursla değişecektir.

Yine arkadaşlığın, dostluğun, sevginin, aşkın, ailenin sıcacık anlatıldığı hoş vakit geçireceğiniz, okumaktan keyif alacağınız bir kitap. İyi okumalar. 




13 Mayıs 2015 Çarşamba

30 Yaşındaysanız Hayat Gerçekten Zor / Burçin Çelik (Yorum)

 
  Canınız sıkkın, kafanızı dağıtacak, size neşe verecek bir şeyler okumak ister misiniz? Cevabınız evet mi? Hahh tamam işte bu kitap tam size göre. Neden mi? Hemen anlatayım :)

   Baş karakterimiz Nazlı. Nam0ı diyar (benim ona taktığım isimlerden yalnızca biri) Çatlak Nazlı. Ya sen nasıl bir hatunsun ki kocan seni kendi evinde başka biriyle aldatırken mutfağa geçip kendine kahve yapma özgüvenini edindin. Ya da sen hatunsan biz neyiz? Dimi ama :D Anlayacağınız bizim Nazlı daha ilk dakikalar da öyle bir girdi ki mevzuya ağzım açık okumaya başladım kitabı. Ama onun çatlaklıkları saymakla bitmez. Kocasının aldatması sonucu en akıllıca ilk hareketi onu boşaması oldu. Sonra ne mi yaptı? Üniversiteye geri döndü. Yetmedi herkesin peşinden koştuğu hocasını kendisine aşık etti. Ehh tabi kendide aşık oldu. Gerçi bu adama aşık olunmaz da ne olunur ki. Adam bildiğiniz çikolatalı pasta. Ve biz kadınlar asla çikolatalı pastaya hayır demeyiz.

   Neyse efendim konuyu dağıtmayalım (artık nasıl dağıtmayacaksam) Barış'ın büyük çabaları ve dünya tatlısı Peri sayesinde Nazlı kızımız ikinci kez dünya evine girmeye hak kazandı. Ama hakkını yemeyelim Barış'a az çektirmedi. Barış'ta da sabır varmış hani. Sen bul cillop gibi adamı bir de kendini naza çek. Adının hakkını vermiş kızımız.

   Sanmayın ki kitap evlilikleri ile son buluyor. Tabii ki hayır. Zaten en çok güldüğüm yerlerden birisi de bu bölümlerden sonrasıydı. Nazlı'nın hamileliği, üçüz çocuk doğuracak olması hele ki Barış'ın doğum sırasında düşüp bayılması... Bu satırlar o kadar keyifliydi ki...

   Uzun lafın kısası suratınız da bolca bir sırıtışa sebep olan kitapları sakın es geçmeyin. Hayat onlarla daha kolay ve güzel...

         Alıntı


''Ama çok geçmeden prensi daha iyi tanımaya başlamış Rapunzel… Olmadık yerlerden çıkan kirli çoraplar, kapatılmayan klozet kapakları, egemenliği kaybedilen televizyon kumandası, sürekli açık olan spor kanalları… Derken bulutların üzerindeki yolculukları kaba etlerinin üzerine sertçe düşmeleriyle son buluvermiş.''

31 Mart 2015 Salı

Kadınımın Şarkısı / Eda Tuzcalı (Yorum)


   Yoruma başlamadan önce sipariş vermek istiyorum. Hani şu vücuduna dokunduğumuz an parmak uçlarımızdan saç telimize bizi yakacak olan Rob var ya hahh işte ben onu alayım. Yanında da sert bir expresso lütfen. Ancak kendime gelirim, yoksa durum vahim...

   Sea mı? Ya ben bu kadar şanslı bir kadın karakter okumadım. Sanırım yazarın erkeklere yönelik fantezisinde kadını çok şanslı kılmak gibi bir durumu var.O zaman bi zahmet kadın karakteri ben olan Rob ile bir hikaye istiyorum. Lütfennnnn! Yoksa olay çıkacak ve sorumluluk kabul etmiyorum.

   Neyse istek, arz ve talepten sonra biraz konumuzdan bahsedelim. Rob ünlü bir şarkıcıdır. Yeni şarkısı için iyi bir vokal arayışına girer. Menajerinin aklında biri vardır tabii. Sea... Sea on parmağında on marifet bir hatun. Bir de sivri dilli ve cesur ki sormayın. Tiyatrocu olan kızımızın sesi de pek güzel tabii. Ehh bu iki başarılı karakterimiz birbirleri için yaratılmış dememe gerek yok sanırım. İkilinin yakınlaşmaları fazla zaman almaz. Hatta bazen öyle bir yakınlaşırlar ki gözlere şenlik durumlar söz konusu olabilir :D
   Gerek Sea'nin hiç bir lafın altında kalmaması, gerek Rob'un her an Sea'yı tahrik etmesini okumak o kadar keyifliydi ki... Yer çekimine karşı koyamayan bu iki bedenin birbirine de karşı koyamaması uzun sürmez. Bu sahneleri konu olarak okumak çok keyifli olsa da, Rob'u paylaşmak sinir bozucu oldu...

   Rob'un kıskançlıkları, Sea'yı sahiplenmesi, Sea'nın Rob'u zorlaması... Çok keyifli bir kitap okumamı sağladı.Tabii kavgaları, küslükleri olmadı mı? Oldu. Olmazsa olmaz ilişki durumları bunlar ne de olsa.

   Azcık da yazarı eleştirsem mi? Azcık eleştireyim. Konu, işleyiş, anlatım dili çok güzeldi. Yalnızca ara uzatmaları oynamış gibi geldi bana. Onun dışında Mrs. Tuzcalı ne yazsa okurum. :D



Alıntılar

''Size Sea diyebilir miyim?''
''Sonrasında yatağa girmeyeceksek elbette Bay  Peters.''
''Sizi ağlatmak için ne yaptı?''
''Beni, beni sevdiğine inandırdı.''
 

2 Mart 2015 Pazartesi

Gözlerindeki Canavar, J.M.Darhower [Kitap Yorumu]



Gözlerindeki Canavar... Masallarda ki gibi yakışıklı fakat ruhunda saflıkla alakalı tek iyi bir şey olmayan Ignazio'nun, ona aşık olduğu kadar ondan nefret de eden Karissa'nın hikayesi...

Bu kitap ne kadar aşk hikayesiyse bir o kadar da intikam romanıydı.

Aşk kitapları okurken çoğu zaman sıkılıyorum fakat bu kitabı soluksuz okudum. Bir sonra ki sayfayı çevirmeme neden olan merakım sağ olsun. :))
Kitabın sonu hele! Neye uğradığımı, ne düşüneceğimi, kitabın nasıl devam etmesinin isteyebileceğimi şaşırdım. Karissa gibi. Üstelik ben böyle bitemez derken devamı olduğunu bile bilmiyordum. Neyse ki varmış.

Yazarın kalemini de beğendim. Kitabın çevirisini de. Akıcıydı... 

Kurgu da en beğendiğim yan; Naz'ın değişmeyen karakteri oldu. Kitabın başında nasıl bir adamsa kitabın sonunda da aynen öyleydi. Kızı görüp aşık oluyor, evet. Fakat aşk ile bir an da temiz, saf birine de dönüşmüyor. İyi ki de dönüşmüyor. Klasik kurgulara benzememiş.

Eleştirilerim de yok değil: Mesela yaş farkı. Bu tür kitaplar da (özellikle de historicallar da, o tür okuyanlar iyi bilir) on/on beş yaş farkı oluyor. Bunda ise yirmi yaş fark vardı. Tam tamına yirmi! Çok fazla... Kız hele on sekizinde. Benim gözümde bir çocuk. Adam otuz sekizinde. Bu normal değil... Doğru değil.
Sonra, bir de adam kıza çok kötü davranıyordu. Canavarca. Yaptığı şeylerden çoğu kadına şiddet olarak tanımlanabilir. Karissa ise hem bunun farkındaydı hemde eğer durmasını isterse onun duracağının bilincindeydi. Fakat o durmasını istemiyor. Çoğu yer de Karissa bunu diyor. Bir nokta da aslında yazar bunu bize, okuyucusuna belirtiyor. Hani bir söz vardır; alan razı veren razı. Ben ne edem. Bu yanlışlıklar beni rahatsız etmedi. Çünkü bu bir fantazi kitabı. Bu demek değildir ki ben bundan hoşlanıyorum ya da hoşlanmıyorum... Ben sadece okuyorum.
Yazar kafasında bir kurgu yaratmış, yazmış. Ben kurgunun gidişatına yorum yaparım. Kurgunun içeriğine yorum yapamam. Kimse yapamaz. 

Tavsiye eder miyim? BU KADAR YAŞ FARKININ VE KADINA ŞİDDETİN DOĞRU OLMADIĞININ BİLİNCİNDE OLAN KİŞİ BU KİTABI OKUSUN DERİM.

Serinin ikinci ve son kitabını okuyacak mısın derseniz; evet. Merak ediyorum, kızın seçimi ne olacak. Nefret ettiği aşkı ile devam edecek mi? Adam canavarının zincirlerini çözebilecek mi? 
Bir çok soru vardı yarım kalan.

Ben bu soruların cevaplarını merak ediyorum. İkinci kitabı bekliyorum... 



•ALINTILAR•







1 Şubat 2015 Pazar

Hissiz / Lemariz Müjde Albayrak (Yorum)

   İlk önce size biraz kapaktan bahsedeyim. Neden mi? Kapak kalitesi benim için önemlidir. Bu kitapta da kapağın hakkını vermişler ne yalan diyeyim. Kitabı elinize aldığınız zaman hissedebiliyorsunuz bunu. Ama şunu da belirteyim, ben historical hariç diğer kapaklarda insan figürlerinin kullanılmasına artık karşıyım. O kadar çok ki bu tarz kapaklar, biraz farklılaşmalı diyorum. Hiç kullanılmasın demiyorum ama baya bir azaltılmalı.

   Konuya da değinecek olursak; Alexandre yakışıklı, zengin, zeki, elde edilemez ve bir o kadar da duygusuz, acımasız ve hissiz...

   Heaven, yaşadığı trajik bir kaza sonucu kendi suskunluğa mahkum eden bir kız. Ama bu suskunluk insanları ondan uzak tutacağına daha da yakınlaştırıyor. Hele ki erkekleri...

   Alexandre, Heaven ile göz göze geldiği ilk andan itibaren bir şeylerin değiştiğinin farkındaydı, yalnız bunu bir türlü kabul edemiyordu. Heaven ile ne zaman yanyana gelseler aralarındaki çekim karşı konulamaz bir tutkuyla alevleniyor, ikisi de bu alevde tutuşmamak için çabalıyorlardı. Ama aşk kendini gösterdiği zaman her iki tarafta yanmaya mahkumdur.
   Alexandre geçmişte yaşadıkları, içinde ki öfke ve kadınlara olan kini bu aşkı yaşamasına fırsat tanımayacak mı? Yoksa Heaven bu adamı her şeye rağmen aşka ikna edebilecek mi?
 
   Yazarın bildiğim kadarıyla ilk kitabıydı. Bazı yerlerde ufak ayrıntılar dışında gayet akıcı bir konu yakaladığını belirtmeliyim. Okurken keyif alacağınız güzel ve akıcı bir hikaye. Şimdiden herkese keyifli okumalar dilerim.

24 Ocak 2015 Cumartesi

Yasak / Evangeline Collins (Yorum)

   Belirtmeliyim ki Olimpos Yayınları kapak ve kalitede kendini baya bir geliştirmiş.  Kitabı elinize aldığınız an bunu fark ediyorsunuz. Sadece dış kapakla kalmamış, iç kapak, sayfa dizaynı, kitabın sonundaki çeşitli tanıtımlar felan gayet başarılı olmuş. Şahsen bu kadarını beklemiyordu.

   Konuya değinecek olursak; kurgusu gayet sağlam ve farklıydı. Historical çok fazla okumam ama okuduklarıma kıyasla bu konunun tek olduğunu var sayabilirim. Sadece tek sıkıntım çeviri veya redaksiyon, artık hangi kategoriye alırsınız bunu tam emin değilim. Bazı cümleler ucu acık kalmış veya yarım gibi geldi bana.

   Isabella, bir seyisle abisine yakalandığında hayatının farklılaşacağını onun gözlerinde görmüştü. Ama nasıl bir farklılık bunu hesap edemiyordu. Abisi onu hemen evlendirmek gibi bir karar aldığında da hiç karşı çıkmadı. Aslında Isabelle'nın hayatı tam da bu evlilikle değişti. Çünkü kocasıyla arasında çok farklılıklar vardı ve kocası eksikti. Isabella ne kadar da bazı şeylere katlanmaya çalışsa da hayat günden güne çekilmez hale geldi. Ta ki bir gün bir teklifle karşı karşıya kalana kadar ve o teklifi başına bela edene kadar.

   Bu teklif ona hiç tatmadığı duyguları ve aşkı getirecek fakat işler o kadar da kolay olmayacak...

   En başta da belirttiğim gibi kitabın kurgusu çok iyi. Eğer historical tarzında kitapları seviyorsanız bu kitap size farklı bir tat verecek. Okuduklarınız arasında ayrı bir yer edindirecek.. :)

10 Ocak 2015 Cumartesi

Melekler Zamanı / Fatma Erdek (Yorum)




                                                               Yazar:Fatma Erdek
                                                          Yayınevi:Ephesus Yayınları
                                                           Goodreads Puanı:4.62


  Fatma Erdek'le ilk Tüyap'ta tanışmıştık. ''Melekler Zamanı'' kitabını imzalayıp bana vermişti. Kısmet olmadı bir türlü okumak. İşte,böyle zamanlarda kızıyorum kendime 'niye bu kadar geç kaldım' diye..

Yazarımızın ilk kitabı olmasına rağmen bence hiç bir şekilde acemilik yoktu. Bence gayet başarılıydı. Gerek kurgusu,gerek karakterleri olsun gayet başarılıydı.Bana göre,sadece dili ağırdı.Sadelik yoktu, uzatmalar çok yapılmış; bu da beni doğal olarak biraz sıktı.

Melekler zamanı,sonu mutlu biten, hüzünlü bir aşk hikayesini anlatıyor. Biraz kitapta bahsedeyim sizlere;
 Yusuf diğer adıyla Barlas, hayatındaki olumsuzluklara,çöküşlere dokuz yaşındayken yaşamaya başlıyor. Babasının aşırı derece de dinci olması yüzünden militan yetiştiren bir kampa gönderilir. Bir müddet sonra o kamptan kaçar ve hakkında ölüm emri çıkarılır.Ailesiyle bağlarını koparırken aynı zamanda inançlarını da kaybeder. Barlas, Datça'da otel işletiyor. Bir gün, adamın oteline iş başvurusu yapmak için yola çıkan vve yolda karşılaşan adama hemen aşık olan Nesil,tek gecelik bir ilişkiden bir bebek dünyaya getirir. .O bebeğin gelişiyle birlikte Barlas.değişmeye hayal ettiği hayatı yaşamaya başlar.Barlas yani Yusuf'un,Yesra adında bir ablası vardır.İki kardeş arasındaki bağ çok kuvvetlidir.Kitapta en etkilendiğim, duygusallaştığım bölüm buydu.

Hüznün ağırlıkta bir hikaye. Zaman zaman okuyucuyu ağlatacak kadar drama dönüştüğü yerler oluyor. Buna rağmen sonu mutlu biten bir aşk hikayesi anlatılıyor.

9 Ocak 2015 Cuma

Telepati / Leonardo Patrignani (Yorum)

   2015 uğurlu geldi galiba. Çok iyi kitaplarla başladım. Ama bu kitap başkaydı. Bir gecede okuttu kendini. İstesem de elimden bırakamadım. Serinin devam kitapları olsa sanırım ara vermeden onları da okurdum. Genelde genç-yetişkin kitaplar pek bana hitap etmez ama bu kitap çok güzeldi. Goodreads puanı biraz düşük verilmiş. Neden acaba? Bana göre dörtten aşağı olmamalı.

   Kapağa değinecek olursak, konuya çok uygun olduğunu düşünüyorum. Baskı kalitesi felan gayet güzeldi. Zaten yayınevi bu konularda baya bir özenli.

   Şimdide konuya biraz değinelim; Jenny ve Alex uzun zamandır zihinsel iletişimle birbiri ile konuşan iki genç. Ama tabii ikisi de birbirinin varlıklarını bir türlü kabul edemiyor. Daha doğrusu inanmak istemiyorlar. En çok da Jenny. Alex bu konuya daha inançlı yaklaşıyor. Hatta bir gün Jenny'e nerde yaşadığını soruyor ve onu görmek için bir buluşma ayarlıyorlar. İkisi de buluşma yerine geliyorlar ve aynı noktada duruyorlar. Tek sorun birbirlerini görememeleri. Onların bu durumuna çoklu evren deniyor. -Bu çoklu evren teorisini okurken biraz aklınız karışabilir ama sonraları yani konu ilerledikçe her şey anlaşılır bir hal kazanıyor.- Çoklu evrende olduklarını da Alex'in dahi arkadaşı Marco sayesinde anlıyorlar. Bazı araştırmalar sonucunda ise zihinsel boyut değiştirdiklerinin farkına varıyorlar. Alex bu geçişi Jenny ile buluşmak için gerçekleştiriyor ve ilk karşılaşmaları da o zaman oluyor. İlk kez karşılaşmalarına rağmen hemen birbirlerini tanıyorlar ve sanki hep tanırmışcasına sarılıyorlar. O an etraflarında ki her şey duruyor, onlardan da bir ışık saçılıyor. İnsanlar ilk başta bu olaya çok tuhaf bakmış olsalar da bir kaç dakika sonra herkes kendi yoluna hareket ediyor.
   Alex, Jenny'i ilk araması sırasında bir kahin ona, önemli biri olduğunu söylemişti ama Alex gülüp geçmişti. Gerçekten de öneli biriydi. Sadece o değil Jenny de onunla aynı kaderi paylaşıyordu. Ama yapmalı gereken bir şey vardı. Daha doğrusu bulmaları gereken bir şey. MEMORIA. Bu onları gerçekliğe kavuşturacak olan şeydi.
   Kitap öyle bir yerde bitiyor ki ikincisi için sayfa arşınlıyorsunuz ama nafile. :D

   Şahsen bu Memoria'nın ne olduğunu anlamadım ben. Belki ikinci kitapta bunun için gereken bilgiyi verir. Umarım ikinci kitap çabuk çıkar. Alıp okuyun ve çoklu evren teorisine sizde tanık olun :)

5 Ocak 2015 Pazartesi

Sevgi Fırtınası / Nicholas Sparks (Yorum)

   Bu adamın kitaplarını ne zaman okusam, bittiğinde içim de mutlaka bir burukluk oluyor. Bir övgüde romantizmin baronu demişler Nicholas Spaarks için. Ahh ne kadar da doğru bir tabir, bil bilseniz. Okurken, yazılanları gözünüzde canlandırmak bir kenara, sanki o hisleri birebir yaşamışsınız gibi. Etkili, naif, çarpıcı.

   Adrianne, başlarda iyi bir evlilik yaptığını düşünse de sonraları gerçekle yüzleşmek durumunda kalmıştı. Kocasının ondan uzaklaşması, aralarındaki çekimin yok oluşu, kadının sürekli çocuklarla ilgilenişinden kendine bile ayıracak zamanının olmayışı ve son olarak da kocasını genç ve güzel bir kadınla görmesi. Ama Adrianne bunları umursamıyor gibi yapmayı seçmiş ve kocasının ona geri döneceğini, bunu kısa bir macera olabileceğini düşünmüştü. Ama kocası Adrianne'ın yüzene karşı, başka bir kadına aşık olduğunu söylediğinde artık dönüşü olmayan bir yola girdiklerini anlamışlardı.

   Paul çocukken, fakirliği yüzünden kimseyle arkadaş olmaz ve derslerine bütün zamanı ayırırdı. Bu sebep her anını ders çalışarak ve başarılı olmak için harcadı. Büyüdükçe ve günden güne daha da ilerledi. Ünlü bir dokor oldu. Günü geldiğinde evlendi. Bir oğlu oldu. Ama o çalışmaktan ve başarısına başarı katmaktan başka hiçbir şey yapmıyordu. Oğlu Mark bu yüzden babası var olmasına rağmen babasız büyüdü. Ve bu yüzden Mark onu hiç affetmedi.

   Adrianne eve ek gelir sağlamak için arkadaşının pansiyonuna bir hafta bakmaya gönüllü oldu. Zaten bu süre
içinde tek bir müşteri olacaktı o da Paul Flanner. Aslında burada bir hafta geçirmek Adrianne içinde bir değişiklik olacaktı. Paul de bütün hayatını geride bırakıp yeni başlangıçlar yapmak için bazı olayları halletmesi gerekiyordu ve bu sebeple pansiyonda oda tutmuştu. Sonra zaten oğluyla, bunca senenin tedavisi için yanına gidecekti. Ama Adrianne ve Paul'ün hiç hesaba katmadıkları tek bir şey vardı. Aşk davetsiz bir misafir olarak o da oradaydı ve her ikisini bekliyordu.

   Herkes hayatını güzel, yaşamasını istediği planlar üzerine kurar. Ama kimse o planlarının nasıl yılacağını bilmez ve düşünmez. İstesek de istemesek de hayat bize bu planları bizim değil de onun istediği gibi yaşamamızı öğreti. Tam da Adrianne öğrettiği gibi.

   Nicholas Sparks'ın yazdıklarını her yaşta insanın okuması gereken bir yazar. Kelimeleri insanın en hassas noktasından yakalıyor ve bir duygu seline hapsediyor. Okuyun bu adamın kitaplarını ve aşkı bir de romantizmin baronundan hissedin...

24 Aralık 2014 Çarşamba

Portobello Sokağı / Ruth Rendell (Yorum)

   Kesin birinin ahını aldım ben veya biri büyük beddua etti. Aklıma başka bir şey gelmiyor valla.
   Bu kitaba o kadar övgü yağdırıldığını görüp üzerine atlayan ve kitapta hayallerinin çöküşünü yaşayan masum blogger. Yani ben... Bu aralık ayı ne bahtsız geçti be kardeşim. Hani biri de çıkıp demiyor, almakla hata ettin bari okuma. O kitap sana göre değil diye. Yok yok üzerimde bir kötü bakış var benim. Bu kadar talihsiz olamam ben yaa :(

   Duydum sizi çok dertlendin dediniz dimi! Haksız değilim ama. Anlatımı dili, konu, konuya hakimiyet felan kötüydü ya. Bir ara ne okuyorum ben dedim. Allah'ım bunu bana dedirttin... Haa kitabı beğenenler varsa lütfen benimle iletişime geçsin. Zira düşüncelerini çok merak ediyorum vallahi.

   Hadi iki kelam da konuyu anlatayım. Artık ne anladıysam. Hikaye farklı yaşamları olan üç adamı konu alıyor. Ve bu adamların bir yerde hayatlarının nasıl kesiştiği. Biri babası tarafından istenmeyen bir evlat, biri bir hırsız ve diğeri de zengin bir adam. Tabi bu kişileri böyle kısa özetleyince bilindik geliyor ama karakterlerimizin kendine ait bazı özellikleri var. Mesela zengin olan Eugene, bağımlı gibi bir şey. Ama uyuşturucu değil. Şekere :D Ayy deli olacağım. Hani bildiğimiz draje şeker tarzı gibi bişe. Ya kim bu tarz şeyler bağımlı olabilir veya o düzeye gelebilir. Yazarı bu hayal dünyasından dolayı tebrik ederim. Nasıl bir dünyanız var bayan Rendell?

   Kitap adını nerden almış derseniz, hani bazı şehirlerde her türlü ihtiyacın satın alındığı cadde veya sokaklar vardır. Çarşı  gibi. Mesela Mersin de Pit Pazarı çarşısı, Adana da Çakmak Caddesi vs.. gibi. Portobello Sokağı da böyle. Her türlü dükkanın bulunduğu bir yer ve olaylar da bu sokakta.

   Neyse efenim konu bazı gelişmeler göstererek ilerliyor. Ama kasıyor insanı. Hadi bit artık dediğim çok zamanlar oldu. Bu birazda Doğan kitabın puntosundan kaynaklı sanırım. Ben alışmışım biraz daha iri puntoya. Okuması daha kolay. Doğan kitap sağolsun hiç vazgeçmiyor bu zorlu düzenden. Biraz okuru düşünelim lütfen, zaten kitaplarınız pahalı. Bir de okurken zorlanmayalım değil mi ama.

   Kendimi aralık ayının bahtsızı seçiyorum. Bu kadar vasat kitaplar üst üste kaç kişiyi bulurdu ki? Ehh ortada ben gibi biri varken başkasına ne hacet. Ama yok bu yorumdan sonra beni hiç bir zaman hayal kırıklığına uğratmayan bir yazardan kitap seçmeye kararlıyım. Bari kapanışı güzel yapalım. :D


22 Aralık 2014 Pazartesi

Hipnozcu / Lars Kepler (Yorum)

Pegasus Yayınevinden çıkan Hipnozcu'yu dün akşam itibariyle bitirmiş bulunmaktayım.
Lars Kepler'in yazdığı bu roman gerek yazı stili,gerek konusu,gerek kapak tasarımı gerçekten çok hoşuma gitti.
Öncelikle yazar hakkında size kısa bir bilgi vereyim.Lars Kepler diye bir yazar yok.Nasıl yani diyeceksiniz biliyorum,çünkü aynı tepkiyi bende verdim.Çiftimiz ayrı ayrı olarak aslında bir çok kitap yazmıştır Fakat Hipnozcu'da bir araya gelerek bu güzel kitabı yazdılar.Hipnozcu için bile yayınevine isimleri gizli olarak vermişlerdir.Daha sonra kitap çok satanlara girince deşifre olmak zorunda kaldılar.(Bence gayet hoş bir fikirmiş bu :) )

Gelgelelim kitabın konusuna;Stockholm'da bir aile vahşice öldürülmüş olarak bulunuyor.Aileden sadece evin tek erkek çocuğu Josef Ek kurtulmuştur fakat ağır yaralıdır.Cinayetin çözümlenmesi için Josef'in bilgilerine ihtiyaç vardır.Erik Maria Bark,ünlü bir hipnozcudur.Binbir zorlukla ikna edilip Josef'e hipnoz yapmayı kabul eder fakat duydukları karşında şok geçirir.Josef Ek,bir kaç hafta sonra hastaneden kaçar,fakat bu arada bir gün önce de Erik'in oğlu Benjamin bir gece yarısı evden kaçılır.Herkes Josef Ek'in kaçırdığını düşünürken aslında düşman  on sene yapılmış hipnoz grubundan biri olduğu ortaya çıkıyor.Birbiriyle ilişkileri yokmuş gibi görünse de aslında birbiriyle bağlantılı olduğunu romanın sonuna doğru anlıyorsunuz.Yazar, olayları çok güzel bir şekilde bağlamış.Psikolojiyle iç içe olan bu roman sık sık geçmişe dönmesni ve yaptıkları hataları gözden geçirmelerini sağlıyor.
Romanda bir çok mekan,yer,sokak,cadde isimleri görmeniz mümkün fakat İsveçce olduğu için bazen okumakta zorlandım.
Romanda dikkatimi çeken başka bir nokta ise Türk bir karakterin olması ve ayrıca Müslümanlara karşı saygılı davranması hoşuma gitti.
Kendisine bu nedenle teşekkür ederek başarılarının devamı dilerim...



4 Aralık 2014 Perşembe

Sonsuz Yemin / Caragh M. O'Brien (Yorum)

 


   Güzel bir seri. Güzel bir anlatım ve akıcı bir konu. Bu seriye bir merakla başlamıştım ve iyi ki başlamışım diyorum. Çünkü bir çırpıda kendini okutan kitapları severim. 3 kitapta da hiç sıkılmadan okudum. Hepsi ayrı bir güzeldi. Yayın evinin kapak seçimleri de çok güzel olmuş açıkçası. Seri kitapların birbirine uyum göstermesi daha cazip gelmiştir her zaman bana. Baskı kalitesi, imlalar felan gayet iyiydi. Zaten Martı Yayınları bu konuda seçici bir yayınevi ve bu konuda kesinlikle çokça artıyı hak ediyor.

   Konuya değinecek olursak ilk önce kaba taslak genel olarak biraz bahsetmek istiyorum. Çünkü belki aranızda hiç okumamış olup seri hakkında ön bilgi edinmek isteyen olabilir.

Serimiz distopya türü bir hikaye barındırıyor. Gaia baş karakter. Annesi bir ebe ve bütün bilgilerini kıza
aktarmıştır.. Hatta diyebilirim ki kız annesinden daha yetenekli. Ama onu diğer herkesten ayıran en birincil özellik bu değil. Yüzündeki doğum lekesi. Gaia bu doğuştan kendince kusurundan dolayı hep çekingen ve dışa kapalıdır. Bana göre bu iz ona bir armağandır ama o bunu ancak gelecekte anlayacak. Yaşadıkları yer ikiye ayrılmış durumda. Hani hep vardır ya zenginle ve fakirler... Bir nevi onun gibi. Ama burda durum biraz karışık. Çünkü zengin kesimin diğer kesimin çocuklarına ihtiyacı var. Zaten seri bu konu üzerinde dönüyor. Ama ben ilk iki kitabı detayına girmeyeceğim.

   3. kitapta her şey bir çözümleniyor. Nasıl mı Gaia sayesinde. Aslında Leon'un payı çok büyük. Ne de olsa o aşık bir erkek. Kim sevdiği kadın için ölümü göze almaz ki? Leoan'da tam böyle yapıyor ve yeni bir yaşam için babasına başkaldırıyor. Kitapta olaylar çok hızlı gelişiyor ve bir anda kendinizi hızlı bir serüvenin içine buluyorsunuz. Ama bir sonraki sayfaya geçmek için sabırsızlandığınız bir serüven. Ölümler, yıkımlar ve bir sürü olaylar. Ama bu kitabın en can alıcı yeri ise Gaia'nın başına gelen ve kitabın sonun doğru okuduğumuz olay. Tabii ben size bunu da anlatmayacağım yoksa ne anlamı kalır ama dimi :D

   Son olarak bu seri için şunu demeliyim ki eğer distopya seviyorsanız tam sizlik bir seri. Aslında her kesime hitap ediyor bence. Okuyun pişman olmazsınız ;)

                              ALINTILAR


''Söyleyeceğin hiçbir şey, aklından geçirip de bana söylemediğin bir şeyden daha kötü olamaz.'' (S/169)






27 Kasım 2014 Perşembe

İki Hayat Arasında / Jessica Shirvington (Yorum)

   Şunu kesinlikle belirtmeliyim ki bu kitap çok iyi. Yani gerçekten iyi. İlk başlarda kızın kendine yaptıklarından kendi kendime 'tamam bu kız psikopatın önde gideni'. Tamam benim için sıkıntı yoktu çünkü gerilim kitaplarını severim. Ama okudukça insan farklı duygular yaşıyor. Sanki o, sen oluyorsun ve bir yerden sonra ona hak veriyorsun. Deli gözüyle baktığım kıza nasıl mı hak veriyorum? Emin olun siz de olsanız fazlasını düşünürdünüz.

   Ana karakterimiz Sabine. Ve onu iki yaşamı. Her gece tam on iki de diğer hayatına geçiyor. Bir ritüel gibi hiç değişmiyor. Sabine bu geçişe 'Değişim' adını vermiş. Bir hayatında zengin, başarılı bir ailenin kızı. Kendide okulunda başarılı, arkadaşları arasında popüler ve herkesin imrenerek baktığı bir sevgili var Dex. (bu ismi hiç sevemedim nedense).Diğer hayatında ise bambaşka. Aslında o öyle olmayı seçiyor. Madem iki hayatı var yaşamı da farklı olmalı. Bu iki yaşamda fiziki bazı şeylerin kendini diğer yaşamda etkilediğini öğrenmek için bazı testler yapıyor. Kendini kesip biçmek gibi. Hatta ileri bile gidecek dereceye geliyor ama ailesinin onu erken fark etmesiyle her şey değişiyor. (zengin olmayan ailesi) Tam da bu noktada belki onu anlarlar diye her şeyi ailesine anlatıyor ve babası hemen onu hastaneye kaldırtıyor.

   Diğer taraftaki yaşamında ise yaptığı planlar çok farklı. Mezuniyeti yaklaşıyor ve mezuniyet günü verilmiş bir
sözü var. Dex ile yatmak! Bu onun ilki. Dex onu uzun zamandır bekledi ve Sabine ne kadar Dex'e olan duygularının aşk olmadığını bilse de onun kendine uygun olduğundan emin.

   İki hayat arasında belirli çıkmazlara girdiği anda Ethan onun hayatına giriyor. Hemde yatırıldığı klinikte. Ethan onunla ilgilenecek olan hemşire. Sabine, Ethan'a ilgisi olduğunu anladığında tek çaresi vardı Ethan'ı inandırmak. Tabii bunu Ethan'ın yöntemiyle yapacaktı. Zamanla birbirlerine olan bağları gittikçe güçleniyordu ama Sabin'in bilmediği ve bilmesi gerektiği bir şey vardı. Kitabın en iç sızlatan hikayesi de burası aslında ama bunu yazmak istemiyorum. Yoksa ne anlamı kalır dimi ama...

   Yalnız şunu söyleyeyim kitapta bir çok can alıcı yerleri anlatmadım. Lakin sonu hem canınızı yakıyor, hem sizi gülümsetiyor. Bence bu kitap kesinlikle film olmalı...

      ALINTILAR


''Her şeyden çok bunu düşünmemeye çalışsam da hangi hayatı tercih ettiğimi biliyordum. Ve her gece Külkedisi gibi, bir hayattan diğerine geçtiğimde, çok küçük ama belirli bir parçam ölüyor.''


''Başka bir dil bilmenin çok büyük bir avantaj olduğunu söyledi. İnsanın bu yeteneğe sahip olduktan sonra bunu istediği her yere götürebileceğini.' Uzağa doğru baktım.. Garson haklıydı. Diller her yere gidebilirdi.'' (S/116)

''Ama sadece ilerleyip hayata devam etmek korkutucu olduğu için bir şeylere tutunmanın hiç bir anlamı yok. Sanırım insanlar ilerlediklerinde nadiren geriye bakıyorlar. Sadece doğru zamanı bilmek gerek.'' (S/117)


''Sana güveniyorum.'' Eğer kelimeler can yakabilseydi... Bunlar canımı yaktılar. (S/211)


''Sadece başkaları bizi gördüğü için varız. Varlığımın bir parçası...'' yutkundu, ''... önemli bir parçası, sadece sen burada onu gördüğün için var.'' (S/255)


''Bazı şeyler o kadar gerçek ki onları iliklerine kadar hissedersin. Nereye gittiğinin bir önemi yoktur, Seninle gelirler. Her yere.'' (S/255)



22 Kasım 2014 Cumartesi

Kağıt Kesikleri / İclal Aydın (Yorum)

   İnsanı insan yapan en büyük eylemlerdendir acı. İclal Aydın'da kitabında acıyı konu almış. Ama çok farklı acılardan değinmiş yaralarımıza. O yaralar ve yaraların nasıl can acıttığına. Belirli örnekle, hikayelere değinerek anlatmış acıyı. 
   
   En çok beni etkileyenlerden biri de Shophie'nin Seçimi adlı filminden bir bölümdü. Shophie, Nazi albayın emriyle kazanda yanan ateşe çocuklarının birini atmalıdır. Hangisi olduğuna karar vermek zorunda yoksa albay her iki çocuğu da kazana atacaktır. Bir anne nasıl böyle bir tercih yapabilir? Yapılmaya mecbur bırakılabilir aklım almıyor. Tam albayın her iki çocuğu kazana atın emrini verirken Shophie askerleri durdurur ve kucağındaki küçük kızını kazana atmalarını söyler. Hayatta kalan beş yaşlarındaki oğlu olur. O an ne hissetti de kızını verdi? kitap boyunca düşündüm bunu, ama bir cevap bulamadım.
  
   Kitap birçok hikaye kesitleri ile dolu ve hepsinin ortak tek noktaları acı. Kitabı okurken
öyle yoruldum ki anlatamam. Neden mi? Bana hissettirdiklerinde. Tekrar tekrar okuduğum satırlarından. Duyguların yoğunluğunda…
  
   Kitapta bahsi geçen birçok kitap ismi ve filmler var. Kitapları okunacaklar listeme ekledim bile. Filmleri de en kısa zamanda izleyeceğim..
  
   Kitapta altı çizili o kadar yer var ki.. Hatta tüm kitabın satırları ayrı bir his..Bu yüzden sadece bazılarını paylaşacağım sizinle... 

''Acıda eşitlenir insan.''  

''Kendine acımasız olmakla kendine çok acımak arasında hiçbir fark olmadığını fark ettim birden.'' 

''Oysa başkalarının acısıyla da öğreniyormuş insan hayatı ve öğrenmenin sonu hiç okmuş...'' 

''Nedense insan hep en son ve en çok sevilen olmak istiyor.'' 

''Sevgi tercih kabul etmiyor.''  

''Kendin olmak meselesini safsataya çevirenler, kendi bahçelerinde dal olmamışken benim bahçemde ağaçlık taslıyor gibi gelirler bana.''  

''Kimi sözler tıpkı kimi uykular gibi susmayı gerektiriyor.'' 

''Hepinizi rüyalarınızdaki cennetten, dizleriniz de ki yara izinden, dilinizdeki zehirden ve gülüşünüz de ki masumiyetten tanıyorum…’’






20 Kasım 2014 Perşembe

Umut (Hayat Akan Bir Sudur) / Ayşe Kulin (Yorum)

 
  Ayşe Kulin'in yazmış olduğu Veda (Esir Şehirde Bir Konak) kitabının devamı olan Umut, en az Veda kadar güzel bir kitap. Kitap dil bakımından eski kelimeleri barındırsa da sadeliğini korumuş. Akıcı bir üsluba sahip. Beni ilk başlarda biraz zorlayan sadece isimler oldu. Yeni karakterler. Okuyanlar bilirler, kitapta bir hayli fazla karakter var. Haliyle hepsini bir anda hafızada tutmak zor oluyor.
  İlk kitap Veda'da Ahmet Reşat'ın sürgünüyle sona ermişti. Bu kitapta nihayet Ahmet Reşat ailesine kavuşuyor. Tabii biraz sancılı zamanlardan sonra. Tabii her şey ilk zamanlarda bıraktığı gibi değil. Bir hayli değişmiş. Kendide zamanla bu değişimlerin bir çoğuna ayak uydurmaya çalışıyor. Evde her zaman ki şamatalar yerini koruyor ama. Hep sevmişimdir kalabalık aileleri. Bizim ailede kalabalıktır ama herkesin evi, düzeni ayrı. Ama Ahmet Reşat'ın öylemi. Damatlar iç güvey.İki ayrı büyükanne. Düşünün artık. Büyükanne demişken; Saraylıhanım ve Neyir Hnım'ın kapışmalarını okurken çok güldüm. Hele Saraylıhanım'ın hırsız deyip Neyir Hanım'ı merdivenden itmesini okurken kahkahalar attım. Ama Sbahat'e de çok üzüldüm. Neden mi? Ermeni sevmek o devirde suç. Sabahat'e Ermeni olan Aram'a aşık. Bunu öğrenince Ahmet Reşat aldı tabancayı canına kıyacak. Yaaa!!! Hiç olur şey mi? Allah'tan damadı yetişti de ucuz kurtuldu. Tabii olan Sabahat'e oldu. Aram'dan ayrı ve uzak yaşamak zorunda kaldı. Ama madem onunla evlenemiyorum, kimseye de evlenmem o zaman dedi, gül gibi kız. Ahmet Reşat cephesinde en çok beni ters köşe eden olay Mahir'in ölümüydü. Yazar şak diye neden öldürdü o adamı bilmem.

  Gelelim Zeki Salih Beylere.. O da ailesiyle evini, yerini yurdunu bırakıp göç eden ailelerden. Ama o kolay
kolay alışamamış o günün şartlarına. Çok zorlanmış. Boşnak adetlerini öyle bir çırpıda atamamış üstünden. Onunda kendince kalabalık bir ailesi mevcut. Kızları, oğulları ve kitabın sonunda karısını aldattığını öğrendiğimiz damadı. (pislik herif!)

  Bu iki ailenin hayatlarının hikayenin neresinde kesiseceklerini gerçekten merek ediyordum ki solsun Reşat Bey'in torunu Sitare (ölen Mahir'in kızı) beni bu konuda aydınlattı. Salih Bey'in kimseyi beğenmez mühendis oğlu Muhittin bir görüşte aşık oldu kıza. Eh onlarda erdi muradına ne diyelim.

Kitabın sonuna doğru Atütk'ün öldüğü döneme ait bir bölüm de yer verilmişti. En çok o bölümü sevdim. Neden mi? Ölüm zamanı da olsa Atatürk'ten birşeyler okumak insana geçmişiyle ilgili değerlerini daha çok hatırlatıyor.

                  Alıntılar

''Biz koca bir ömrü beklemeye adamış insanlarız'' s/289

''Belki birlikte değiliz, yan yana değiliz ama aynı gökyüzünü görüyoruz...'' s/292

''-Hangi dünyada yaşıyorsun sen Muho?
-Temiz bir dünyada yaşamaya çalışıyorum abi.
 -Ama yaşadığın dünya pis!
 -Maalesef!''s/314

''-Bu ne Sitare
-Makarnaların piştiğini anlamak için, bir makarnayı duvara fırlat, yapışıyorsa makarna pişmiştir, dediler.
-Kim dedi?-Azra -Sitare, sen tencereyi olduğu gibi duvara çalmışsın.'' s/362 (Aman siz bunu denemeyin :)) 

''Kızım, bu gün gördüğün Fransız, İngiliz, İtalyan ve Yunan bayrakları, ben Ankara'ya ilk geldiğimde istasyon binasında asılıydılar. Ağlama, bak, o bayrakların yerine bizim bayrağımızı asan adamı, bugün düşmanları bile nasıl saygıyla, sevgiyle teşyi ediyorlar. Ağlama, iftihar et!''



27 Ekim 2014 Pazartesi

Aşık Kuşlar / Cecelia Ahern (Yorum)

   Doğrusunuz ararsanız sırılsıklam bir aşk hikayesi bekliyordum ne yalan söyleyeyim. Hiç de öyle olmadı. Tabii bu kitabı beğenmediğim anlamını taşımıyor. Kitap bence kişisel gelişimde sayılabilir. Neden mi? Her bölüm size neyi nasıl yapmanız gerektiğini sunan bilmem kaçlı çözümlü faktörler. Tabii kendi üslubunda.
   Chistine için zaten işler içinden çıkılmaz bir hal almışken Adam'la karşılaşırlar. Nerede mi? Köprüde :D
   Adam sevgilisi onu terk ettiği için ölmeye karar veren yakışıklı yakışıklı, zengin, karizmatik biri. Ama ölmek istiyor. Tam da bu sırada Christine Adam'ı fark ediyor ve onu kurtarmak için onunla ilginç bir anlaşma yapıyor. Adam'a iki hafta içinde hayatın yaşamaya değer oluğunu kanıtlaması gerek. Ama bu hiç de kolay değil. Çünkü Christine bir kaç gün öncesine kadar başka birinin kendini vurmasına engel olamadı ve depresyonda. Ama Adam için hayatı yaşanılır kılması gerek.
Tabii Adam'a aşık olacağını hiç düşünmemişti...

Kitapta kendinizi bulacağınız alıntılar çokça mevcut. Bunlardan en çok sevdiklerim;


"Öfke çoğu zaman gerçeklere kulak tıkar."

''-Dünya senin gibi insanlarla dolu olsun isterdim, biliyor musun? -O halde dünyanı benimle doldur...''


1 Temmuz 2014 Salı

Değerini Bil / Nora Roberts (Yorum)



Orijinal Adı: Savor The Moment (Bride Quartet #3)
Sayfa Sayısı: 357
Yazar: Nora Roberts
Goodreads Puanı: 4.10
Yayınevi: Epsilon Yayınevi
Kitap Temin: Kitap Sihirbazı

Gelin serisinin 3. kitabı olan Değerini Bil tek kitap olarak bakıldığında gayet düzel ve akıcı bir konuya sahip. Ama serinin diğer ilk iki kitabını okuyan biri olarak bana sıradan geldi. Biraz da tekrar gibi. O sebeple fazla bir yorum yazamayacağım.
Bu kitabımız da Laurel'i konu almış. Zaten ikinci kitabı okurken yazar bunun sinyallerini veriyor. Hatta ikinci kitabı okurken Laurel'in aşık olduğu adamın Del olduğunu da biliyordu. Bu sebeple konu en baştan bana bildik geldi. Tamam Laurel ve Del'i okumak güzel ama daha farklı kurgularda olsaydı bence daha hoş olurdu.
Bildiğimiz gibi Laurel organizasyon grubunun pastacısı. Hatta öyle pastalar yapıyor ki herkes hayran. Del ise onların gözetleyeni, koruyanı, müdafaacısı ve Parker'in abisi. Ama Laurel Del'in bu korumacı tavırlarından sıkılmış ve ona olan hislerini görmediği için kızmıştır. Bu kızgınlıkla (ki ben buna kızgınlık demezdim) Del'i şakadanak öper. Ehh olaylar da bu öpücükle başlar tabi ki. İlk önce ikisi de ne yapacağını bilemez. İçten ie inkarlar tekrarlanır. Ama ikisi de birbirini akıllarından çıkaramaz.
 İlk adımı Laurel attığına göre diğer adım Del'e ait olmalı ve Del'in bu fırsatı kaçırmak gibi niyeti yok.
Bazı zorluklar, sorumluluklar ve engeller yaşansa da aşk her zaman yolunu bulur.

Eğer bu seriyi okuyor iseniz bence kitaplar arasına biraz zaman koyun yoksa benim gibi konular size çok bildik gelecektir.


Kitapla ve Hoşçakalın...



29 Haziran 2014 Pazar

Sonsuz Karanlık / Jeaniene Frost (Yorum)


Orijinal Adı: Eternal Kiss Of Darkness
Sayfa Sayısı: 431
Yazar: Jeaniene Frost
Goodreads Puanı: 4.21
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Kitap Temin: Kitap Sihirbazı

Gece Avcısı serisinden bildiğimiz Bones'in atası olan Mencheres'in hikayesiydi bu kitap. Gece Avcısı serisini okurken içten içe acaba Frost Mencheres'i de ayrı bir kitapta yazar mı diye kendime çoğu kez sormuştum. Hatta Kızıl Damla'yı okurken tamam dedim bütün hayalleri yıkıldı Mencheres yok diye isyan etmiştim ama saolsun Frost işinin ehli çıktı.

Çok uzun süreli bir yaşamın ardından artık ölmesi gerektiğini düşünen Mencheres bu işi gulyabanilere yaptırırken hiç olmadık bir anda bir kızın onu kurtarmak istemesiyle planı suya düşer. Mencheres bu kızın aklını kaçırdığını düşünse de kız onu kurtarmaya karalıdır. Tabii Mencheres'i kurtarmak hayatına mal olacakken Mencheres onu kurtarır. Aslında ilk anda Kira Mencheres için çok şey ifade eder. Karşılıksız fedakarlık, çıkarsız bir savunma gibi. Kaldı ki Mencheres bu tür davranışları görmeyeli çok uzun zaman olmuştu. Hele ki biri toprak kadar yaşlı ise gerisini siz düşünün. Ama Mencheres'in aşık olmaktan önce yapması gereken çok şey vardı ama kim aşka karşı koyabilmiş ki. Hele ki karşısında ki kadın onu delicesine arzularken. 
Mencheres Kiray'yı unutmaya çaışır fakat Kira'nın buna hiç niyeti yoktur. Bir daha ki karşılaşmaları da hiç onaylamayacakları bir şekilde olur. Yine Mencheres Kira'nın hayatını kurtarır fakat bu sefer onu vampire dönüştürmesi gerekmektedir.,
Ölmek için an kolllayan usta bir vampir ve ona bütün hayatı geri kazandırmaya çalışan yeni yetme vampir olan Kira...
Kira'nın en çok hoşuma giden tarafı güçlü bir karakter olmasıydı. Ben okurken büyük keyif aldım. Umarım siz de seversiniz.

Kitaptan alıntılar;

''Everest Dağı'nın da muhteşem olduğunu düşünüyorum ama bu ona tırmanmaya niyetim olduğu anlamına gelmiyor.'' s/52

''Eskilerin de dediği gibi bedava süt içebilecekken neden inek satın alsınlar.''


Kitapla ve Hoşçakalın...





26 Haziran 2014 Perşembe

Sevgilimden Son Mektup / Jojo Moyes (Yorum)


Orijinal Adı: The Last Letter From Your Lover
Sayfa Sayısı: 480
Yazar: Jojo Moyes
Goodreads Puanı: 3.93
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Kitap Temin: Kitap Sihirbazı


Ahh nedir benim bu arkadaşlarımdan çektiğim. İlk kendileri okuyorlar, beğeniyorlar sonra da 'tamam bu Derya'yı vurur' deyip şak tavsiyeyi yapıştırıyorlar. Aslında suç onlarda değil, ben onlara kandım. Ama şunu belirteyim Senden Önce Ben kitabından daha çok sevdim bu kitabı. Hatta ilk kitabını okurken 'tam klasik Türk filmi' demiştim. Belki siz de aynı hissi yaşamışsınızdır. Ama bu kitapta neyin nasıl olacağını olaylara nasıl yön verileceğini çoğu zaman kestiremedim ve bu beni konuya daha çok bağladı.

Ellie, gazetecilikle uğraşan hoş, otuzlu yaşlarda işine tutkun biridir. Ama evli bir sevgilisi var. Ne yapsın seviyor. Ama bu sevgi ona işlerini ve sorumluluklarını aksattırıyor. Patronu Elli'den güzel bir makale yazmasını bekler ve bu konuda da ısrarcıdır. Yoksa işinden olabilir. Ellie de soluğu kütüphane de alır. Ansızın bulduğu bir mektubu okuyup, yazanlardan çok etkilenir ve bu konu üzerin araştıra yapar.
Jennifer çevresinde saygın bir yeri olan Laurence ile evli bir kadın. Sürekli davetlere katılıp, herkese gülümsemek zorunda. Kendini mutlu sanıyor. Taa ki Boot'a aşık olana kadar. Boot ise bir gazete muhabiri.

Evli bir kadınla, uçarı bir muhabirin aşkı nasıl bu kadar etkili olabilir demeyin. Yazılan mektuplar, araya giren mesafeler ve bir türlü kesişmeyen iki hayat...

Alıntılar


''Anıların gerçekten de zihin yerine başka yerlerde gizlenebildiğini keşfetmişti.'' s/58 

''Duyguların yeri geldiğinde silahtan daha tehlikeli olabileceğini düşünemiyordu.'' s/156
''Doğa nasıl boşluğa karşıysa insan kalbi de öyledir.'' s/331 

''Keşke'nin çok tehlikeli bir oyun olduğunu uzun zaman önce öğrendim ben.'' s/426


Buradan yazara sesleniyorum... Sen böyle yazarsan, biz de oturup imkansız aşklarımızı beklemek zorunda kalacağız. Jojo biraz daha iyimser ol LÜTFEN...


22 Haziran 2014 Pazar

Bayan Peregrine'nin Tuhaf Çocukları / Ransom Ringgs (Yorum)


Orijinal Adı: Miss Peregrine's Home For Peculiar Children
Sayfa Sayısı: 358
Yazar: Ransom Ringgs
Goodreads Puanı: 3,77
Yayınevi: Sayfa6 Yayınları
Kitap Temin: Kitap Sihirbazı

Sayfa6 Yayınlarının okuduğum bu ikinci kitabıydı. İtiraf etmeliyim ki biraz hayal kırıklığı oldu kitap bende. Kitabın genç yetişkin olduğunu bilmiyordum. Ki bu tarz kitapları okumaktan genelde kaçınırım. Bana pek hitap etmiyorlar. Ama eğer ki kitabın okuyucu kitlesi olsaydım (yaş bakımından) kesinlikle severdim. Hikayemiz bir çocuğun dedesinden dinleyerek büyüdüğü hikayelerin, dedesinin ölümüyle peşine düşmesini barındırıyor. Cidden hikayenin peşine düşüyor hani. Çünkü yaşadığı yerin çok uzağına gitmesi gerek. Orada karşılaştığı şeyler ve bulunduğu durum hikayemizi biraz daha fantastik kılıyor. Neden mi derseniz, uçabilen bir kız, görünmeyen bir çocuk gibi bir çok farklı kişilerle tanışıyor. Hem de dedesinin bahsettiği arkadaşları onlar. 
Yani kısaca anlayacağınız hani çocukken sırf korkutmak için anlatılan hikayeler vardır ya tıpkı onlar gibi. Ama kitabın sonuna geldiğiniz de kitabın içinde yer alan resimlerin gerçek olduğu ve bir kaçı dışında resimlerde oynama olmadığı belirtiliyor. Yani hikayenin kısmen doğru olması gibi... Nedense bana pek inandırıcı gelmedi. Belki de yaşımdan dolayıdır. :D
Ehh gerisine de siz okuyup karar vereceksiniz...


Kitaptan Alıntı;

''İnsanın bol parası olduğu zaman önem vermediğini söylemesinin kolay olduğunu da unutmamak lazım.'' s/60


Kitapla ve Hoşçakalın...



LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...