Sayfalar

26 Şubat 2015 Perşembe

Deniz Feneri Koyu, Kimberley Freeman [Kitap Yorumu]

Aslında benim için tek bir kelime yeter tüm kitabı anlatmaya; olağanüstüydü!

Günümüz ile geçmişi kusursuzca harmanlamış yazar. En sevdiğim türlerden biri epik fantastikse bir diğeri de bu; ailevi-dram. Hayata dair; her an kendimden bir parça bulabileceğim sayfalar arasında soluksuz gezindim. Kendimi kaptırmışım... Heyecan, hüzün, sevgi hatta dehşeti hissettim ben bu kitabı okurken.

Deniz fenerine sığınan iki kadının hikayesi gibi başlıyor her şey fakat Deniz Feneri Koyu'nda yazar öyle noktalara değinmiş ve her birini öyle gerçekçi ve dolu dolu anlatmış ki yazar! Dostluk, aşk, kardeşlik bağları... Bu bağlar birbirinden ne kadar uzaklaşsa da hiç kopmamış ve kopmayacak olmasının gerçeği.

Deniz Feneri Koyu; farklı yüz yılar da yaşamış iki kadının hikayesi...
Kitapta 1901 yılını Isabella'nın ağzından, 2011'i ise iki kız kardeşin; Libby ve Juliet'in ağzından okuyoruz.
Arada yüz yıl var ama bölüm geçişlerin de bir kez olsun kopukluk yaşamıyorsun. Kimberley Freeman, kafasında yarattığı kurguyu çok başarılı bir şekilde kağıda dökmüş.
1901 yılında zaman ve keder iyi niyetini tüketmiş bir kadındır Isabella. Çocuğunu kaybetmiş bir anne, cenazesine bile gitmesine yas tutmasına izin verilmemiş bir kadındır. O çok zengin kocası ve kocasının ailesi yüzünden, kendisi olmaktan çıkmış bir anlam da o ailenin gelini yerine malları olmuş. Öyle iğrenç bir adam ki Arthur! Midemi bulandırdı!
Kitap gemi de başlıyor... Isabella ve Arthur'un gemi de olmalarının sebebi ise kraliçe için yaptıkları parlamento asası. Arthur ve Isabella'nın babası kuyumcu. Asa da Arthur Winterbourne tarafından tasarlanıyor. Tasarladıkları arasında en değerli parça da bu asaymış. Arthur, asanın çalınmasından korktuğu için yanına Isabella'yı da alıp asa ile Sidney'e doğru yola çıkıyor. Fakat Isabella'nın aklında ki; Sidney'e vardıklarında kendini kaybettirmektir. Kaçıp, aşksız evlilikten kurtulmak, New York'da ki kardeşinin yanına sığınmak ister.
Kader... Gemi batar; tek kurtulan ise Isabella olur. Yanında asa ile birlikte üstelik. Fakat öyle bir yer vardı ki; Arthur'un öleceğini anladığı... Kendisi ile birlikte Isabella'yı da derinlere çekmek istedi, onu da öldürecekti! [Hayatta böyle iğrenç insanlar da var işte.] Neyse... Isabella küçük bir kasaba da deniz feneri ve onun bekçisine sığınır. :)) Mattheww; hayatta böyle erkekler de var mı bilmiyorum ama ona Isabella ile birlikte bende aşık oldum. O, o koyda aşkı ve özgürlüğü tatsa da kocasının ailesinin de asanın peşine düşeceğinin farkındadır. Nitekim öyle de oluyor...
2011 yılını ise Libby'nin ağzından okumaya başlıyoruz. Libby on iki yıldır sevdiği adamın; Mark'ın ölümünün yasını tutmaktadır. Fakat adamın yasını tutan bir karısı ile çocukları da var...
Mark bir Winterbourne'dür. Isabella ise Deniz Feneri Koyu'ndan doğup, büyümüştür.
Onun ölümünden sonra yirmi yıldır dönmeyeceğini söylediği o koya geri döner. Bir yandan Winterbourne ailesini ve batan gemiyi araştırırken bir yandan da yirmi yıldır konuşmadığı kız kardeşi ile barışmanın yollarını düşünmektedir. Fakat Juliet için Libby bir yabancı ondan önce de düşmanından başka bir şey değilmiş... 
İşte böyle... İki kadın; hayatı alt üst olmuş gene de pes etmemiş. Onların yolunu, mutluluğunu bulmalarını okuyorsun. O iki kadın gibi güçlü olabilmeyi diliyorsun.
Deniz Feneri Koyu, kitaplığımın en kıymetlilerinden biri artık. Çok sevdim, çok beğendim. 

Tavsiye ederim, okuyun. Okutun.

•ALINTILAR•






24 Şubat 2015 Salı

Baştan Çıkarıcı Atıştırmalıklar / Tara Sivec (Yorum)

   Hızla belirteyim ki kitap +18. Zaten yayın evi de kitabın arka açıklama yerinde uyarısını geçmiş.
   Konuya göre güzel bir kapak olmuş. Hani biraz düşününce sanırım iyi bir seçim demeliyim.

   Claire kendi kendine sürekli 'asla çocuk sahibi olmayacağım' naraları atan bir kızdır. Neden mi? Kedi beslemenin çocuk beslemekten daha kolay olacağına inanıyor ve bir de işin kadınsal yönleri kafasında dans ediyor. Size Cleire'in aklındaki düşüncelerin vajina dolaylarında dans ettiğini söylersem konuya yabancı kalmazsınız en azından. Çünkü fazla detaya girmeyeceğim. :D
   Claire'in en yakın arkadaşı Liz, sürekli onun bekaretinden yakınır ve bir gün Claire bu işin sonuca varmasını sağlar. İşte burası tam bir komedi. Çünkü Claire tek gecelik bir ilişki sonucu, sabah uyanır uyanmaz adamın yanından kaçar ve bir müddet sonra hamile olduğunu anlar. O satırları okurken Claire'e 'Ne oldu yavrum, hayat tam da hayal ettiğin gibi ilerliyor değil mi?' diye lafı yapıştırdım. Tabii o beni duymadı bile :D

   Carter sabah uyandığında, yanında dün geceki o çikolata kokulu kızı bulacağını sanarak gözlerini açtı. Ahh büyük hayal kırıklığı. Hani kız nerde Carter? Tabii ki kaçtı. Kitapta en eğlendiğim bölümlerden biri de Carter'ın yatakta kendinin tek başına olduğunu anladıktan sonraki beş dakika. Aklıma geldikçe hala gülüyorum. Neyse Carter o malum anları atlattıktan sonra Claire bulmak istedi. Hakkını yememek gerek. Tabii Claire de onu baya bir aradı. Tek sorun birbirlerinin simlerini dahi bilmiyorlardı.

   Beş yıl sonra hiç beklemedikleri bir anda karşılaştıklarında bu onlar için büyük bir şok olsa da artık ikisinin ortak bir noktası var. Gavin. Yani oğulları. İlk başlarda ne kadar da birbirlerini zorlamış gibi yapsalar da çok geçmeden aile olmaya başlıyorlar.

   Kitap da küfür ve cinsel içerik çokta olsa yazar aile bağı, arkadaşlık, aşk kavramlarını güzel işlemiş. Az biraz da anlarım biçimi Pucca vari geldi.

   Eğer küfür ve cinsel terimlerden dolayı rahatsızlık duymazsanız bolca gülüp eğleneceğiniz bir kitap olacaktır sizin için. Ve kitabımız burada da bitmiyor. 3 kitaplık bir seri bizi bekliyor. Bu da demek ki bu çılgın aile ile daha işimiz bitmedi :D

23 Şubat 2015 Pazartesi

Tesadüfler, Melis Özün Uslu & Yusuf Özoğul [Kitap Yorumu]


Bilinmeyenler Serisinin ilk kitabıydı Tesadüfler. Benim de elime tesadüfen geçen bir kitap oldu diyebilirim. Aklımda okumak yoktu çünkü gene bir Türk yazardan bilindik bir aşk romanı sanıyordum. Hatta bunu düşünerek başladım kitaba. Kitap fantastik çıktı yahu! Fantastik!  Çok şaşırdım, çok sevindim. Yani şunu bilin ki Türk bir yazardan da (aslında bu kitapta iki yazardan oluyor) fantastik kurgu çıkabiliyormuş.


Başarılı bir romandı Tesadüfler. Akıcıydı. Ben elimden bırakmadan o gün içerisinde okuyup bitirdim.

Yazarlar kitapta aşka olduğu kadar dostluğa da değinmiş ve oldukça da önem vermişler.

Heyecanlar, ihanetler, gerçekler ve yalanlar ve tesadüfler... Güzel bir kitaptı. Seri ilerledikçe ve yazarlar yazdıkça daha da başarılı olabileceklerine inanıyorum. Belki çok çok iyi değildi; yabancı yazarlardan alıştığımız tarzlara benzemiyordu fakat kitabın belli bir çizgisi vardı. Benim yaşıma pek uygun bir kitap değildi; Tesadüfler gençlik serisinin başlangıcıydı. Ergenler için fakat ben sıkılmadım okurken. Yazar(lar)ı da bu türde yazmaya sadece cesaret ettiği için bile takdir ettim.

Kitap dönüşümlü olarak iki kişinin ağzından anlatılıyor; Alexander ve Christina. İkisi de özel güçlere sahip olduklarını keşfediyorlar. Fakat iki sevgili yerine çok iyi iki dostlar. :)) Özel güçleri olan ise dört genç var. Fakat bu asıl iki karakterin aşık oldukları kişiler özel değiller. Normal insanlar. Bizim gibi. :)) Çoğu zaman ben insanlara normal de demem ama olsun. :)):)):))

Bu özel güçleri olan dört genç; konuşan bir kitabın birer anahtarı. Kitap ise Merlin ile Su Perisinin eseri... Kitap, çocukların içindeki yetenekleri ortaya çıkaracak bir tür kapı görevi görüyor. Fakat eski grup beş kişiymiş ve en güçlüleri kendi grubunun üyesini seçtiğinde o, kötülerin tarafına geçmiş. Bu yüzden de en güçlünün gücü; Alex ile Cristy arasında paylaştırılmış.

Çocuklar güçlerini ortaya çıkarmayı başarıyorlar. Fakat o güçleri kullanmayı öğrendikçe tehlikeye de adım adım yaklaşıyorlar. Kitabı ele geçirmek isteyen bir grup ile kelimenin tam manasıyla savaştılar! Eee bu savaşta sonun başlangıcı oluyor bir yer de. :))

Devamın da mı? İkinci kitapta.

Okumak mı? Okuyun.



•ALINTILAR•











LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...