Sayfalar

Aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Aralık 2015 Çarşamba

Mavi Tutku, Victoria Strauss [Kitap Yorumu]





Kitap Adı: Mavi Tutku
Yayınevi: Feniks Yayınları
Yazar Adı: Victoria Strauss
Liste Fiyatı: 24 TL





Kitap Tanıtımı

Mavi Tutku'ya Övgüler 
- Kirkus Reviews 2012 Yılının En İyi Gençlik Kitabı -

"Duygusal detaylarla zenginleştirilmiş hayal gücü unsurları ve tarihi kurgu tatmin edicidir, ancak milyonlarca kızın sınırlı seçeneği olduğu günümüzde en çok yankı yaratan, Giulia'nın kalbinin arzusunu bulmaya dair inanılmaz derecede gerçekçi arayışıdır. Sanatsal tutkunun nadir görülen, övgüye değer, muhteşem bir keşfi." 
- Kirkus (yıldızlı eleştiri, 2012'nin En İyileri'nden editörün seçimi) -

"Strauss (Guardian of the Hills kitabı yazarı), Giulia'nın karmaşık dünyasını, Rönesans döneminde kadınların sahip olduğu sınırlı seçimleri, manastır hayatını ve zamanın resim tekniklerini de dahil ederek bütün yönleriyle anlatırken büyük bir özen göstermektedir… Giulia'nın alışılmadık hikâyesi kesinlikle okurların dikkatini çekecektir." 
-Publishers Weekly- 

" Strauss'un, on beşinci yüzyıl Milano'su eşliğinde merak uyandıran bir kahraman, tarihi detaylar ve büyülü unsurlarla dokuduğu ustalıkla betimlenmiş romanı adeta bir hazine niteliğinde." 
-The Horn Book-

Kitap Yorumu

Aşk, ihanet, macera, iyi ile kötünün var olduğu bir kitaptı Mavi Tutku. Fakat en çok tarihi yönü ağır basıyordu. Kitap, 15. yy sonları İtalya'da geçiyor. Fakat klasik 'historical romance' deyip de geçemem. Sanata, astronomi ve astrolojiye de ayrıntılı bir biçimde yer vermiş. Ayrıntı okumaktan sıkılmam diyorsanız, kitap keyifle ilerliyor.
Çevirisi çok iyi.

Mavi Tutku'da Giulia'nın hikayesini okuyoruz. Giulia kontun kızıdır fakat evlilik dışı ilişkiden doğmuştur. Tabi 15. yy'da evlilik dışı ilişkiden meydana gelmek sanki çocuğun suçuymuş gibi ceneresini çeken de çocuktur.
Kontun ölümüyle de kontes -ilk fırsatta- Giulia'ı evden göndermek için onu rahibe olmaya; manastıra göndermeye zorlar.
Fakat Giulia kendi kendini yetiştirmiş bir kızdır. Resme özel yeteneği vardır. Fakat o dönemde kadın ressam mı? Tamam Giulia evlenip çoluk çocuk sahibi de olmak istiyor fakat bunun yanı sıra diğer isteklerini de bir kenara atacak değil. İşte bu yüzden bir tılsım yapmaya karar veriyor. Sadece bu sebepten manastıra gider; rahibe olmak için değil. :)
Giulia istediklerini elde edebilecek mi, dersiniz?
Giulia'nın kalbinin arzularını onunla birlikte bulmaya ne dersiniz?

Sadece okumaya değil, sanata dair de tutkunuz varsa bu kitabı kaçırmayın.

15. yy Milano'su sizi büyüleyecek.






18 Aralık 2015 Cuma

Kağıttan Kalpler, Courtney Walsh [KİTAP YORUMU]




Kitap Adı: Kağıttan Kalpler

Yazar: Courtney Walsh

Yayınevi: Arkadya Yayınları

Sayfa Sayısı: 456


En iyi aşk hikayeleri bile kusurludur, affedişler içerir ve zordur; ama er ya da geç mutluluğa ulaşırlar. Bir hikayeyi aşk hikayesi yapan bunlardır.

Dedim ki elime Kağıttan Kalpler'i alayım. Sonra bir de bakmışım ki kitabın sonuna gelmişim.
♥
Kim aşk hikayelerini sevmez ki? Courtney Walsh'un kaleminden aşk hikayesi okumaksa bence bir ayrıcalık. Çünkü kitapta ki duygusal yoğunluğu en derinden hissettirmeyi başarmış. Karakterler oldukça gerçekçi. Bahsi geçen kasaba ise tam manasıyla büyüleyici. Başka ne ararsınız ki?

Aslında kitap, 'en büyük aşklar nefretle başlar,' kalıbını ele almış. :)

Abigail ve Jacob'un aşk hikayesini aynı zamanda birbirlerine karşı verdikleri savaşı okuyoruz.

Abigail'in sahip olduğu tek şey; işlettiği kitabevi. Aşka dair bir gram inancı yok. Jacob ise geçmişinde ki sırlarla Abigail'in yaşadığı kasabaya taşınır üstelik bir de onun kitabevinin olduğu binayı satın alır. Ve dükkan sahibi ile kiracısı arasında büyük savaş başlar. :) Şunu şöyle de tanımlayabiliriz; kasabaya yeni gelen ve kasabanın yerlisi. Kasaba da bir nevi ikiye bölünecek.

Peki ne mi olacak? ♥AŞK♥ olacak. Tabi Abigail kitapları olduğu sürece bir erkeğe ihtiyacı olmadığı düşüncesinden kurtulabilirse. :) 

Diyor ki kitapta; ''Kimse ne yaptığını gerçekten bilmiyor. Fakat bir şeyler yaptıkları sürece bir yerlere varabiliyorlar. Ve bu, boş oturmaktan çok daha iyidir.''
...
Çok doğru bir söz.
Kitapta kazanan kim olacak dersiniz? Abigail mi? Jacob mu? Yoksa aşk mı? Ya da... Gönül İşi Gönüllüleri mi demeliydim? :)



31 Ekim 2015 Cumartesi

Tess'in Gözyaşları, Pepper Winters [Kitap Yorumu]


♣ Spoi İçerir ♣

"Nesin sen, Köle?"
"Ben seninim, Efendim."


Yorum yazacağım ama ekranın başında kalakaldım. Kitabın hangi yönünü anlatayım bilemiyorum. İlk kırk sayfa da hayal kırıklığına uğradım. Kız ezik bir karakter; ''Allah bilir vıcık vıcık aşkın olduğu bir cinsellik kitabı dahadır,'' dedim.  Hatta iki gün elime bile almadım kitabı. Sonra başladım hadi devam ettireyim diye düşündüm. Allah'ım! Allah'ım! İyi ki de devam etmişim. Nasıl özgün bir konusu var. Soluksuz okudum! Devamını istiyorum! Devamı bir an önce çıksın, alayım, okuyayım istiyorum.

Fakat değinmeden de geçemem, bu kitap bdsm. Bunu da yazar çok iyi yansıtmış. Tecavüz var. Bıçakla, sadece fantazi olarak... Kırbaçlama, kan yemini, efendi - köle ilişkisi, bağlanma, uyuşturucu ve insan kaçakçığı ile fahişeliğe zorlanma... Ben bu kitaba yaş sınırı +22 derim... Yaşı küçük olan, bu tür de okumayı sevmeyen eline almasın çünkü beğenmez.

Ben belki de kitabın bu kadar uç nokta da olmasını sevdim. Bilindik aşk hikayelerinden, bdsm deyip tutkulu aşka dönen romanlardan öyle sıkılmıştım ki... Tess'in Gözyaşları yeni bir soluk getirdi. :)

Gelelim konusuna. :) Tess, erkek arkadaşı Brax ile Avustralya'dan kalkıp taa Meksika'ya tatile gidiyor. Brax çok şirin. Şirin olduğu kadar da sıkıcı. :) Üzgün olduğunda sarılabileceğin birisi. Tess yalnız kalmaktan o kadar korkuyor ki ona gerçek benliğini bile açamıyor: Kırbaç ve sert seksten hoşlandığını yani. :) Aslında kendine bile itiraf edemiyor diyebilirim. Fakat Meksika'da kaçırıldıktan ve efendisi olacak Q'ya satıldıktan sonra hem kendisini kabullenmeyi öğreniyor hemde olduğundan daha güçlü olduğunu fark ediyor.
Q'ya gelirsek... Q, Tess'in efendisi. Onu ehlileştirmeye, itaat etmesini sağlamaya çalışıyor. Zorbalıklar ediyor. Çünkü Tess onun malı; net. :) Fakat canavarca da olsa onu arzuluyor da. Tess'imiz de az değil. O da bu arzuya karşılık veriyor.

Benim beğenmediği tek bir yönü vardı; o da Tess'in başına gelen şeyleri çarpık arzularına bağlamasıydı. Kaldı ki başına gelen şeyler bu anlattıklarımla da sınırlı değil. Okumanız lazım. :)

Bu kitapta duygu değişimleri o kadar ani ve o kadar sert ki nefesinizi kesiyor.

Bu tarz okuyabiliyorsanız bu kitabı kaçırmayın derim.

Bir de Arkadya Bitter'e eleştirim olacak. :) Kapak görseli çok kötü. Pembe en nefret ettiğim renktir.. Bu yayın evinin kuruluş amacı belli. Ne türde kitaplar çıkaracaklarını duyurdular. Bence orijinal kapakları kullanmalılar ya da ona uygun görseller.


♣ Alıntılar ♣


                          "Sen benim  olmayabilirsin ama ben giderek daha çok senin oluyorum."

♣

"Özgürlüğüm esaretindedir, Q. Sadece senin yanındayken uçabilirim."

♣

Tess Snow.
Tess esclave.
Benim.
Her şeyiyle benim.




11 Ağustos 2015 Salı

Bıraktığın Yerde Bekler Mi Aşk? / Opelia London



Orijinal Adı: Playing At Love
Seri Adı: Perfect Kisses
Seri Sıralaması: 1/3
Yazar Adı: Ophelia London
Tür: Günümüz Aşk
Yayınevi: Nemesis Kitap 



İçinizi ısıtacak sıcacık bir roman.

Bıraktığın Yerde Bekler Mi Aşk?... Acaba bekler mi? =) Kitaba cuk diye oturan bir soru. Ve yine cuk diye oturacak klasik bir cümle: En büyük aşklar kavgayla başlar. Bizim durumumuz da karakterlerimiz kavga etmekten ziyade savaşsa da. =)

Kitapta, karakterler de çok tatlı. Nemesis'in yenilerinden. Kitabın kapağı da çok tatlı. Okurken elinizden bırakamayacağınız bir roman. Yazarın kalemi sade. Akıcı. Al eline uzan, o gün bitirirsin. Zira benim öyle oldu. Tess ve Jack'e kapıldım. Tamam ya kabul: Tess de kimmiş? Jack'e kapıldım. =)

Konuya girmeden önce seriden bahsetmek istiyorum. Kitap, Mükemmel Öpücük serisinin ilk kitabı. İkinci kitap Tess'in en yakın arkadaşının hayatını anlatırken üçüncü kitapta Tess'in ağabeyi'nin hikayesini okuyacağız. Ben merakla devam kitaplarını bekliyorum. Bir de seri kapakları birbirine uygun çıktı mı tadından yenilmez olur. =)

Ayrıca yorumlarımı takip eden bilir ben pek aşk romanları okumuyorum. Okuduklarımda da oldukça seçiciyim. Sadece aşka yönelik hiç bir kurgusu olmayan kitaplar beni bayıyor. Bıraktığın Yerde Bekler Mi Aşk? kitabı için diyeceği ilk şeyse kitapta geçen aşkın yanı sıra güzel bir kurgunun olup bunun başarılı bir şekilde ilerlemesiydi. O yüzden de gönül rahatlığı ile sıkılmadan okuyacağınız bir roman diyebiliyorum.

Gel gelelim konusuna =)

Tess bir koro öğretmenidir. Ve müzik bölümünün başkanıdır. Üstelik de işine ve müziğe aşıktır. [Bu kitabı okurken müzik dinleyin derim] Tabi iş hayatında ne kadar başarılıysa aşk hayatında da bir o kadar rezil haldedir. =) Eee erkek milleti. Seçici olmak lazım. Ama nereye kadar? =) Tess'in kalbi kırıklarla doludur. Kalbini kıran ilk kişide 14 yıl önce aşık olduğu Jack'dir.

Jack ise Tess'in okuluna yeni koç olarak gelir. İşi zor; takımı adam etmek. Lise öğrencileri ile uğraşmak kolay değil. Kendi gençliğimden biliyorum. Gerçi bizim Jack gibi koçumuz hiç olmadı ama... =)=)=)

Fakat Jack ve Tess'in işi zor. Çünkü okul bütçe kesintisi yapmayı planladıklarını söyler ve seçmeli derslerden biri müfredattan kalkacaktır. Bunlardan biri ya koro ya da futbol olacaktır. Tess ve Jack'in arasında ki savaş da böylece başlamış olur. 

Bir yandan işsiz kalmamak için birbirleriyle savaşırlarken bir yandan da kendi hisleriyle savaşmak zorunda kalan ikilimizi okumak tadından yenilmezdi. =) Yorumun en başında söylediğimi tekrarlayarak bitirmek istiyorum; Bıraktığın Yerde Bekler Mi Aşk? içinizi ısıtacak sıcacık bir roman.

Okuyun derim... =)=)=)




19 Mayıs 2015 Salı

Beyaza Tutsak, Ecem Altınok [Kitap Yorumu]



Yine gencecik birinin kaleminden, onun ilk kitabını okudum. Beyaza Tutsak: Beni etkileyen ilk şey kitabın ismi olmuştu.

Ecem'in sıkılmadan okuyacağınız, akıcı bir dili vardı. Sanki biraz şiirseldi ya da cümlelerin yoğunluğundan dolayı bana öyle geldi. Kitapta ki duygusallığı neredeyse elle tutulur bir biçimde hissetmek mümkündü. Fakat kitapta beğenmediğim bir yönde vardı: Kurgu dolayısıyla, biraz uyuşturucuya özendirme vardı sanki. Özendirme demeyeyim de, tam belirgin olmasa da doğru olmayan yönü vardı. Kız, uyuşturucu satıcısına aşık oluyor. Bir kadın, bu tür bir erkeğe gerçekten aşık olur mu? Ya da nasıl bir kadın bu tür bir erkeğe aşık olur? En sonunda doğru yolu bulmuş ya da onun arayışına girmiş fark etmez. En baştan nasıl bu yola girer?... Emin değilim. 

Her neyse... Doğru veya yanlış ilk kitap için Ecem'in kalemini oldukça başarılı buldum. Yazmaya devam ettikçe de çok daha iyi olacağını düşünüyorum. Yolu açık olsun inşallah. =) 

Beyaza Tutsak, Hazan ile Aral'ın hikayesiydi. Kitap Hazan'ın ağzından anlatılıyordu. Onun hikayesi, onun yaşadıkları ve yine onun hisleri. Hazan için söyleyebileceğim ilk şey ise onun fedakarlığının haddi hesabı olmadığı. 

''Karanlık oyunları, karanlık duygular, karanlık anlaşmalar, Beyaza Tutsak üç kişi...'' 

Konusuna da değinmeden olmaz; Hazan trafik kazasında anne babasını kaybettikten sonra yetimhanede büyümüş. Geride kalan tek kardeşi Hakan ise onun değer verdiği yegane şeydir. Ancak Hakan uyuşturucuya alışmıştır. Yoksunluk çırpınışları Hazan'a tehlikeli kapıları, özellikle de Cehennem'de tanıdığı Aral'a giden kapıyı açacaktır. 
Aral kayıtsız kalamayacağı Hazan için kendi işini baltalasa da gücünü en önemlisi de yüreğini Hazan'a serecek. 

Pembe roman tadında bir son mu bekliyor bizi dersiniz? Eh, öğrenmek için Beyaza Tutsak'ı elinize alıp okumanız gerekecek.


14 Mayıs 2015 Perşembe

30 Yaşındaysanız Hayat Gerçekten Zor / Burçin Çelik [Kitap Yorumu]

Ve böylece meşhur ''Yamakdan'' ile tanışmış oldum. =) 30 Yaşındaysanız, Burçin Çelik'in kaleminden okuduğum ilk kitaptı. Son olmayacak.

Ben otuz yaşında değilim ama hayatın gerçekten zor olduğunun farkındayım. Burçin ise benden sadece bir yaş büyükmüş ve beni kendine hayran bıraktı. Benim yazabildiğim tek şey şu kitap yorumları. Çaktırmasak da olurdu hani. =)

Yazarın dilini sevdim. Eğlenceli bir romandı. Türü çik-lit zaten. =) Kitabın başından sonuna kadar gülümsetecek size neşe kaynağı olacak. Ara sıra da düşündürecek; doğru, yanlışı ve hayatı...

Kitapta yazarın kaleminden çıkan espriler kalite ve zekice. Sıkılmadan okuyacaksınız. Burçin Çelik'in bu tür de yazdığı ilk kitapmış sanırım ilk kitap için oldukça başarılı yazdıkça çok daha iyi olacağına da inancım tam.

Öyle ya da böyle bu kitap sürükleyiciydi. Aksini söyleyemem. Sık sık kahkahalar atarak, devamını her daim merak ederek hatta kimi yerler de sinir olarak bir çırpıda okudum, bitirdim.

Mesela Nazlı'nın aldatıldığını öğrendiği an da ki tavrına uyuz oldum! Uyuz! Konuya girmeden bunu belirteyim de. =)

Gelelim kitabın konusuna; kitap eve gelip de kocasını ev de başka bir kadınla basmasıyla başlıyor. Tepkisi ise şu: 'Günaydın. Bir an önce evimi terk edin hanımefendi.' .. Höng oldum tabi. Ben olsam o yatağa atlar ikisini de gebertirdim. Iıyyy ıyy tüylerim diken diken oldu. Ben olsam olayını geçelim... Gerçi Nazlı'nın da sabrı hödük, odun, alık balık kocasına karşı sabrı, vazonun birinin televiyonun ortasına fırlatmasıyla son bulmuştu. =) Oh, adamın kafasına geleydi bi aslında içimin yağları pek güzel eriyecekti...

Lafın özü daha en baştan tam bir çatlak olduğuna inandığım Nazlı'nın, akıllıca bir harekette bulunup kocasını boşadı. Sonrası ne mi? Sen yarım bıraktığın üniversiteye otuz yaşında başla. (Tebrikler Nazlı) Herkesin aşık olduğu hocayı kendine aşık et. (Alkışlar Nazlı) Sonra git kendinde bir güzel o hocaya aşık ol. (Yoksa akıllanıyor musun Nazlı?)

=)=)=)

Ve böylece ikinci evliliğini de hocası, Barış ile yapar.

Barış'ın bir de kızı var; Peri. Eh, Nazlı'da hamile kalıyor tabi. Ah doğuruyor da; üçüzlerini.

Daha neler neler. Nazlı'nın nazları, çocukların yaramazlıkları, Barış'ın halleri... Tam komedi!

Bu kitabı kahkalarla okumaya başlayıp yine kahkalarla bitireceksiniz.

Bu kitabı okuyun, keyfine varım derim.


3 Mayıs 2015 Pazar

Senli, Merve Akıncı [Kitap Yorumu]


''Bu bir günlük değil, bu senli bir anılar geçidi olacak.''

Gerçekten de öyle. Bu kitap günlük gibi ama bir günlük değil. Nasıl bir yorum yapabilirim bilmiyorum. hiç bu tarz bir kitap okumamıştım. Ve bazı kitaplar anlatılmaz denir ya Senli öyle bir kitap işte. Bambaşka...

Bu anılar geçidi beni derinden etkiledi. Kalbimin okurken ve hala tir tir titrediğini hissediyorum. Üzüldüm, korktum, sevdim, sevildim. Ve çok ama çok şaşırdım. Kitabın sonu beni tam manasıyla ters köşe etti! Yemin ediyorum ki kitap bittiğinde; Senli elimde hala açık vaziyette ağzım o şeklini almış haldeydi! Kırk yıl düşünsem, düşünseniz aklınıza asla gelmeyecek bir sonu vardı. Öyle bir yere bağlamış ki... Of of of!

Merve Akıncı'dan okuduğum ilk kitap bu. İyi ki de okumuşum. Ne yalan söyleyeyim kalemi beklentimin çok üstünde çıktı. Öyle hisli yazmış ki... Wattpad yazarlarına karşı bir ön yargım var ve Merve Akıncı o ön yargıyı kırdı geçti. Merve'yi gönül rahatlığı ile yazar olarak nitelendiririm. 

Senli'yi düşündükçe nefesim kesiliyor arkadaş! Yok böyle bir şey ya... 


Senli bir kitaptı. Bir romandı. Bir şiirdi. Bir günlük, bir defterdi. Ve aslında hiç biri değildi. Senli bambaşka bir şeydi. Senli kesinlikle duygular geçidiydi. Beni benden aldı...
Senli bir insanın başka birini kendinden bile daha çok sevmenin hikayesiydi. 
Karan ve Bahar'dan çok Bahar'ın Karan'a duyduğu aşkın hikayesiydi aslında. 



Aklınız da ve yüreğiniz de yer edecek, soluksuz okuyacağınız bir avuç sayfa...

Kesinlikle ama kesinlikle bu kitabı okuyun... 






Aşkın Ritmi, Kylie Scott [Kitap Yorumu]



Arka kapak yazısını okumak gibi bir alışkanlığım yoktur. Bu sebepten Aşkın Ritmi'ni, Aşkın Müziği'nin devam kitabı sanıyordum. Bir nevi o nitelikte tabi ama Stage Dive grubunun bateristi Mal'ın hikayesini anlatıyordu.

Günümüz aşk türünde çok fazla kitap okumam. Okuduklarımın da çok azının devam kitaplarını elime alırım. Fakat Aşkın Ritmi'ne başlarken beğeneceğime dair en ufak bir şüphem yoktu. Kylie Scott oldukça başarılı bir yazar.

Sürükleyici kurgusu, etkileyici karakterleri ve esprili bir dili var. Romantizmi saymıyorum bile. =)

Çevirisine gelirsek; ben beğendim. Fakat bir yazarın kitaplarını hele de seri ise aynı çevirmenin elinden çıkmasını tercih ederim.

Lafın özü: Bu kitap, bu yazar hayal kırıklığına uğratmıyor. Ateşli ve esprili kalemi ile eminim ki sizi de hayal kırıklığına uğratmayacak.  Baş döndürücü bir hikaye, baş döndürücü bir aşk ve baş döndürücü bir karakter; Mal. Eh daha ne ister insan? Tabi bir de kadın karakterimiz var; Anne. Ama onu düşünmeyelim şimdi. =) 
Mal, seninle her yere gelirim bebeğim. Turneye bile. Anne'de kimmiş? =)

Aşkın Ritmi Anne'nin ağzından anlatılıyor. Anne ve Mal ise Evelyn ile David'in verdiği bir parti de tanışıyorlar. Yani Aşkın Ritmi'nden önce Aşkın Müziği'ni okumanız şart. =) Tanışmalarının ardından yirmi dört saat geçmeden Anne evinde Mal'ı buluyor. Adam taşınmış, yerleş bir de koltuk takımı falan almış. Kırık ya... =)=)=) Anne'de az değil tabi buldu Mal gibi rockçıyı. O gün bir oyun oynamaya başlıyorlar. Görüntü de sevgili olacaklar. Lakin oyunun gerçeğe dönüşmesi çok sürmüyor. İkisinde de o arzu olduktan sonra. Biz en fazla evcilik, doktorculuk oynayalım daha, of of.! =)
Fakat hayat toz pembe değil. İkisininde konuşmaktan kaçındığı, onları üzen ailevi sorunları var. İkilimiz birbirine bağlandıkça açılıyorlar. Açıldıkça mutluluğa adım adım yaklaşıyorlar...
Sonrası mı; mutlu son. 
Bu yazarı okuyun millet. Pişman olmayacaksınız.


11 Nisan 2015 Cumartesi

Bırakma Ellerimi, Ayşegül Çiçekoğlu [Kitap Yorumu]



Bir kitabın daha son satırlarını okuyup kitaplığımda ki yerine kaldırdım. 

Bırakma Ellerimi kelimenin tam manasıyla bir aşk romanıydı. Kitabı okurken aklınıza pembeler, güller, kırmızılar, şiirler getirecek kadar yoğun bir aşk hikayesiydi hemde...

O aşkın içinde koskocaman bir sevgi ve o sevginin içerisinde ise huzur, mutluluk, güven vardı.

Aşk kitabı tutkunları bu romana bayılacaklar. Bende tek bir satırını atlamadan okuyup bitirdim ama çok fazla aşk romanı okuyan biri değilim; bu kadar yoğun bir aşkın anlatıldığı romanlar beni biraz     boğuyor. Bu konularda soğuk bir yapım var sanırım.

Kitapta kimi yerler defalarca tekrarlanmış gibiydi fakat yine de akıcıydı diyebilirim. Kitap kendini okutuyor çünkü yazar duyguları okuyucusuna hissettire bilmiş. 

Konuya gelirsek: Kitap Toprak'ın sırf boğulduğunu hissettiği için Elif'ten ayrılmak istemesiyle başlıyor. Bir an da boşanma davası açıyor bir de dava Elif'in doğum günün de görülüyor. Ve bu çiftimiz on yıldır tanışıyorlar. Önce dost sonra sevgili ardından da iki yıldır evlilerdi. 
Terk edilmenin üzerine Elif yaşadığı şehri ardında bırakıyor. [Zaten erkek boşanır hayatına devam eder. Kadın boşanır her şeye baştan başlar... Lanet olasıca hayat...] İstanbul'a taşınıyor ve orada başka birini tanıyor. =))

Kader...

Ya da hayat...

Onun adı da Toprak. [Sanırım ben daha o an da küfrü basardım.]

Elif başlarda iki Toprak arasında gelgitler yaşıyor. Eski eşi piyasaya başka bir erkek çıkınca karısını geri istiyor. Tabi o zamana dek de gününü gün etmiş... Iyk ya nefretlik tam. Zaten acı biter geriye kırgınlık kalır. Nitekim öyle de oluyor. 

Torak Üstüner onun geleceği, kalbi ve aşkı... 

Aynı isim farklı bir adam. Güzel bir gelecek, yeni bir gelinlik... Bitmeyen bir aşk, sahip olunacak çocuklar veee

Mutlu son ^_^





10 Nisan 2015 Cuma

Siyah Damar, Tarryn Fisher [Kitap Yorumu]




Tarryn Fisher... Siyah Damar'ın yazarı. Bu kadın bir numara. Bu kadın kesinlikle sorun ve bu kadın kesinlikle bir deli. Aynı yarattığı karakterler gibi. Kurgu gibi. =))

Çok seviyorum ve çok beğeniyorum. En beğendiğim yönü ise iki paragraf arasında en beklenmedik anda tek bir cümle ile şoka uğratması. Tekrar ve tekrar...

Bu yazardan daha önce üçleme bir seri okumuştum: Fırsatçı, Kızıl Tehlike ve Hırsız. Siyah Damar ise tür olarak diğerlerinden ayrılsa da kesinlikle onları aratmıyor. 
Kitabın türü psikolojik-gerilim. Okurken öyle yerlerle karşı karşıya kalıyorsunuz ki benim kanım çekildi. Zaten kitabın teşekkür bölümünde de Stephen King'e ona yazmasını öğrettiği için teşekkür ediyor. Stephen King'e! O ve onun yarattığı karakterler ayrı bir sorunlu zaten. =))

Siyah Damar, Senna'nın bir sabah uyanıpta kendini hiç bilmediği bir yer de bulmasıyla başlıyor. İlk fark ettiği ikinci katta olduğu. İkinci fark ettiği şeyse karların arasında bir tabela; üzerinde ise ''İşin bitti, Senna,'' yazıyordu. Eh daha ilk sayfadan da ilk şoku yaşamış oldum. Tabi Senna'da. Ama Tarryn bu: Senna evi dolaşmaya çıkıyor, karşısına biri çıkacak olursa da onu bıçaklamayı, ikiye bölmeyi düşünüyor. Ben olsam korkudan altıma kaçırmamaya çalışır, hiç bir şey de düşünemezdim! =))
Ah! Karşısına biri çıkıyor; Isaac. Fakat onun elleri ve kolları bağlanmış.

O ev de günler, aylar geçiyor. Hissettikleri tek şey korku. Sanırım en kötü işkence onların ki; ölümü beklemek. Zamanla yemek, odun ve umutları da tükeniyor.
Fakat ikilinin geçmişinde bir sır yatıyor; atlıkarınca ile ilgili. Tesadüfe bakın ki ev de bir atlıkarınca odası var. Başlarda geçmişi hatırlamak, konuşmak istemezler. Çünkü hatırladıkları anının ardından acı ve suçluluk gelecektir. Fakat hatırlamaları gerektiğini kabullendiklerinde evin kapısını açmayı başarırlar.

Ve kitap bir anda geçmişe, Senna ile Isaac'in tanıştıkları zamana döner. Senna onu terk eden, aşık olduğu adama: Nick'e özlem duymakta ve hayatına devam etmek için çabalayan bir kadındır. Isaac ile tanışmaları ise tecavüze uğradığı gün olur... Hayatı boyunca sessiz biri olan Senna bu olayla iyice içine kapanır. Aslında kısacası Isaac ile tanıştıklarında Senna sessiz biriydi. Acı çektiğinde sessizdi ve kansere yakalanıp hayatın bir darbesini daha yediğinde yine sessizdi. Isaac onun her zaman yanında oldu. Onun sessizliğinde ki çığlığı duydu.

Nick aşık olduğu adamdı ama Isaac ruh eşiydi.

Fakat Senna Isaac'i hayatından kovdu... İşte tam da bu nokta da kitap tekrardan hapis kaldıkları evin kapısını açtıkları zamana dönüyor.

Hayatta kalabilmek için birbirlerine tutunuyorlar. Onları oraya kapatan kişi ortaya çıktığında öğreniyorlar ki o kişinin asıl amacı aşkı test etmekmiş. [Kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi.]

Onun yaptıkları yüzünden neredeyse ölüyorlardı... Çünkü o, acımasızdı. Kendini tanrı sandı. Fakat Senna o ev de hapis kaldığı süre içerisinde değişti. Isaac o değişimi başlattı. Isaac, Senna'nın kendine karşı hissettiği acıma duygusunu, şirretliğini, dünyaya haddini bildirme arzusunun hepsini aldı ve kendine yönlendirdi.

...

Siyah Damar nefesimi kesti. Soluksuz okuyacağınız, bir çok şeyi sorgulayacağınız müthiş bir romandı.  

Alın okuyun millet! ;-)


8 Nisan 2015 Çarşamba

Bir Deniz Kızı Hikayesi, Canan A. Düzgan [Kitap Yorumu]



Bir kitabı aşk romanı sanıp hatta historical olduğunu bile düşünüp de alıp, okumaya başlayan bir ben varımdır. =)) Kitap fantastik çıktı, iyi ki de öyleymiş.
Yazarı ile ilk defa bu kitabında tanıştım. Beğeneceğimi düşündüğüm için elbette okumaya başlamıştım fakat beğenmek ne kelime ben bu kitaba bayıldım..!

Bir Deniz Kızı Hikayesi; kahkahalarla... zaman zaman gözünüzden akan bir iki damla yaşla ama her an yüreğinizde hissettirdiği 'gerçek aşk kavramı' ile okuyacağınız bir roman.

Yedi yüz küsur sayfa kitabın her bir satırını gözlerinizle yeyip içeceksiniz. Bir an bile sıkılıp bırakmayacaksınız. 
Ayrıca kitabın baskısı özellikle dikkatimi çekti; kalitesi çok iyi. Çok çok iyi! kapkalın bir kabartma, elimde silinmeyen altın yaldız ve kalınlığıyla dağılmayan bir cilt. Postiga Yayınları takdir ettiklerim arasına girdi. =))

Gelelim kitaba... Aslında kitap sadece iki karakterin hikayesi değil. Bu kitap üç adam ve bir deniz erkeği ile üç deniz perisi ve bir kadının masalıydı. =))
Yazar, Walt ve Elka'nın hikayesinin için de diğerlerini de anlatmış. Konu da bir an bile kopukluk yaşamadım. Üstelik her bir karakter öyle gerçekçi ve sevilesi ki... Bununla da bitmiyor. =)) Bir de Walt'ın gündüz düşleri var. Okuması çok zevkliydi.
İşte tüm bunların birleşimiyle olağanüstü bir kurgu ortaya çıkmış. Yazarının kaleminin başarılı olması da kitabı tam okunalısı kıvama getirmiş. =))

Bir Deniz Kızı Hikayesi'nde ki kurgu Karayipler de geçiyor ve asıl adamın asıl kızı bir mağara da bulması ile hız kazanıyor. Walt önce, Elka'nın [iki ayağı var, kuyruğu değil] insan görünüşünde olduğundan bir deniz perisi olduğunu anlamıyor. İnsan inanmayacağı bir şeyi aklına bile getirmez ne de olsa. Fakat Elka saf ve masum olmasının yanı sıra kelimenin tam manasıyla hiç bir şeyi de bilmiyor. Walt onun hafızasını kaybettiğini hatta deli olduğunu düşünüyor. Elka'nın vücudunda ki solungaç izlerini gördükten sonra da kötü muameleye uğradığını falan sanıyor. Tabi bir yandan da kendini Elka'ya ve aşka kaptırmaya başlıyor. [Kamyona çarpmış bir araba gibi karşında =))] Onu koruyor, sahipleniyor ve bir şeyler öğretmeye çabalıyor. Tabi işine gelmeyen şeyler oldu mu da yalanları sıralıyor: UV ışınları öldürür; üstsüz güneşlenemezsin. Dondurma öldürür; yalama. Korkunca sarılıp öpersin geçer... =)) Hahahytt aşık adam işte dokunmaya kıyamıyor ama yine de az değildi. =))

Zaman geçiyor... Solungaç izleri kaybolmaya başladıkça içlerini de bir korku kaplıyor. İzlerin tamamı yok olduktan sonra insan mı olacak? Ölecek mi?... Bu sorunun cevabı ne biliyor musunuz? Ölüm... Amaaa ne demişler ölüm bile aşıkları ayıramaz. Aşk öyle kuvvetli bir histir ki asla yok olmaz. 

Meraklandınız değil mi? Ne mi yapıyorsunuz; alın ve okuyun bu kitabı. Canı gönülden tavsiye ederim. Soluksuz okuyup, elinize aldığınız gibi bitireceksiniz. Sonra da neden bitti diye ağlarsınız. =))

Okuyun, okuyun, okuyun...


31 Mart 2015 Salı

Sonsuza Kadar / Natasha Boyd [Kitap Yorumu]



Sonsuza Kadar, Eversea serisinin ikinci ve son kitabıydı.

Jack ve Keri Ann'ı unutmuş ve unutacak olmamız mümkün değil, değil mi? =)) Jack'i hele (Elbette ki Jack'i, başka kimi olacak Keri Ann'ı mı?) öyle çok özlemişim ki!.. Jack'i, onların arasında ki nefes kesici aşkı ve kaplumbağaları da özlemişim. =))

Bu kitabı, kıskanarak okuyacaksınız. 

Yazarın kalemi de özlediğim bir diğer şeydi. Bir kez daha kurguyu biz okuyucusuna en başarılı şekilde yansıtmayı başarmış. Karakterler olağanüstü; hem de her biri. Dili akıcı. Elinden düşürmeden okuyup bitiriyorsun... Kitabın çevirisi, edisyonu ve baskısı da başarılı. Eee daha ne istiyorsun? =))

Sonsuza Kadar'da benim ilgimi çeken ilk şey kapağı olmuştu. Onun bile bir anlamı var; okuyacaksınız. Jack'in annesi onu ''Şişedeki Mektup''un insan versiyonuna benzetiyor. Yani demek istiyor ki; bir aşk hikayesi onu ancak doğru insanla karşılaştığında ve kim olduğunu kabul edip kendisini kucaklarsa bulurmuş. Kaldı ki öyle de oluyor. Jack'in kendisi ve bir anlamda babası ile yüzleşmesi, bazı şeyleri kabullenmesi gerekiyor.
Jack bir korkak olmaktan vazgeçip, Keri Ann için daha sert savaşmaya başlamalı. Reddedilmekle yüzleşmek istemediği için çabalamaktan kaçmamalı. 

Keri Ann ise... Jack'le olan ilişkisinin onu tanımlamasından korkuyor. (Anlayacağınız elimizde iki korkak var) Keri Ann kim olduğunu, neler yapabileceğini ve ne istediğini bu kitapta keşfetmeye başlıyor. Bir anlam da Keri Ann bu kitapta gerçek bir kadın gibi hissetmeye başlıyor. Sadece Jack'in sevgili olarak anılmak istemiyor. Onun hayatının gelgitleri arasında kaybolmaktan korkuyor belki de. Haklı da. Batsa da çıksa da bir kadın kendi adıyla anılmak ister. Kendisinin başarısı veya başarısızlığı olsun ister. 

Ama... Ama ama ama Jack'ten de vazgeçemiyor hatun. Akıllı kız. =))

Kitap iniş ve çıkışlarla sona yaklaşıyor. Bu arada sinir krizi geçirmenize ramak kalıyor çünkü Jack bir türlü evlenme teklifi etmiyor! Uyuz! Uyuz oldum! Kitap bitecek, okuyacak bir tutam sayfa kaldı; yok!... Sonra ne mi oluyor?

Okuyun öğrenin =))=))=)) 


25 Mart 2015 Çarşamba

Kadınımın Şarkısı, Eda Tuzcalı [Kitap Yorumu]




Gönül rahatlığıyla okumanızı tavsiye edebileceğim bir kitap daha okudum, bitirdim... Kadınımın Şarkısı; adı bile güzel.

Kitap tam anlamıyla bir aşk romanıydı. Romantizmiyle, kıskançlık krizleriyle, karakterlerin arasında ki çekim ve tutkuyla dört dörtlük bir aşk romanıydı hem de.

Beni bu kitabı elime alıp okumaya iten ise şu cümle oldu; ''Eğer aşk cevapsa o halde soru neydi?''  Vay beh! İçim yanıyor arkadaş! :'( :-)

Yazarın kalemini beğendim. Aslında kitapta bazı yerler uzatılmıştı fakat yazar yaptığı araştırmalar ile (ki ben bir çok şeyi araştırdığına inanıyorum, okuyan anlar) süslemişti. Yazardan karakterine, karakterden biz okuyucuya duygu aktarımı çok çok iyiydi.  Bu yüzden uzatılmış yerler boğucu gelmiyor. Beş yüz sayfayı tek bir cümle atlamadan iki gün de okuduğuma göre, yazarın bu başarısını tebrik etmeliyim... :)) Üstelik gerçekçi olan sadece karakterler değildi;


ikilinin arasında ki o aşk öyle yoğun bir dille aktarılmış ki sanki elle tutulabilir gibiydi.


Kitap iki karakterin ağzından dönüşümlü olarak anlatılıyor. Ünlü Rock yıldızı Robert ile başarısıyle tanınan tiyatro oyuncusu Sea.
Robert, hayatını gözler önünde yaşamaya alıştığı kadar bu şekilde yaşamayı da seven bir adamdır. Tam bir Rock'çı. Karizmatik, seksi, içki ve kadınlarla gününü gün eden ama yüreği... O yüreği yok mu yüreği. Ah! ah! Hayran olduğumuz erkek tipi işte bayanlar. :-)
Sea ise inatçı, mükemmeliyertçi ve oldukça gizemli bir kadındır. Az da fallik değildi hani. :-)

İkilimiz daha kitabın en başından bir araya geliyor. Sea, Rob'un klip çekimlerinde oynayacak. Klip büyük bir yankı uyandırıyor. Sonra gelsin; turneler, televizyon programları, ödül geceleri. Masal gibi bir hayat. Masal gibi bir aşk.



Kitapta duygularını en iyi ifade edebilen karakter ise Sea değil Robert'ti. Bunun bu şekilde olmasını açıkçası ben daha çok beğendim. Hatta Robert görüp görebileceğiniz en romantik insan. Ona olan aşkını şarkı sözleri ile dile getiriyor. O sözler de her şey var; kıskançlığı, tutkusu, af dileyişi... Kendimden geçtim, iç çekiyorum. Kıskançlıkla. :-)
Fakat Rob'un tek isteği; Sea'nın yanında olması. Beni sev demiyor. Benim yanımda ol diyor. Bu adam Sea'nın sevgisini hiç mi hissedemiyor? Yoksa Sea bunu göstermeyi mi beceremiyor?
Zaman zaman bir kaşık su da boğasım geldi onları.



Siz birbirinize aitsiniz; Rosea!

Bu kitabı okurken kendinizi unutup, pembe hayaller kurmaya başlayacaksınız.

Eee, ne duruyorsunuz? :-)



5 Mart 2015 Perşembe

Gündüz Sefası / Sarah Jio (Yorum)



Sarah Jio'nun Gündüz Sefası bitirmiş bulunmaktayım.
Şöyle başlayayım;kitabın kapağını çok beğendim hatta bayıldım.Zaten mor en sevdiğim renk :)
Fakat kitabın konusuna gelince beni o kadar etkilemedi.Yazarın nerde o yazdığı ''Mart Menekşeleri'' nerde ''Gündüz Sefası''.
 Bence yazar artık yazı şeklini ve konu işleyişini değiştirsin.Özellikle son iki kitabında bunu daha da çok hissettim.Giriş,gelişme güzel fakat sonuç hüsran oldu benim için.


Konusuna gelince;Ada Santorini, New York'ta bir derginin editörlüğünü yapan başarılı bir kadındır. Ama geride bırakmaya çalıştığı acısı ve anıları ona eziyet etmektedir. Psikoloğunun tavsiyesi üzerine Seattle'da bir yüzen ev kiralar ve hayatı için önemli bir adım atar. Yüzen eve adımını attığı andan itibaren değişim onun için yavaş yavaş ve farkında olmadan başlar. Yüzen evle birlikte hem yeni bir hayata hem de daha önce bu evde yaşayan Penny'nin gizemli hayatına dair yolculuğu başlar.
Penny, 1959 yılında evlenerek ressam olan eşinin isteği üzerine bir yüzen evde yaşamaya başlamıştır. Zamanla hem yüzen eve hem de komşularına özellikle küçük Jimmy'le arkadaşlığına alışmaya başlar. Ama tam olarak mutlu değildir. Mutsuz olarak dibe vurduğu bir dönemde hayatı tamamen değişir ve bu değişim yıllar sonra evini kiralayan Ada'nın gizemini ortaya çıkarmasına kadar sürer.

Yazar,sanırım ''Sevginin Bağladıkları'' adlı filmden çok etkilenmiş; çünkü fazlasıyla o filmi andıran bölümler okudum.Ve diğer okuduğumuz kitaplarında olduğu gibi geçmiş,günümüz arasında gidip geldik ve gerçekten sıkıldım.

Sarah Jio,bu kitapta üzgünüm ama kalitesini gözümde çok düşürdü. Kolay kolay tekrar okuyacağımı sanmıyorum.



2 Mart 2015 Pazartesi

Gözlerindeki Canavar, J.M.Darhower [Kitap Yorumu]



Gözlerindeki Canavar... Masallarda ki gibi yakışıklı fakat ruhunda saflıkla alakalı tek iyi bir şey olmayan Ignazio'nun, ona aşık olduğu kadar ondan nefret de eden Karissa'nın hikayesi...

Bu kitap ne kadar aşk hikayesiyse bir o kadar da intikam romanıydı.

Aşk kitapları okurken çoğu zaman sıkılıyorum fakat bu kitabı soluksuz okudum. Bir sonra ki sayfayı çevirmeme neden olan merakım sağ olsun. :))
Kitabın sonu hele! Neye uğradığımı, ne düşüneceğimi, kitabın nasıl devam etmesinin isteyebileceğimi şaşırdım. Karissa gibi. Üstelik ben böyle bitemez derken devamı olduğunu bile bilmiyordum. Neyse ki varmış.

Yazarın kalemini de beğendim. Kitabın çevirisini de. Akıcıydı... 

Kurgu da en beğendiğim yan; Naz'ın değişmeyen karakteri oldu. Kitabın başında nasıl bir adamsa kitabın sonunda da aynen öyleydi. Kızı görüp aşık oluyor, evet. Fakat aşk ile bir an da temiz, saf birine de dönüşmüyor. İyi ki de dönüşmüyor. Klasik kurgulara benzememiş.

Eleştirilerim de yok değil: Mesela yaş farkı. Bu tür kitaplar da (özellikle de historicallar da, o tür okuyanlar iyi bilir) on/on beş yaş farkı oluyor. Bunda ise yirmi yaş fark vardı. Tam tamına yirmi! Çok fazla... Kız hele on sekizinde. Benim gözümde bir çocuk. Adam otuz sekizinde. Bu normal değil... Doğru değil.
Sonra, bir de adam kıza çok kötü davranıyordu. Canavarca. Yaptığı şeylerden çoğu kadına şiddet olarak tanımlanabilir. Karissa ise hem bunun farkındaydı hemde eğer durmasını isterse onun duracağının bilincindeydi. Fakat o durmasını istemiyor. Çoğu yer de Karissa bunu diyor. Bir nokta da aslında yazar bunu bize, okuyucusuna belirtiyor. Hani bir söz vardır; alan razı veren razı. Ben ne edem. Bu yanlışlıklar beni rahatsız etmedi. Çünkü bu bir fantazi kitabı. Bu demek değildir ki ben bundan hoşlanıyorum ya da hoşlanmıyorum... Ben sadece okuyorum.
Yazar kafasında bir kurgu yaratmış, yazmış. Ben kurgunun gidişatına yorum yaparım. Kurgunun içeriğine yorum yapamam. Kimse yapamaz. 

Tavsiye eder miyim? BU KADAR YAŞ FARKININ VE KADINA ŞİDDETİN DOĞRU OLMADIĞININ BİLİNCİNDE OLAN KİŞİ BU KİTABI OKUSUN DERİM.

Serinin ikinci ve son kitabını okuyacak mısın derseniz; evet. Merak ediyorum, kızın seçimi ne olacak. Nefret ettiği aşkı ile devam edecek mi? Adam canavarının zincirlerini çözebilecek mi? 
Bir çok soru vardı yarım kalan.

Ben bu soruların cevaplarını merak ediyorum. İkinci kitabı bekliyorum... 



•ALINTILAR•







26 Şubat 2015 Perşembe

Deniz Feneri Koyu, Kimberley Freeman [Kitap Yorumu]

Aslında benim için tek bir kelime yeter tüm kitabı anlatmaya; olağanüstüydü!

Günümüz ile geçmişi kusursuzca harmanlamış yazar. En sevdiğim türlerden biri epik fantastikse bir diğeri de bu; ailevi-dram. Hayata dair; her an kendimden bir parça bulabileceğim sayfalar arasında soluksuz gezindim. Kendimi kaptırmışım... Heyecan, hüzün, sevgi hatta dehşeti hissettim ben bu kitabı okurken.

Deniz fenerine sığınan iki kadının hikayesi gibi başlıyor her şey fakat Deniz Feneri Koyu'nda yazar öyle noktalara değinmiş ve her birini öyle gerçekçi ve dolu dolu anlatmış ki yazar! Dostluk, aşk, kardeşlik bağları... Bu bağlar birbirinden ne kadar uzaklaşsa da hiç kopmamış ve kopmayacak olmasının gerçeği.

Deniz Feneri Koyu; farklı yüz yılar da yaşamış iki kadının hikayesi...
Kitapta 1901 yılını Isabella'nın ağzından, 2011'i ise iki kız kardeşin; Libby ve Juliet'in ağzından okuyoruz.
Arada yüz yıl var ama bölüm geçişlerin de bir kez olsun kopukluk yaşamıyorsun. Kimberley Freeman, kafasında yarattığı kurguyu çok başarılı bir şekilde kağıda dökmüş.
1901 yılında zaman ve keder iyi niyetini tüketmiş bir kadındır Isabella. Çocuğunu kaybetmiş bir anne, cenazesine bile gitmesine yas tutmasına izin verilmemiş bir kadındır. O çok zengin kocası ve kocasının ailesi yüzünden, kendisi olmaktan çıkmış bir anlam da o ailenin gelini yerine malları olmuş. Öyle iğrenç bir adam ki Arthur! Midemi bulandırdı!
Kitap gemi de başlıyor... Isabella ve Arthur'un gemi de olmalarının sebebi ise kraliçe için yaptıkları parlamento asası. Arthur ve Isabella'nın babası kuyumcu. Asa da Arthur Winterbourne tarafından tasarlanıyor. Tasarladıkları arasında en değerli parça da bu asaymış. Arthur, asanın çalınmasından korktuğu için yanına Isabella'yı da alıp asa ile Sidney'e doğru yola çıkıyor. Fakat Isabella'nın aklında ki; Sidney'e vardıklarında kendini kaybettirmektir. Kaçıp, aşksız evlilikten kurtulmak, New York'da ki kardeşinin yanına sığınmak ister.
Kader... Gemi batar; tek kurtulan ise Isabella olur. Yanında asa ile birlikte üstelik. Fakat öyle bir yer vardı ki; Arthur'un öleceğini anladığı... Kendisi ile birlikte Isabella'yı da derinlere çekmek istedi, onu da öldürecekti! [Hayatta böyle iğrenç insanlar da var işte.] Neyse... Isabella küçük bir kasaba da deniz feneri ve onun bekçisine sığınır. :)) Mattheww; hayatta böyle erkekler de var mı bilmiyorum ama ona Isabella ile birlikte bende aşık oldum. O, o koyda aşkı ve özgürlüğü tatsa da kocasının ailesinin de asanın peşine düşeceğinin farkındadır. Nitekim öyle de oluyor...
2011 yılını ise Libby'nin ağzından okumaya başlıyoruz. Libby on iki yıldır sevdiği adamın; Mark'ın ölümünün yasını tutmaktadır. Fakat adamın yasını tutan bir karısı ile çocukları da var...
Mark bir Winterbourne'dür. Isabella ise Deniz Feneri Koyu'ndan doğup, büyümüştür.
Onun ölümünden sonra yirmi yıldır dönmeyeceğini söylediği o koya geri döner. Bir yandan Winterbourne ailesini ve batan gemiyi araştırırken bir yandan da yirmi yıldır konuşmadığı kız kardeşi ile barışmanın yollarını düşünmektedir. Fakat Juliet için Libby bir yabancı ondan önce de düşmanından başka bir şey değilmiş... 
İşte böyle... İki kadın; hayatı alt üst olmuş gene de pes etmemiş. Onların yolunu, mutluluğunu bulmalarını okuyorsun. O iki kadın gibi güçlü olabilmeyi diliyorsun.
Deniz Feneri Koyu, kitaplığımın en kıymetlilerinden biri artık. Çok sevdim, çok beğendim. 

Tavsiye ederim, okuyun. Okutun.

•ALINTILAR•






LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...